30 Aralık 2018 Pazar

2019'da altın fiyatları yükselecek mi

2019'da altın fiyatları yükselecek mi 


Altın fiyatlarında iyimser olmamızı sağlayacak veriler artıyor, Altın ons fiyatları geçen hafta 2012'de boğa piyasasının son bulduğu noktadan (1.815 $)  başlayan düşüş trendini yukarı doğru kırdı.


2019'da altın fiyatları düşecek mi
Altın 2012'den başladığı düşüş trendini yukarı yönlü kırdı

 Altının teknik olarak önemli bir hedefi geçtiği hafta risk iştahının(risk iştahının düşmesi altını destekler) düşmesini sağlayan gelişmeler devam ediyor. Borsaların göstergesi S&P 500 geçen hafta ayı piyasasına girdi ve şu an ise tam sınır seviyede duruyor.(-%20,2) geçmiş örnekler bize S&P 500'ün ayı piyasasından çok çabuk çıkamadığını gösteriyor, 1929'dan beri S&P 500, ayı piyasasına girdikten sonra en erken iki ay içinde çıkabilmiş, ortalama ise on beş ay.

 1929'dan beri S&P 500, yirmi bir defa ayı piyasasına girmiş, bunların altı defasında ayı piyasası derinleşmemiş.(Değer kaybı %20-22) fakat ortalama değer kaybı ise %36 kısacası istatistikler bize borsalar açısından çok iyimser olmanın zor olduğunu gösteriyor, altın fiyatları açısından bunun anlamı ise olumlu.

29 Aralık 2018 Cumartesi

Petrolün Devri Bitiyor Mu

 Günümüzde dünyasında en önemli doğal kaynaklardan biri belki de en önemlisi petroldür, yakın gelecekte veya çok uzak olmayan bir gelecekte petrolün öneminin ve doğal olarak fiyatının düşeceğini gösteren veriler ise artıyor.

 Uluslararası Enerji Ajansı'nın tahminlerine göre dünyadaki petrol talebi 2020'li yılların ortasında ya da 2040 yılına kadar artmaya devam edecek ve ardından gerilemeye başlayacak yani çok uzak olmayan bir gelecekte petrolün önemi günümüze göre azalmaya başlayacak.


petrolün devri sona eriyor
Petrolün devri bitiyor mu

28 Aralık 2018 Cuma

Apple'ın Başarı Hikayesi Sona Mı Eriyor

 Dünyanın en büyük akıllı telefon markası Apple geçmiş yıllardaki başarısını sürdürmekte zorlanıyor, geçtiğimiz günlerde Huaweii Ceo'sunun kızı Kanada'da göz altına alınması sonrası Apple'ın adı komplo teorileri ile beraber anılmaya başladı.

 Apple'ın piyasadan hızla silinmesi senaryosundan bahsetmek günümüzde çok makul karşılanabilecek bir düşünce değil ama çok yakın zamana kadar kimse Nokia, Blackberry, Sony Ericsson firmalarının piyasadan silineceği inanmazdı.

 Apple geçmiş senelerdeki dominantlığını koruyamıyor, Huaweii ise çok büyük bir atak içinde, geçen sene Huaweii pazar payını %40 büyüterek dünyanın en büyük ikinci akıllı telefon üreticisi olarak Apple'ı geçti; aynı yılda Apple'ın pazardaki payı sadece %0.7 büyüdü. 


 
apple neden başarılı
Apple'ın başarı hikayesi sona mı eriyor

  Xiomi ve Huaweii'nin yükselişi Apple'ı ciddi şekilde tehdit ediyor ama asıl sorun rakiplerin yükselmesi değil, Apple'ın düşmesi o yüzden Apple'ın başarı hikayesini sürdürüp sürdürmeyeceği merak konusu. Apple, ileride yok olsa bile başarıyla uyguladığı stratejiler uzun yıllar başka şirketlere örnek olacak. Apple nasıl başarılı oldu?

27 Aralık 2018 Perşembe

çin ekonomisi 2019

 2019'da dünya ekonomisi etkileyecek en önemli faktörlerden biri Çin ekonomisinin büyüme performansı olacak, Çin ekonomisi 2019 yılında %6'nin bile altına büyüme performansı göstermesi senaryolarından söz edilmeye başladı, bu yıllardır devam eden zayıflama trendinin bir psikolojik bariyeri daha aşması olur ki hem Çin hem de bizim açımızdan(Çin, gelişmekte olan ülkelerin varlık fiyatlarını çok güçlü şekilde etkiliyor.) çok olumsuz fiyatlamaları beraberinde getirebilir. Çin yönetiminin bu sorunu çözmek için çok yeni bir planı yoksa ki buna dair bir şey duymadık, Çin'in çözüm çabaları da yine bizi olumsuz etkileyecek.


 Çin ekonomisi neden yavaşlıyor


  Çin ekonomisi aslında yönetimin kontrolü ve isteği ile yavaşlamaya başladı, bu blogda daha önce Çin ekonomisinin geleceği hakkında çok sayıda paylaşım yapmıştım; demografi sorunu, emlak balonu, anormal borç stoku gibi sorunların ileride Çin için çok büyük sıkıntılara sebep olacağını Çin yönetimi de biliyordu ki 2013'te Çin'in yeni başkanı olan Xi Jinping bu sorunları çözmek için söz vermişti ve göreve geldikten sonra aldığı ekonomik kararların neredeyse tamamı ekonomik büyümeden ödün verme pahasına Çin ekonomisinin yapısal sorunlarını çözmekti, 2008 Krizi sonrası Çin zaten yavaşlıyordu, Xi Jinping'in ekonomik hamleleri ile bu yavaşlama güçlendi. Çin ekonomi yönetimi karşılanabilir bir fatura ile yapısal sorunları çözmek istiyordu ama Abd seçimleri durumu değiştirdi.

26 Aralık 2018 Çarşamba

Orta Gelir Tuzağı

 Orta gelir tuzağı; bir ekonominin  temsil ettiği halkı ortalama gelir seviyesine ulaştırdıktan sonra ilerleyememesine verilen addır; dünyada ortalama gelire ulaşan ülkelerin istisnai örnekleri dışında neredeyse tamamı bu sorunla karşı karşıya kalmıştır ve bu sorunla yüzleşmeye devam etmektedir. Biraz daha basitleştirirsek herhangi fakir bir ülke iç ve dış pazarlarında sadece rakiplerinden daha ucuza ürün üreterek zamanla orta gelirli bir ülke olabilir, günümüzde buna örnek onlarca ekonomi vardır. Orta gelir seviyesine sahip bir halk üst gelir seviyesine yaklaştıkça iş gücünün maliyeti arttığı için doğal olarak fiyat rekabeti gücünü kaybeder ve ekonomi zayıflamaya başlar, zayıflayan ekonomi ile beraber iş gücünün de gelirleri düşer ve ülkenin geliri ortalama altı ya da alt gelir seviyelerine yaklaştıkça ülke ekonomisi tekrardan rekabetçi olur ve bu döngü devamlı olarak devam eder.

 Orta gelir tuzağına düşmüş bir ekonomide üreticiler de doğal olarak bunun gereği olacak şekilde yatırım yaptığı için bir noktadan sonra ekonominin paydaşları ekonomi gelişimi önünde engel olmaya başlarlar ve ekonominin bu kısır döngüden çıkması için bir plan dahilinde reformlara ihtiyaç duyulur.

 Somutlaştırmak gerekirse Türkiye'nin yurt dışına sattığı ürünlerin kilogram başı geliri geçen sene 1.3 dolar civarındaydı, gelişmiş ülkelerde bu oran 3-4 dolar civarında ! Biz ucuza sattığımız bu ürünleri üretmek için ürünün %70'i kadar ithalat yapıyoruz.( Her yüz liralık ihracat için 70-80 lira ithalat yapıyoruz.) İç ticarette de rakamlar muhtemelen buna benzerdir bize refah sağlayacak ürünler üretemiyoruz, üretebileceğimiz ürünleri de üretmeme sorunumuz var bununla beraber mevcut durumdan rahatsız olmayan reel sektör sorunumuz var. Bu konu ile alakalı daha önce bir paylaşım yapmıştım. (Türkiye'nin kendi üretmeme ve üretememe sorunu-Link- Bu paylaşımın daha anlaşılır olması için linkteki makaleyi okumanızı tavsiye ederim.)

24 Aralık 2018 Pazartesi

Kara Çarşamba ve George Soros

 1990'ların başında dünya ekonomisi daha önce görülmedik bir manipülasyona şahitlik etmişti, çok da büyük bir serveti olmayan George Soros dünyanın en büyük merkez bankalarından birinin karşısında çok cesaretli adımlar atmıştı daha ilginci George Soros çok sınırlı servetiyle İngiltere Merkez Bankası'nı alt edebilmişti.


 Kara Çarşamba'nın bize öğrettiği en önemli ders ise merkez bankalarının bağımsızlığının önemi ve tamamen entegre olmamış yapıların ortak ekonomik yapıya geçemeyecekleri, bu tür yapıların kısa vadede sağladığı faydalar için ekonomik bağımsızlıktan vazgeçilmemesi gerektiğidir.


Kara Çarşamba'ya giden süreç


 Avrupa Birliği; Euro Birliği öncesi ticareti kolaylaştırma ve haksız rekabeti önleme, istikrar sağlama vb. sebeplerden dolayı 1979'da Exchange Rate Mechanism'i (ERM) uygulamaya başlamıştı, uygulamanın kurallarından biri herhangi bir ülkenin para birimini %6'dan daha fazla devalüe edememesi idi; uygulama birçok fayda sağlamış olsa da merkez bankaları için çok ciddi sorunlara yol açıyordu ve Avrupa ekonomilerinde anormal büyüme, enflasyon ve faiz oranlarının ortaya çıkmasına yol açıyordu.

 Birleşik Krallık'ta en uzun süre başbakanlık yapmış olan Demir Leydi lakaplı Margaret Thatcher görev süresi boyunca tek para birimine karşı oldu hatta çok uzun süre devam eden başbakanlık kariyerini sona erdiren en önemli faktörlerden biri tek para birimine hazırlık olan ERM'e katılmayı reddetmesiydi; M.Thatcher'ın ERM'e katılmayı reddetmesi ve İngiltere ekonomisindeki sorunlarında etkisi ile 1991'de parti kongresinde yerini ERM'nin çok kuvvetli destekçilerinden John Major'e bıraktı.

23 Aralık 2018 Pazar

Risk Sermayesi

 Risk sermayesi (Venture Capital); yeni veya yakın zamanda kurulmuş şirketlere yapılan finansal desteğe verilen isimdir, çok yüksek risk ve getiri vaat eder, son yıllarda başarıya ulaşmış büyük girişim şirketlerinin(Startup) tamamı risk sermayesi desteği almıştır.



Risk Sermayesi Finansman Modeli

 Günümüzde özellikle yüksek teknoloji alanında genç girişimlerin  finansman desteği almadan piyasada yükselmesi veya potansiyelini gerçekleştirmesi neredeyse imkansızdır. Genç girişimlerin ihtiyaç duyduğu finansman iki türlü sağlanır; melek yatırımcılar ve risk sermayesi fonları.

risk sermayesi
 Risk Sermayesi Finansman Modeli

22 Aralık 2018 Cumartesi

Neden Yerli Büyük Bir Yazılım Şirketimiz Yok

 Son senelerde bütün dünyada yazılım sektörünün önemi artıyor; günümüzde dünya borsalarında en fazla talep gören firmalara bakınca çok büyük kısmı yazılım ya da yazılım sektörü ile bağlantılı şirketleridir ama buna rağmen ülkemizde büyük bir yazılım şirketi bulunmamaktadır.

  Google (Alphabet) , Facebook, Alibaba, Amazon gibi bir şirketimizin olmaması belki normal ama Yandex ya da en azından çok ünlü bir mobil oyun üretebilecek kapasitemiz olduğu halde bunları ülkemizde üretemiyor ya da üretmiyor oluşumuz gerçekten üzücü ve sorunlu bir durum.

18 Aralık 2018 Salı

Japonya Nasıl Gelişti

 Japonya, Avrupa'da olmayan veya Avrupa kökenli bir halka sahip olmayan ülkeler içinde en büyük ekonomik gelişimi sağlamış ülkedir yine Japonya, batılı olmayıp da gelişmiş ülke sınıfına girebilmiş ilk ülkedir. 1970-90 arası altın çağını yaşayan Japon ekonomisi günümüzde  eski gücünde ve etkinliğinde değil hatta önümüzdeki 15-20 yılda Japonya'nın ekonomik etkinliğini çok ciddi şekilde kaybedeceğini tahmin etmek güç değil, bu durumun ana sebebi ise Japonya'daki büyük demografi sorunu ve yabancı  karşıtlığıdır. Japonya'nın gelişim serüvenine bakınca ironik şekilde Japonya'nın gelişimini sağlayan ana faktör de yabancı karşıtlığıdır yani Japonya yüzlerce yıldır sürdürdüğü ve kültür haline getirdiği yabancı karşıtlığını sona erdirme veya refahını kaybetme arasında tercih yapacaktır. Japonya'nın gelişim serüvenine Meiji restorasyonu ve 2. Dünya savaşı sonrası şeklinde iki döneme ayırabiliriz.

17 Aralık 2018 Pazartesi

Deutsche Bank'ta neler oluyor

 Son günlerde Deutsche Bank ile ilgili gelişmeler bütün dünyada ilgi ile takip ediliyor; en son İMF , Deutsche Bank için küresel anlamda bankacılık sistemini tehdit eden büyük risk ifadesini kullandı.

 yakın zamanda adı sık sık skandallara karışan Deutsche Bank son günlerde ise çok büyük sorunlar ile anılıyor, son bir yılda %50'e yakın  değer kaybeden banka en son Almanya ekonomi bakanının Commerzbank ile Deutsche Bank'ı birleştirmek gibi bir planımız yok açıklaması ile gündeme geldi.

 Deutsche Bank, Almanya'nın en önemli bankalarından biri ve Alman ekonomisi, Türkiye'nin en büyük dış pazarıdır, bunun dışında Türk-Alman ekonomisinin ilişkisi sadece pazar ilişkisi de değildir; Almanya finansman, doğrudan yatırım vb. birçok açıdan da Türkiye için çok önemlidir. Alman ekonomisi, Türkiye'nin en büyük pazarı olan Avrupa ekonomisinin lokomotifi olduğu için Almanya'da çıkabilecek muhtemel bir sorun tabii ki bizi de olumsuz etkileyecektir.

16 Aralık 2018 Pazar

Çin Emlak Balonu

 Küresel ekonomi üzerindeki büyük riskler ile ilgili sık sık paylaşım yapmaya çalışıyorum; daha önce şu paylaşımda Çin'deki borç sorunun bahsetmiştim.-Link- Bu paylaşımın daha anlaşılır olması için okumadıysanız öncelikle o paylaşımı okumanızı kuvvetle tavsiye ederim o paylaşımda Çin ekonomisinin yavaşlaması durumunda çıkabilecek sorunlar ile aksi ihtimal arasındaki paradoksu açıklamaya çalışmıştım, bu paylaşımda ise Çin konut balonunu bu paradoksunu içine ekledim.

 İnşaat sektörü bütün dünyada olduğu gibi Çin'de de ekonomik hareketliliği sürükleyen en önemli sektörlerden biridir fakat Çin ekonomisinde inşaat sektörünün günümüzde geldiği konum son derece ilgi çekici; Çin'deki en az elli milyondan fazla konutun boş olduğu tahmin ediliyor ki bu Çin'deki toplam konut miktarının +%20'sine denk geliyor buna rağmen Çin'de konut yapımı hızla devam ediyor, daha ilginci ise konut fiyatları da yükselmeye devam etmektedir.

  Çin yönetimi, Çin emlak balonunu telaffuz etmemiş olsa da varlığından haberdar, Çin yönetimi yakın zamana kadar emlak piyasasındaki balonu engellemek için önlemler alıyordu fakat ticaret savaşları bu önlemleri akim bıraktı. 

Çin emlak balonunun sebebi ne?

15 Aralık 2018 Cumartesi

Hindistan Geleceğin Süper Gücü Olabilir Mi

 IMF'nin rakamlarına göre Hindistan, 2.6 trilyon dolarlık milli hasılasıyla dünyanın en büyük altıncı büyük ekonomisidir ve 2014'ten beri dünyadaki büyük ekonomiler arasında en hızlı büyüyen ekonomi Hindistan ekonomisidir.

  Hindistan, 1.3 milyarlık nüfusu ile Çin'den sonra dünyanın en kalabalık nüfusuna sahiptir. 2024 yılında Hindistan'ın nüfus bazında Çin'i de geçmesi bekleniyor, daha da önemlisi; günümüzde majör ekonomiler arasında demografi sorunu olmayan tek ekonomi Hindistan ekonomisidir.


13 Aralık 2018 Perşembe

Amazon'un Başarı Hikayesi ve Büyük Veri

 Geçtiğimiz Eylül ayında Amazon'un piyasa değeri 1 trilyon dolara çıktı, son zamanlarda dünyanın birçok yerinde hisse senetlerinin çok ilginç fiyatlandığına şahit oluyoruz fakat Amazon'un büyük  değer artışını bu sebebe bağlamak çok zor. Amazon'un neden başarılı olduğunu karşılaştırma ile açıklamaya çalışayım; Yıllık cirosu 500 milyar dolar, brüt karı 125 milyar dolar civarında olan Wallmart'ın piyasa değeri 300 milyar doların altında iken yıllık cirosu 175 milyar dolar olan ve brüt karı 65 milyar dolar civarında olan Amazon'un piyasa değeri şu an 800 milyar dolar.

 Amazon'un piyasa değerinin 1 trilyon dolarlara ulaşmasının ötesinde 2012'de şirketin F/K oranı(kaç senelik kar ile şirket satın alınabilir) 3.700 yıllara ulaşmıştı, senelerce şirketin F/K oranı yüzlerce senede kalır iken şu an bu oran 92 ! Peki Amazon'un başarısının sırrı ne?

12 Aralık 2018 Çarşamba

Çin Ekonomisinin Geleceği

Çin'in demografik yapısı




Çin ekonomisi dünyanın en büyük ikinci ekonomisidir, bunun ana sebebi Çin'in devasa nüfusudur, Çin'in eski lideri Mao'nun politikaları sebebiyle Çin ekonomisi 1980'lerden önce dünya ekonomisinin önemli bir parçası değildi, Mao'dan sonra Çin ekonomisinin dünya ile entegrasyonu çalışmaları başladı ve 2001 yılında Çin'in Dünya Ticaret Örgütüne katılması sonrası Çin dünya ekonomisinin önemli bir parçası oldu ve aradan geçen 15-20 yılda Çin dünyanın üretim üssü haline geldi, bu muhteşem ekonomik başarı öyküsü sebebiyle Çin ekonomisinin geleceğinin çok daha parlak olduğu hatta  Çin'in gelecekte  çok daha büyük bir ekonomik süper güç olacağı beklentisinin günümüzde çok yaygın şekilde kabul gördüğüne şahit oluyoruz fakat gerçekte ise Çin'in gelecekte bugünkünden çok daha büyük bir ekonomik güç olması bir yana mevcut seviyesini bile koruyabilmesi için çözmesi gereken çok ciddi problemleri var.

  Şu paylaşımda-Link- Çin'in devasa borcunun eninde sonunda hem Çin hem de dünya için çok büyük bir sorun oluşturacağını açıklamaya çalışmıştım; yine linkin içinde Çin'in bu devasa borcu sebebiyle Ticaret savaşlarında fazla müsamahakar olamayacağını ama Abd'nin de mevcut statükoyu devam ettirmesinin imkansız olduğunu ve Çin ile olan anormal ticaret ilişkisini çok uzak olmayan bir gelecekte düzeltmek zorunda olduğunu açıklamaya çalışmıştım, ticaret savaşları %100 Çin lehine sona erse bile Çin'in devasa borcunun halen çok büyük bir sorun olduğu ve Çin'in yine çok uzak olmayan bir gelecekte çok çok daha büyük bir risk ile karşı karşıya olduğunu anlatmaya çalışmıştım.(Endüstri 4.0)

 Çin ve dünya için ciddi risk unsurları barındıran ve iç içe geçmiş bu büyük sorunlar yumağının dışında Çin ekonomisinin ilerideki bir numaralı sorunu ise bunlardan hiçbiri değildir; Çin ekonomisin orta vadede(15-20 yıl) karşılaşacağı en büyük sorun demografi sorunudur.


 Dünyanın en büyük nüfusuna sahip Çin'de son yıllarda doğurganlık oranı 1.6 seviyelerine kadar düştü; nüfusun kendini yenileyebilmesi için bu oranın 2.1 olması gerekir; 1950'lerde Çin'de doğurganlık oranı 6.5 seviyelerindeydi ama ardından gelen tek çocuk politikası ile doğurganlık oranı yıllar içinde dramatik şekilde düştü.

 Bir insanın ekonomik tercihleri hakkında net bir veri elde etmek zordur ama kitlelerin ise ekonomik tercihleri bütün dünyada aşağı yukarı aynıdır; Yaş gruplarına göre şu şekilde genelleme yapılabilir.


0-20 yaş grubu : 


- Çalışanlara bağımlı kesim
- Tüketime de üretime de katkıları çok sınırlıdır.


20-45 yaş grubu: 


- Tüketimin en fazla olduğu dönemdir.
- Ekonomide harcamaları sürükleyen ana kesimdir.
- Tüketimi temsil ederler.


45-65 yaş grubu: 


-Tüketimin azaldığı, tasarrufların arttığı yaşlardır.
- Bu kesim ekonomide tasarrufları temsil ederler, 
-En fazla vergi ödeyen kesim bu kesimdir; mesela Abd'de vergilerin yarısını 45-65 yaş grubundaki insanlardan tahsil edilir.


+65 yaş grubu:


 -Çalışanlara bağımlı bir diğer kesimdir, 
- Üretime katkıları yok denecek azdır, tüketime sınırlı şekilde devam ederler, tasarruf etmezler.
- Devlet harcamalarında önemli pay sahibidirler.(Sosyal güvenlik)



Çin'in nüfus Yapısı
Çin'in Demografik Yapısı

 Günümüzde Çin'de 0-20 yaş grubu 300-350 milyon insan yaşar iken Tüketim yaşında 500-550 milyon insan yaşamaktadır, tasarruf yaşında ise 400-450 milyon insan yaşamaktadır.

 20 yıl sonra Çin'de iş gücü 200 milyon civarında azalacaktır; yine ekonominin ana sürükleyicisi olan 20-45 yaş nüfus grubu da yaklaşık  200 milyon civarında azalacaktır, biraz daha toplu olarak ifade etmek gerekirse; 20 yıl içinde Çin'deki ana tüketici kesimin yarısı, iş gücünün ise çeyreği yok olacak, bununla beraber devlet harcamalarında çok önemli payı olan emekli kesim ise marjinal şekilde artacak ! Bu sorunlar ilerleyen yıllarda ise artarak devam edecektir; Daha önce şu paylaşımda-Link- Japonya'nın göçmen politikasında çok çok marjinal değişiklikler yapmaması durumunda mevcut refahlarını koruyamayacaklarını anlatmaya çalışmıştım; Birleşmiş Milletlere göre dünyada Japonya'dan sonra en sorunlu demografik yapı Çin'in nüfus yapısıdır.

 Dünyadaki en sorunlu demografik yapı Çin'de olmasa da en çözümsüz nüfus sorunu Çin'dedir. Çünkü Çin demografisini iki şekilde düzeltebilir;
1. Göçmenler
2. Doğurganlık oranının düzelmesi


1. Göçmenler:


 Bir üst paragrafta verdiğim linkte çok uzak olmayan bir gelecekte Japonya'nın devasa bir göçmen nüfusuna muhtaç kalacağını açıklamaya çalışmıştım; yine Kuzey Amerika'dan Avrupa'ya bütün gelişmiş ülkelerde sosyal güvenlik sistemi ve mevcut refah,  demografik sorunlar sebebiyle tehdit altında o yüzden önümüzdeki yıllarda dünyadaki en değerli kaynak insan veya eğitimli insan olacaktır tespiti hatalı olmaz.-Link-  Bütün dünyada iş gücüne olan talebin çok kuvvetli artacağı bir dönemde Çin göçmenler için cazip bir ülke olacaktır demek zor çünkü  Çin ekonomisi halkının fakirliğine dayalıdır (fiyat rekabeti) Çin ekonomisinde çok büyük bir dönüşüm sağlansa(!) ve Çin ekonomisi sorun yaşamadan fiyat rekabeti dışında da mevcut gücünü koruyabilse sonuç olarak da Çin  gelişmiş ülkeler sınıfına yükselse bile kültür, sosyal hayat vb. gerekçeler ile Çin yine de göçmenler için çok cazip bir seçenek olmayacaktır; bununla beraber Çin'in ihtiyaç duyacağı göçmen çok büyük rakamlar olacaktır; dünyada en fazla göçmenin yaşadığı Abd'de 50 milyondan az göçmen var iken Çin'in ihtiyaç duyacağı göçmen sayısı yüz milyondan fazla olacaktır !

2.Doğurganlık oranının düzelmesi:


 Çin'de demografinin doğurganlık oranının düzelmesi yoluyla çözülmesi de kağıt üzerinde bir şıktır ama önünde çok kuvvetli engeller bulunmaktadır, öncelikle sorun bu seneden çözülmeye başlasa bile Çin'in demografisinin düzelmesi 20 yıl sürecek.

çin demografisi
Çin-Abd-Japonya-Hinditan doğurganlık oranı
Çin'de doğurganlık oranı doksanlı yıllardan beri sorunlu seviyelere düşmüştür, Çin hükumeti tek çocuk politikasından vazgeçmiş olsa bile tek çocuk yapma Çin halkının iki jenerasyon boyunca kültürüne işlemiş durumda Çin hükumeti bunu tersine çeviremiyor.

 Bir diğer sorun ise Çin demografisinde tek anormallik yaş grupları arasındaki orantısızlık ve doğurganlık oranları değildir, yazının başında verdiğim nüfus piramidinde de görüldüğü gibi Çin'de kadın-erkek nüfusu dağılımında da sorun mevcuttur; uzun yıllar devam eden tek çocuk politikası sebebiyle Çin halkı bu hakkı erkek çocuk tercihi olarak kullanmıştır, Çin'de kadın nüfusu erkek nüfusundan 33 milyon daha azdır, evlilik ve çocuk yapmaya müsait yaş gruplarında bu fark daha da artıyor bu sebeple yaklaşık 10 sene içinde doğurganlık yaşında olan(40 yaş altı) Çinli erkeklerin 1/4'ünün hiç evlenmemiş olması bekleniyor. Kısacası Çin'in nüfus yapısı sorunlu ve veriler çok daha sorunlu hale geleceğini gösteriyor.

 Çin'in ileride süper güç olabilmesi için önündeki en büyük engel nüfus yapısı olacak.

11 Aralık 2018 Salı

2008 Krizi ve Türev ürünler

 Dün şu paylaşımda-link-  VDMK'ların ne olduğu ve ekonomi için bir risk oluşturup oluşturmadığını açıklamaya çalışmıştım; VDMK'lar sık sık 2008 Krizi ve 2008 Krizi'nin ana sebeplerinden biri olan MBS ve CDO'lar ile birlikte anılıyor, daha önce Finansal Krizi şu paylaşımda-Link- nedenleri ile anlatmaya çalışmıştım; bu paylaşım sadece MBS'ler ve CDO'ların nasıl devasa bir soruna dönüştükleri ile alakalı.

Not: MBS ile VDMK aynı üründür.(Belki ufak farklılıklar vardır ama ürün tanımı aynı) CDO ise MBS'lerin daha riskli bir türevidir. (yazının başındaki linkte VDMK nedir sorusunun cevabını bulabilirsiniz.)

 Dot-Com balonu ve 11 Eylül saldırıları sebebiyle Abd ekonomisi zorlu bir döneme girmişti, dönemin Fed Başkanı A. Greenspan ekonomideki sorunları çözmek için o güne kadar görülmemiş seviyede aşırı güvercin politikalar izledi, Abd ekonomisinde düzelme sağlandıktan sonra da Fed güvercin politikalar izlemekten vazgeçmedi. A. Greenspan'in piyasa dostu politikaları görevi süresince bayağı takdir edildiyse de ilerideki senelerde 2008 Finansal Krizi'nin sorunluları arasında gösterildi.

 Fed'in aşırı güvercin politikaları doğal olarak;

- Varlıkların değerini yükseltti.(Talep desteklendi.)
- Finansman imkanları Abd'liler için bile aşırı iyileşti.(Finansman imkanlarında iyileşmenin en pozitif etkileyeceği sektör, inşaat sektörüdür.)
- Tahviller ve doların cazibesi düştü.(Alternatiflerin cazibesi düştü.)

 Özetle bütün şartlar gayrimenkul fiyatlarını destekler iken alternatif ürünlerin cazibesi düştü; Abd tahvilleri %1 civarında getiri vaat ederken aynı risk seviyesinde(!) değerlendirilen MBS'ler %7 civarında getiri sağlıyordu, doğal olarak da MBS'lere akıl almaz şekilde talep gelmeye başladı.

Brexit'in Gerçekleşmeme İhtimali Güçleniyor

 Brexit'in gerçekleşmeme ihtimali güçleniyor; geçen hafta İngiltere Başbakanı T. May'in mevcut Brexit anlaşması taslağının onaylanmaması ihtimalini kuvvetli görmesi durumunda Brexit taslağının İngiltere Parlamentosunda oylanmasını durduracağı haberleri yapılıyordu ki bu durum dün gerçekleşti; Bugün avam kamarasında yapılması gereken Brexit oylaması iptal edildi.

 T. May, Brexit oylamasını durdurarak Avrupa Birliği ile Brexit'i yeniden  müzakere etmeyi ve Avrupa'dan bir miktar daha taviz koparmayı amaçlıyordu ama Avrupa Birliği tarafından yapılan açıklamalarda ortada bir anlaşma olduğu ve yeniden müzakerelerin olmayacağı belirtildi.

 Geçen haftada İngiltere Parlamentosu mevcut taslağın onaylanmaması durumunda kontrolün parlamentoda olması için kararlar almıştı, bu sebeple T. May'in anlaşmasız Brexit tehdidi /baskısı etkisini kaybetti. 

 İngiltere(T. May) Brexit'i yeniden müzakere edemiyor, mevcut taslağı parlamentoya onaylatamayacak, anlaşmasız şekilde İngiltere'nin Avrupa'dan ayrılma ihtimali çok ciddi şekilde zayıfladı o yüzden çok yakın zamanda yeni bir referandum ya da erken seçim ihtimali kuvvetlendi ve İngiltere'nin Avrupa'dan ayrılamaması ihtimali ise iyice kuvvetlendi.


Brexit'te neler olabilir?


 Öncelikle en büyük sorun Mart ayında İngiltere'nin otomatik olarak Avrupa Birliği'nden ayrılacak olması; Brexit'in sonucu her ne olursa olsun mevcut süre çok az o yüzden yakın zamanda bunun ertelenmesi için adımlar atılabilir.

 Avrupa Birliği, İngiltere'nin Avrupa'ya geri dönmesi için koşullar hazırlıyor; Avrupa Birliği, İngiltere'ye tek taraflı olarak Brexit'ten vazgeçebilme hakkı tanıyan bir yasayı onayladı.

(Güncelleme sona erdi.)

Brexit Türk Ekonomisini nasıl etkiler



 Brexit'in gerçekleşememesi belirsizlikleri artırdığı için kısa vadede bizi olumsuz etkiliyor ama orta-uzun vadede Brexit'in gerçekleşmesi bizim açımızdan çok olumsuz bir gelişme olacak o yüzden mevcut durum bizim açımızdan olumludur diyebiliriz.
 Brexit'in tamamlanması için takvim son derece daraldı, 11 Aralık 2018 günü İngiltere parlamentosu, geçtiğimiz hafta sonu Avrupa ve İngiltere liderlerinin anlaştığı Brexit taslağını onaylamayı görüşecek; beklenti taslağın onaylanmayacağı yönünde ve beklentiler doğrultusunda Brexit taslağı onaylanmazsa İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden anlaşma sağlayamadan ayrılması senaryosu kuvvetlenecek.

 Anlaşmasız Brexit'in Türk ekonomisine olası etkileri olumsuz olması bekleniyor, dün İngiltere Merkez Bankası'nın yayınladığı raporda anlaşmasız Brexit için şu beklentiler ifade edildi;

-Enflasyon %6.5'e çıkabilir.
-İngiltere ekonomisi %8 daralabilir.
-Sterlin'de değer kaybı %25'lere ulaşabilir.
-İngiltere'de konu fiyatları %30 civarında değer kaybedebilir.
- Bazı bankalarda sorunlar ortaya çıkabilir.

 Birleşik Krallık , Türkiye'nin en büyük ikinci pazarı olması sebebiyle İngiltere'de ortaya çıkabilecek sorunların Türkiye'yi de olumsuz etkilemesi kaçınılmaz.


 
brexit türk ekonomisini nasıl etkiler
Brexit Türk ekonomisini etkisi nasıl etkiler


 Brexit senaryoları şu şekilde;


Olumlu Senaryo:


 11 Aralık günü İngiltere parlamentosu Brexit taslağını onaylarsa en geç 21 ocak günü Avrupa Birliği liderleri Brexit anlaşmasını görüşecekler, Anlaşmanın onaylanması için üye devletlerin %55'i ve Avrupa Birliği nüfusunun %65'ini temsil eden ülkelerin anlaşmayı onaylaması gerekiyor; bu senaryoda İngiltere 2,5-3 yıl içinde Avrupa Birliği'nden ayrılacak.

Olumsuz Senaryo:


 Beklentiler doğrultusunda İngiltere parlamentosu Brexit'i onaylamazsa İngiltere'de hükumetin 28 gün içinde yeni bir taslak hazırlaması gerekiyor, yeniden takvimlendirme yapılmazsa yeni taslağın Avrupa Birliği liderleri tarafından onaylanması için yaklaşık 1 ay, İngiltere'nin her koşulda otomatik olarak Avrupa Birliği'nden ayrılması için ise 3 ay kadar bir süre var.(29 Mart 2018) Önümüzdeki günlerde İngiltere parlamentosunun Brexit taslağını onaylamaması durumunda bir seneden uzun sürede bulunamayan uzlaşı birkaç ay içinde bulunması gerekiyor, bu sebeple Anlaşmasız Brexit ihtimali de artık ciddi şekilde konuşuluyor.

 İngiltere, bir anlaşmaya varamadan Avrupa birliği'nden ayrılırsa İngiltere ile Avrupa Birliği arasında sadece Dünya Ticaret Örgütü'nün belirlediği ticaret kuralları geçerli olacak, bu aşırı derecede iç içe geçmiş İngiltere Ve Avrupa ekonomileri için ciddi şekilde sorun oluşturacak; Önümüzdeki tek senaryo Anlaşmasız Brexit değil.

-Yeniden müzakere(süre çok kısıtlı)
-Yeniden referandum
-İngiltere'de erken seçim

 Senaryoları da mevcut.

Brexit'in Türk ekonomisine etkisi ne olur?


 Olumlu ya da olumsuz senaryolar fark etmeksizin Brexit, Avrupa Ve Birleşik Krallık ekonomilerini olumsuz etkileyecek, bizim en büyük pazarımızı olumsuz etkileyecek her faktör dolaylı olarak bizi de olumsuz etkileyecek.

 Avrupa Birliği ve İngiltere ayrılmakta anlaşamazlarsa;

- Risk iştahı düşer.
- Euro ve Sterlin değer kaybedeceği için doğal olarak dolar değer kazanacak.(Avrupa Türkiye'nin en büyük pazarı olduğu için genelde euronun aleyhine olan her senaryo Türkiye'nin de aleyhinedir.)

 Bu iki ana olumsuzluk sebebiyle kısa vadede Brexit'in başarısız olacağı senaryolar bizi daha olumsuz etkileyecek  olsa da orta-uzun vadede bu ayrılıktan iki tarafta zarar görecekleri ve bu durumun bizi dolaylı olarak kalıcı şekilde olumsuz etkileyeceği için Brexit'te anlaşma sağlanamaması bizim açımızdan olumlu bir sonuç olma ihtimali de yüksek.

 İngiltere, Avrupa Birliği'nden ayrılsa bile orta-uzun vadede İngiltere'nin Avrupa Birliği'ne tekrardan üye olması da ciddi bir ihtimal; bunun dışında İngiltere, Avrupa Birliği içinde Türkiye'ye en olumlu yaklaşan ülkelerden biri o yüzden İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılması bizim açımızdan politik olarak da olumsuz bir durum.

Twitter adresim Yusuf Yüksel

Facebook Adresim Yusuf Yüksel

Finansal Kriz ve VDMK'lar

 Son günlerde VDMK'lar hakkında sık sık çok yüksek riskli oldukları ve 2008 Krizi'nin Abd'deki VDMK'nın benzeri CDO'lar sebebiyle çıktığı ifade ediliyor.

  En başta şunu ifade etmek gerekir VDMK'lar ile CDO'lar aynı tür ürünler değildir, VDMK'ların karşılığı MBS'lerdir.(Mortgage Backed Securities)



 VDMK nedir?



 VDMK'nın açılımıVarlığa dayalı menkul kıymettirVDMK'lar Bankaların veya benzer kurumların likit olmayan aktiflerinin bir araya getirilip menkul kıymet haline getirildiği türev ürünlerdir, bu ürünler paketlenip türev ürün halinde ikincil piyasada satılır.(Yükümlülük yerine getirilmez ise varlığın alıkonulma hakkı dahil.)

TÜRKİYE'NİN ENFLASYON SORUNU

Öncelikle Enflasyon nedir?-1 , Enflasyon nedir?-2


 Son zamanlarda ekonomik anlamda zor günler yaşıyoruz, mevcut durum daha çok Abd ile yaşanan politik sürtüşmeden kaynaklanıyor olsa da bizi bu sıkıntılı duruma açık hale getiren etmen daha önce de yaşadığımız her sıkıntının sebebi olan enflasyondur. Türkiye'nin geçmişte yaşadığı her kriz ya enflasyon sebebiyle gerçekleşmiştir ya da enflasyon yaşanan krizde çok ciddi pay sahibi olmuştur.Türkiye, uzun yıllardan beri enflasyon problemi ile uğraşmaktadır,Yakın tarihte ulaşabildiğimiz en iyi enflasyon oranına 2012 yılında gerçekleşen %6 civarındaki orandır ki o sene bile dünyaya oranla enflasyonumuz ciddi şekilde yüksekti; yani Türkiye’de enflasyon her dönem az ya da çok sorun olmuştur.


ENFLASYON NEDİR


 Enflasyon belli bir zaman dilimi içinde bir ürünün fiyatının artmasıdır. Merkez bankası hedefi doğrultusunda seyreden enflasyon, ekonominin sağlıklı olduğunu gösterir. Dünyadaki bütün merkez bankaları ekonomiyi yönlendirirken en fazla önem verdikleri konu enflasyondur. İki çeşit enflasyon vardır.


1.   Talep    enflasyonu
2.   Maliyet enflasyonu

1.Talep enflasyonu:



Talep enflasyonu mal ve hizmetlerin üretiminin talebi karşılayamaması durumunda ortaya çıkan fiyat artışına denir. Basitçe ifade edersek 100 birim mal üretip 100 liraya satan fabrikaya 150 birimlik alım talebi gelirse 1 birim malın talep oranında fiyatının artması beklenir, bu durumda da eskiden 1 birim mal 1 lirayken 1 birim mal 1,5 lira olur. Fabrika için geçerli olan durum ülke için de aynen geçerlidir. Sık sık ifade edilen ''Neden para basıp borçlarımızı ödemiyoruz ?’’ sorusunun cevabı da bu durumdur; Üretim artırılmadan para basılırsa daha fazla tüketemeyiz sadece paramıza değer kaybettiririz.

8 Aralık 2018 Cumartesi

Türkiye ile Dünyada Demografi Sorunu ve Göçmenler

 Türkiye'de ve dünyada göçmenlere karşı sevgi son yıllarda gittikçe azalıyor; dünyanın her yerinde aşırı sağın yükselişine şahit oluyoruz, bu realiteye rağmen çok uzak olmayan bir gelecekte dünyada refahı, iş gücü> göçmenler belirleyecek ve ülkelerin refahında göçmen politikalarının önemli etkisini göreceğiz. 

(Bu paylaşım Suriyeli mülteciler ile doğrudan alakalı değil.)

  60'lı yıllarda dünyada sadece 90 milyon göçmen vardı, günümüzde bu sayı 250 milyonu aşmıştır; dünyadaki 250 milyon göçmenin %65'i  gelişmiş ülkelerde yaşıyor, gelişmiş ülkeler göçmen kabulünü bir iyilik gibi sunuyor olsalar da aslında bunun asıl sebebi zorunluklar; hesaplamalara göre 2000'li yıllardan beri göçmenler, göç ettikleri ülkelerin iş gücü artışının %40-80'nini sağlamışlar.

İmf'nin Amacı Nedir?

İmf neden kuruldu?


 İmf, 1940'larda Bretton Woods anlaşmasına ile birlikte kurulmuştur; Bretton Woods anlaşması bir tür sabit kur anlaşmasıdır, 1970'lere kadar devam etmiştir, basitçe ifade edilirse bütün para birimleri Abd dolarına karşı tanımlanacak iken doların ise altın karşılığı olacaktı; dünya ekonomisi, altın üretimine göre çok hızlı büyüdüğü için ve Abd'nin sistemdeki konumu sebebiyle sistem sürdürülememiştir.

 İmf'nin kuruluş amacı Bretton Woods anlaşmasını sürdürmekti, Bretton Woods anlaşması sona erdikten sonra ise İmf'nin misyonu uluslararası ekonomik sistemin sorunsuz şekilde işlemesini sağlamak olmuştur.


 İmf zor durumdaki ülkelere neden yardım eder?


 Bir ülkedeki ekonomik sorunlar ülkenin borç ödeyememesi sebep olursa sorun alacaklılara ve alacaklıların alacaklılarına yansıyacaktır ve en baştaki nispeten ufak sorun ülkeden ülkeye sıçraya sıçraya dünya için çok daha büyük bir maliyet ve sıkıntıya dönecektir; örneğin -Allah Korusun- Türkiye'de bir temerrüt durumu yaşanırsa bu durum birçok Avrupa Bankasına>Avrupa Ekonomisine> dünya ekonomisine sıçrayacaktır ve bir noktadan sonra sıkıntının bedeli dünya için çok daha büyük olacaktır, İmf'nin amacı sorunun en başta başka ülkelere sıçramasını engellemektir. 

imf neden kuruldu
İmf zor durumdaki ülkelere neden yardım eder

İmf anlaşmasına göre İmf zor durumdaki ülkelere kotalarının 3 katı kadar kredi sağlamak ile yükümlüdür ama realitede zor durumdaki ülkeler bu sınırın çok çok üzerinde rakamlar ile İmf'den kredi alabilmektedir ve almıştır.

İmf'nin para kaynağı nedir?


 İmf'nin para kaynağı ülkelerin İmf'e sağladığı kotalardır(SDR), ülkeler İmf'e ne kadar kaynak sağlarsa İmf kararlarında ve kadrolarında o kadar söz sahibi olurlar.(Türkiye, İmf üyesidir ve İmf'e kaynak sağlar.) İmf'nin kontrolünde 700 milyar dolar civarında bir kaynak mevcut. 

İmf ile anlaşmanın avantajı ve dezavantajları:


  İmf ile anlaşmak çok büyük miktarlarda paraya uygun maliyet ile ulaşma imkanı sağlar; örneğin yakın zamanda hazine %7.5 maliyet ile krediye ulaşmıştı, imf yüzlerce milyar doları %2-3 gibi maliyetler ile sorun yaşayan ülkelere sağlar.

 İmf'nin uygun finansman sağlaması kadar tecrübesi de önemlidir, kağıt üzerinde bir sorunu çözmek ile pratikte çözmek çok farklıdır; İmf'de çok ciddi tecrübe birikimi mevcuttur. İmf ile anlaşmak dış dünyada sorunlu ekonomilerin kredibilitesi çok ciddi şekilde artırır.


 İmf'nin  eleştiriye açık birçok yönü de mevcuttur; 1970'lere kadar çok ciddi gelecek vaat eden Arjantin ekonomisi ya da Afrika'daki birçok ülke, sorunlara İmf dahil olduğundan beri iflah olmamışlardır, en basitinden şu an Yunanistan; İmf ve Avrupa Birliği ile yaptığı anlaşma sonrası ''ekonomik yıkım'' yaşamış olmasına rağmen ülkenin sorunları çözülememiş hatta daha ciddi bir hal almıştır. -Link-Bu durumun sorumlusu en az İmf kadar muhatap ülkelerdir ama İmf de sihirli değnek değildir yine İmf ile yapılan anlaşmalarda İmf, finansal kesim ve uluslararası şirketlere  daha özenli davranır iken orta ve alt sınıfı ilgilendiren konularda İmf'nin tavrı son derece katıdır.

Twitter adresim Yusuf Yüksel 



Facebook Adresim Yusuf Yüksel  

5 Aralık 2018 Çarşamba

Abd Resesyona Mı Giriyor

 Dün Abd'de tahvillerin getiri eğrisi tersine döndü ve Abd yakın zamanda resesyona girebilir korkusu ile piyasalarda kuvvetli satışlar görüldü. Normalde tahvillerin vadesi arttıkça riski ve süreçteki enflasyon da artacağı için doğal olarak getirisinin de artması gerekir; Tahvillerde vade riski sabit olduğu için  getiri eğrisindeki değişimler enflasyon beklentileri üzerinden yorumlanır, enflasyonda marjinal bir düşüş beklentisi de ''resesyon'' riski olarak yorumlanabilir, Abd'de tahvil eğrisinin bozulması bu yüzden resesyon korkularını tetikledi, Abd'nin yaşadığı son yedi büyük resesyonda da resesyon başlamadan 10-15 ay önce tahvil eğrisi tersine dönmüştür.

  Genelde tahvil eğrisi hakkında yorumlamalar 2 yıllık tahviller ile 10 yıllık tahvillerin getiri eğrisi üzerinden yapılır, şu an 2 yıllık Abd tahvilleri ile 10 yıllık Abd tahvilleri arasındaki getiri farkı 0.11 puana kadar düştü ama henüz 2 yıllıkların getirisi 10 yıllıkların getirisini aşmış değil; dün ise 2 ve 3 yıllık Abd tahvillerinin getirisi 5 yıllık Abd tahvillerinin getirisini aştı.


 Tahvil eğrisinin bozulması kesinlikle resesyon olarak yorumlayabilir miyiz?


4 Aralık 2018 Salı

ASGARİ ÜCRET 2019'DA NE OLACAK

 6 Aralık 2018 günü Asgari ücret görüşmelerinin ilk turu başlayacak; Kasım ayı enflasyonunun netleşmesi ile asgari ücret görüşmelerinde baz alınacak olan enflasyon da belli oldu, asgari ücret görüşmelerinde baz alınacak enflasyon %22,  enflasyon sepetinde ürün başlıklarına bakınca asgari ücretlilerin muhatap olduğu enflasyon(gıda vs.) manşet enflasyondan daha yüksek yine asgari ücret belirlenirken mevcut enflasyon yerine 12 ay sonraki enflasyon beklentisi üzerinden(%17) zam teklifi de masa üzerinde olacaktır.

 En başta şunu ifade etmek gerekir; asgari ücrette adil ücret artışı hedeflenmelidir , adil ücret artışının ne üstündeki ne de altındaki rakamlar reel sektörün ya da çalışanların faydasına değildir, adil ücret artışının uzağındaki zamlar yakın  gelecekte kar sağladığı(İşveren ya da çalışan) kesime dezavantaj olarak dönecektir.

 Çalışanların hak ettiği seviyenin altında bir asgari ücret zammı en başta reel sektörü maliyet yönünden pozitif etkileyecektir ama yakın zamanda enflasyona ezdirilmiş çalışanların doğal olarak tüketim eğilimi ve kapasitesi kalıcı olarak düşecektir ve sonuç olarak reel sektör elde ettiği kazanımı fazlasıyla kaybedecektir, Türkiye gibi çalışan nüfusun çok büyük kısmı asgari ücretli olan bir ülkede bu senaryo çok daha derin ve acılı yaşanır.

 Asgari ücretlinin hak ettiğinden fazla zam aldığı senaryolarda ise bir süre sonra enflasyon etkisi ile asgari ücretlinin fazladan elde ettiği kazanım eriyecek, üstelik reel sektörün üzerine bindirilen yük bir süre sonra reel sektörün işçi çıkarmasına sebep olacaktır sonuç olarak ise asgari ücretlinin fazladan kazanımı bir süre sonra eriyecek ve ülkenin makro ekonomik göstergeleri bozulmuş olacaktır.

  Toplumda gelir adaletinin sağlanması ahlaki olduğu kadar ekonomik bir gerekliliktir -Link- ve gelir adaleti bozulması ekonominin gelişebilme kapasitesi düşürür.

 Şu an enflasyon %22 civarında iken asgari ücretli vatandaşların enflasyonu ise %25 civarlarındadır diyebiliriz yani asgari ücretin 1.900 lira civarlarında olması hem asgari ücretli hem de reel sektör için en uygun rakam olabilir,seçim sebebiyle bu rakamın  2.000 lira olacağını tahmin ediyorum.
 
Twitter adresim Yusuf Yüksel

Facebook Adresim Yusuf Yüksel


Ekleme: Tüik enflasyon verilerini manipüle mi ediyor?


29 Kasım 2018 Perşembe

Türkiye Ekonomisi Ne Durumda

 Türk Lirası, Ağustos ayından beri durmaksızın değer kazanıyor, Türk Lirası şu an dolara karşı 5.15 seviyesinde;  Türk lirası değer kazanırken Türkiye ekonomisi ne durumda? Veriler bize nasıl bir 2019 Türkiye ekonomisi çiziyor?

27 Kasım 2018 Salı

Piyasa Balonları Nasıl Anlaşılır

 Piyasa balonu bir varlığın değerinin çok üzerinde ticaretinin yapılmasına verilen addır, son zamanlarda kripto para birimlerindeki abartılı değer düşüşü ile piyasa balonu konusu tekrardan gündemimize girdi ! Peki piyasa balonları nasıl anlaşılır? Daha önemlisi bir balondan haberdar olduğumuzda bundan yararlanabilir miyiz?

24 Kasım 2018 Cumartesi

Gelişmiş Ülkelerde Emeklilik Sistemi Çökebilir

 2018 yılı Gelişmekte olan ülke varlıkları açısından kötü bir yıl oldu ve önümüzdeki senelerde de bu olumsuzluklar büyük ihtimal artarak devam edecek, gelişmekte olan ülkelerde yaşanan sorunların en temel sebeplerinden biri gelişmiş ülkelerin son on yılda izledikleri ekonomi politikalarıdır, daha önce birçok paylaşımda konuya değinmiştim büyük merkez bankaları varlık alım programları ile oluşan likiditenin gelişmekte olan piyasalara akmasını özellikle teşvik etti ki -kaynak bulamıyorum, ismi karıştırıyor olabilirim, hatalıysam düzeltin- zamanında Tony Blair bir açıklamasında artırılan aşırı likiditenin bedelini gelişmekte olan ülkeler ödeyecek demişti, şu an için haklı çıktı. 

  Gelişmekte olan ülkelerdeki sorunların asıl sorumlusu tabii ki kamu, özel sektör, hanehalkı fark etmeksizin gelişmekte olan ülkelerde aşırı borçlanan yükümlülerdir fakat mevcut sorunların ortaya çıkacağını gelişmiş ülke ekonomi yönetimleri de biliyordu ve süreçte -şimdilik- gelişmekte olan ülkelere destek oldular demek zor, gelişmiş ülkeler son on yılda gelişmekte olan ülkelere bedel ödetmek pahasına para bastılar, finansal ortamı rahatlattılar ama gelişmekte olan ülkelerin ahı gelişmiş ülkelerde kalmayacak demek yanlış olmaz.

21 Kasım 2018 Çarşamba

Türk Akımı Ve Abd-Rusya Enerji Rekabeti

 Türk Akımı projesinin Karadeniz safhası sona erdi,projenin 2019'un sonlarında ya da 2020'de faaliyete geçmesi bekleniyor; Proje faaliyete geçtiğinde yıllık 30 milyar metreküp civarında doğal gazın Türkiye'ye ve Avrupa'ya taşınması planlanıyor, Türk Akımı ile taşınacak doğal gazın yarısı Türkiye'nin kullanımına açılacak iken diğer yarısı Avrupa'ya iletilecek. Peki Türk Akımının Türkiye'ye faydaları ve zararları nelerdir?

20 Kasım 2018 Salı

Dolar Neden Küresel Ticaretin Para Birimi

Not: Bu paylaşımın anlaşılır olması için öncelikle şu paylaşımı okumanızı tavsiye ederim. -Link-

Abd'de Donald Trump'ın başkan olması sonrası izlediği politikalar sebebiyle ülkemizde ve dünyada doların hegemonyası sorgulanmaya başladı, son zamanlarda ülkemizde de ''Dolar Kullanmak zorunda mıyız?'' sorusu kafaları kurcalıyor.

 Dünyada merkez bankalarının rezervlerindeki paranın dağılımı kabaca şu şekilde;

 Dolar                      %65
 Euro                       %20
 Paund                     %5
 Yen                         %5
 Kanada Doları        %2
Avustralya Doları    %2
Yuan                         %1.5
İsviçre Frankı           %0.5'ten az bir miktar 

(rakamları yuvarladım.)

 Öncelikle dolar neden dünya parası olarak tanımlanıyor onu anlamak lazım, ülkeler doları neden rezerv para olarak kullanıyor?



Türkiye'de Tarım Ve Hayvancılığın Potansiyeli

 Türkiye, geniş coğrafyası ve verimli toprakları ile dünyada Tarım ve Hayvancılıkta potansiyeli en yüksek ülkeler arasındadır, ülkemizde nüfusun %20'e yakını tarım ile geçinirken milli hasılamızın ise yaklaşık %7'si tarımdan sağlanır o yüzden tarımın ülkemize sağlayabileceği gelir sınırlıdır, (çok büyük çalışmalar yapılmaması durumunda) bu durum sadece Türkiye için değil dünyanın birçok ülkesi için aşağı yukarı böyledir fakat tarımın bir ülke ekonomisi için asıl yararı sağladığı getiri değil, önlediği zararlardır; bununla beraber günümüzde tarımın önemi hızla yükselmektedir çünkü gelecekte tarımın değerinin ciddi şekilde artacağını gösteren işaretler artmaktadır. 


16 Kasım 2018 Cuma

Felaket Senaryoları Kuvvetleniyor

 Bugün bloomberg'te şöyle bir haber çıktı: ''Avrupa Merkez Bankası(ECB) geleneksel olmayan para politikalarının uygulanabilirliğini inceliyor.'' Yine aynı haberde Polonya Merkez Bankası'nın benzer bir planı olduğunu ifade edildi; daha önce küresel çapta bütün ekonomi yönetimlerinin elini kolunu bağlayabilecek felaket senaryolarından bahsetmiştim; dünyada işlerin kontrolden çıkması için atılması gereken adım tam olarak geleneksel olmayan para politikalarının yaygınlaşmasıdır diye düşünüyorum, Ecb'nin böyle bir eylemi gerçekleştirmesi durumunda çok büyük bir sorun ortaya çıkmazsa bile bu hata yakın gelecekte Avrupa'yı 1980'lerde Japonya'nın yaptığı hatalar gibi geri dönülmez bir noktaya sürükleyebileceğini tahmin ediyorum.

Almanya Ekonomisi Nasıl Gelişti

 Almanya her iki dünya savaşının da merkezinde olmuş ve her ikisinden de çok büyük yıkımlarla çıkmış bir ülkedir; İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ülke bölünmüş, şehirler yerle bir olmuş ve ülke ciddi borçlarla karşılaşmıştır bu kadar ciddi sorunlu geçmişe rağmen Almanya bugün dünyanın en müreffeh ülkelerinden biri iken aynı zamanda dünyadaki büyük ekonomiler arasında en verimli ekonomiler arasındadır. Peki Almanya ekonomisi nasıl gelişti?

14 Kasım 2018 Çarşamba

GİNİ KATSAYISI VE SOSYAL ADALETİN EKONOMİ İÇİN ÖNEMİ

 Bir toplumun ekonomik gelişimine etki eden en önemli faktörlerden biri sosyal adalet, adil gelir dağılımıdır; adil gelir dağılımını ölçmek için birçok veri vardır, bunların içinde en fazla kullanılan veri ise Gini Katsayısıdır.

 Gini katsayısı nasıl hesaplanır?


 Gini katsayısı hesaplanırken toplum %20'lik dilimlere ayrılır ve her dilimin milli gelirden ne kadar pay aldığı işaretlenir; bu işaretler birleştirilerek Lorenz Eğrisi oluşturulur; Lorenz eğrisi, mutlak eşitlik eksenine ne kadar uzak ise toplumda gelir adaleti o kadar az demektir.

13 Kasım 2018 Salı

AVRUPA'DA KRİZ KAPIDA

 Daha önce bu başlıkta Avrupa Para Birliği'nin dağılması ihtimaline dair bir paylaşım yapmıştım; Şu an  durum somut veriler ile daha netleştiği için paylaşımı güncelledim.

  Avrupa Birliği ve Avrupa Para birliği yakın-orta vadede çok büyük sorunlar ile karşılaşabilir, Avrupa'da verimli ekonomiler ile verimsiz ekonomiler arasında ya da kabaca kuzeydeki ülkeler ile güneydeki ülkeler arasındaki ekonomik çelişki derinleşiyor; Avrupa ekonomisi bir süredir İtalya Bütçe Krizi ile haberlere konu oluyor , Almanya'dan gelen enflasyon verisi ise Avrupa hakkında soru işaretlerini kuvvetlendirdi.

11 Kasım 2018 Pazar

TÜRKİYE DIŞ BORCUNU ÖDEMEZSE NE OLUR

Türkiye Dış Borcunu Ödemezse ne olur

 Türkiye'de dış borcun milli hasılaya oranı %50'i geçmesi durumunda genelde dış borç kaynaklı sorunlar yaşıyoruz,şu an da dış borcumuzun milli hasılamıza oranı %50'i aşmış durumda fakat küresel şartların etkisi ile geçmişe göre bu borcu çevirmekte pek zorlanmıyoruz. (Link) Ülkemizde daha önce dış borç kaynaklı birçok sıkıntı yaşanmış olsa da şu an yaşadığımız geçmişteki sıkıntılardan çok daha farklı çünkü daha önceki sıkıntılarımızda borcun sahibi hep kamu(devlet) idi ama şu an borcun sahibi özel sektör ve bu durumu yönetmek, kamu borcu sorununu yönetmeye göre daha zor ve bizim deneyimimiz olmayan bir durum. Dünyada ise benzer sorunlar birçok ülkede daha önce yaşandı ve her defasında özel sektörün borçları kamu tarafından üstlenildi.  

Devletler özel sektörün borcuna kefil midir?


 Türkiye'de özel sektörün borçlarının bir kısmı devlet garantisi altındadır fakat devlet garantisi altında olmayan borçları da devletin üstlenmesi beklenir. 

Devlet özel sektörün borçlarını üstlenmese ne olur?


 Bu soruya tersten cevap vermeyi tercih ediyorum, hiçbir alacaklı ve alacaklıların bağlı olduğu devlet borcuna karşılık bizden toprak talep etmez, Duyun-u Umumiye tekrardan kurulmaz, Türkiye savaşa girmez vs. vs.(Ciddi ciddi bu yorumları okuyorum.) Olacak şey sadece Türkiye'de kamu ve özel sektörün kredibilitesini kaybetmesi ve  krediye uzun yıllar ulaşamamasıdır; böyle bir durumun üstte bahsettiğim felaket durumlardan hiçbirinden farkı yoktur.

Milli Hasıla Kredi Büyümesi Grafiği
Milli hasıla- Kredi Büyümesi Grafiği

Grafikte de görüldüğü gibi milli hasıla= Kredi büyümesi, bu sadece bizim için değil bütün dünya için böyledir. Dünyada üretilen katma eğerin 1/3'ü reel, 2/3'ü ise finansman yoluyla sağlanır yani kişi, şirket ya da devletlerin elde ettikleri gelirlerin %70'e yakını doğrudan ya da dolaylı olarak borç kullanılarak üretilmiş bir mal ve hizmetin karşılığıdır ; devletlerin borçları üstlenmesinin en önemli sebebi şirketlerin krediye ulaşabilme imkanının sürdürülebilmesidir; Aynı sebepler ile özel sektörde de yaygın olarak bilinçli temerrüt(ödenebilecek borcun ödenmesinden kaçınma) yaşanmaz çünkü tek tek şirketler için de borcun ödenmesi daha az hasarlı bir çözümdür.

 Devletlerin özel sektörün borçlarını üstlenmesinin bir diğer önemli sebebi ise sorunlu kredilerin sorunsuz kredilerin de ödenmesin de sorun yaşanmasına sebep olabilmesidir ki şu an ülkemizde bu durumun örneklerini yaygın olarak olmasa da görüyoruz; iflas ya da konkordato ilan eden bütün şirketler ortak açıklama yapıyor gibi aynı noktaya parmak basıyorlar ''Alacaklarımız, borçlarımızdan daha fazla ama tahsil edemiyoruz.'' yani sorunlu krediler ekonomide düzgün çalışan şirketlerin de düzgün çalışmasını engeller, devletin müdahalesi ile sorun çok büyümeden engellenir ama bu müdahalelerde gerçekten sürdürülmesi gereken şirketler ile zombi şirket(iflas etmesi gerektiği halde borç ile sürdürülen şirket) ayrımı iyi yapılmalıdır; son zamanlarda reel sektörün yaşadığı en büyük sorunlardan biri zombi şirketlerin ödeme zincirini kırmasıdır.

 Daha üstlerde Belirttiğim gibi borç ödeme pratikte savaşlara, geçmişte görülen duyun-u umumiye, toprak talebi gibi abartılı taleplere sebep olmaz ama alacaklı ve alacaklıların bağlı olduğu devlet borçların ödenmesi konusunda alternatif yollara başvurabilirler; alacaklara karşı haciz isteği gibi bu durum da ayrı sorunlara sebep olur; daha üstte belirttiğim gibi borç krizlerinde iflas etmesi gereken şirketler ödeme zincirini kırarak sağlıklı şirketleri de iflasa sürükler, muhtemel bir hacizde ise bu şirketler değerlerinin çok çok altında haczedilirler; iflas ile anılan bir şirketin değerinin anında %50'lere varan değer kaybını düşününce yaygın bir dış borç sorununda ülkedeki şirketler değerlerinin çok çok altında fiyatlarda yabancıların eline geçebilir bu da hiçbir ülkenin çıkarına değildir.

 Aslında en başta belirttiğim gibi sadece krediye ulaşamama riski bile dış borçların ödenmesi için yeterli sebep iken ülkemizde dış borçların ödenmesinin reddinin popüler bir konu olmasının sebebi ise ülkemizde çok çok yaygın kabul görmüş, devlet yetkililerinin bile ara sıra demeçlerine karışan bir şehir efsanesidir.

''Türkiye dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biridir.''


 Yani biz eskiden dünyada kendi kendine yetebilen ülkelerden biriyiz ve borçlarımızı ödemeyerek yine kendi yağımızda kavruluruz gibi etik olmayan ve tamamen hatalı bir fikir bu düşüncenin yaygın şekilde dile getirilmesine, dış borcun ödenmemesi ihtimalinin düşünülmesine sebep oluyor; gerçekte ise dünyada kendi kendine yetebilen bir ülke yoktur zaten bahsedilen yedi ülkeden Türkiye dışında hiçbiri hakkında bir bilgi yoktur. 



 Türkiye'nin Tarım- Hayvancılık potansiyeli de Türk halkında borçların ödenmemesi konusunda ilham veren bir başka konudur; İnsanlar sadece beslenmek için yaşamazlar yani aç kalmayacak isek dünyadan kopalım fikri son derece sığ ve yanlıştır; Üstelik Türkiye'nin Tarım- Hayvancılık potansiyelini gerçekleştirmek için ''verimliliğini artırmaya'' ciddi şekilde ihtiyacı vardır ve bu da başka ülkelerin tecrübelerinden faydalanmak ile olur. (Link)

(Güncelleme sona erdi.)

2018 yılında Türkiye'nin yaşadığı sorunların en önemli sebebi Türkiye'nin dış borcu ya da daha net ifade etmek gerekirse Türkiye'nin kısa vadeli dış borcudur; mevcut durum Türkiye'deki bütün kesimleri  olumsuz etkilediği için bu konu sık sık gündemimizde ama çok fazla yanlış, abartılı bilgi de mevcut. Türkiye'de dış borç ödenmezse ne olur?


 Öncelikle Türkiye'nin bir iflas riski yok; sık sık sorulan bir soru var? Bir senede 240 milyar dolar(mevsim etkisi de olabilir ama borçta ciddi azalma var !) borç nasıl ödenecek? Bu rakama bakılınca ödenmesi çok çok zor bir borç ama dünyada bir senelik döviz açığını sıfırlayabilecek bir ülke olduğunu sanmıyorum; Türkiye dış borcunu nasıl ödeyecek sorusunun cevabı diğer ülkeler nasıl ödeyecektir; borcu borçla çevirerek borç ödenecektir. Türkiye'de yaşanan olumsuzlukların nedeni mevcut borcun çevrilmesi için gereken borcun bulunması konusunda bir sorun yaşanması ihtimalidir.

 Türkiye'nin borcu, Türkiye'nin dış borcu kavramlarını da biraz açmak lazım: Türkiye'nin dış borcu ne kadar? 450 milyar dolar civarında, Türkiye'nin kısa vadeli borcu ne kadar? 2018 yılında 180 milyar dolar civarındaydı.( cari açıkla beraber 230-240 milyar dolar seviyesine ulaşıyor.) Türkiye'nin toplam borcu ise milli hasılanın %150'si civarındadır.(2018 1. Çeyrek rakamları) Bu borcun çok büyük kısmı özel sektöre ait, kamunun borcunun milli hasılaya oranı %30'un altında ve bu rakam dünyadaki en iyi rakamlardan biri, Türkiye'nin dünya çapında en iyi çıpası düşük kamu borcudur fakat borç yüksekse borcun sahibinin kim olduğunun çok da anlamı yoktur çünkü Türk Lirası'nın baskı altında kalmasının borçlunun kim olduğu ile alakalı değil.

  Özel sektör dış borcunu ödemezse ne olur? 

 Devlet bu borçları üstlenir, özel sektörün bazı borçları devlet garantisinde olmasının dışında devlet garantisinde olmayan borçlar bile büyük ihtimal devlet tarafından üstlenilecektir, bu sadece Türkiye ile de alakalı bir durum değildir; dünyada özel sektörün iflasa sürüklendiği her ülkede borçları kamu yüklenmiştir, bu uluslararası bir zorunluluk değil, devletlerin çıkarına olmasından dolayıdır. Devlet de borçların altından kalkamaz ise bu defa da devreye İMF girecektir.

 İMF 'nin kuruluş amacı küresel ekonomiyi korumaktır, İMF ile ilgi ileride ayrı bir paylaşım yapmayı düşünüyorum ama basitçe İMF bir ülkedeki iflasın diğer ülkelere sıçramasını engellemek için oluşturulmuş bir mekanizmadır.(İlk kuruluş amacı bu değildir, Altın standardı sona erdikten sonra görevi bu olmuştur.) Basitçe tanımlarsak Türkiye'de işler çok kötüye gittiğini ve borçluların borçlarını ödeyemediğini düşünelim; Türkiye borçlarını ödeyemeyince alacaklıları da kendi borçlarını ödeyemeyecek, onlardan alacaklılar da aynı şekilde borcunu ödeyemeyecek ve bu şekilde bir ülkedeki ufak bir sorun bir süre sonra küresel bir probleme dönüşecek; en başta Türkiye'nin borcu bir birim ise sorunun dünyaya maliyeti onlarca birim olacak; IMF ise dünyadan para toplayıp en baştaki ülkenin bir birim borcunu ödemesini sağlamaya çalışır ki dünya çok daha büyük bir maliyete katlanmasın.

  Türkiye'nin dış borcu konusu ile beraber sık sık ifade edilen bir başka ifade ise batının, borçluların Türkiye'nin bir iflasa sürüklenmesine izin vermeyeceğidir; bu bakış açısı da makuldür, Türkiye'nin istikrarı bütün dünyaya faydalıdır ama bu yorumdan kastedilen şey Türkiye'nin bedel ödemeyeceği ya da her koşulda destekleneceği fikri ise bu fikir son derece hatalıdır. Avrupa'da yönetim anlayışı olarak Yunanistan kadar şımarık bir ülke olduğunu sanmıyorum; Avrupa, Yunanistan Krizi'nde Yunanlara ciddi destek verirken onları çok ciddi fedakarlıklara zorlamıştı, İtalya şu an Avrupa Para Birliği'nin en büyük üçüncü ekonomisi olduğu halde sıkıntıları konusunda birlikten yeterli desteği görmüyor, bunun gibi onlarca örnek verilebilir. 

 Bizim kurumlarımız, özel sektörümüzün batmaması tabii ki bütün dünyanın faydasınadır ama var olan sistemin devam ettirilmesi daha önemli bir önceliktir; ekonomide bu durum ''Ahlaki Riziko'' olarak açıklanır yani basitçe Türkiye'nin borcunun tamamından vazgeçmek bile bize kredi veren yabancı bankaların ya da temsil ettikleri ülkelerin çıkarına olsa yine de kolaylık sağlamak dışında bir adımın atılması ihtimali sıfırdır çünkü böyle bir adımın atılması sonucunda başka ülkelerin de benzer talepleri kaçınılmazdır.Benzer durumu Türkiye'de de görüyoruz; bankalar tahsil edemedikleri alacaklarını 1/10 hatta daha ucuz fiyatlara satarlar ama yine de bu tür bir kolaylığı borçlulara sağlamazlar, yine yakın zamanda ilan edilen vergi aflarında da benzer hikayeler mevcut, 2008 Krizi Abd yönetiminin Ahlaki rizikoyu savmak için attığı bir adımla fiilen başlamıştır. (Link)

 Peki Türkiye dış borcunu ödemezse ya da özel sektörün borçlarını üstlenmezse ne olur?

 Savaş çıkmaz, Kimse topraklarımızı talep etmez; moratoryum ilan edilir ki biz daha önce ilan ettik,(birkaç defa) Arjantin yakın zamanda ilan etti,ödemediğimiz bir birim borcun bize verdiği zarar o borcun onlarca yüzlerce katı olmasıdır, ödenmeyen borçları için kabul görecek bir ödeme planı hazırlanır ve ödenir.

 Sonuç olarak borç takmak bir çözüm olsaydı bunu bizden önce yapmaya meyilli olacak birçok ülke var.(Abd, Çin, Avrupa, Japonya...)Dış borç ödenmezse Bir liralık borcu ödemeyip on liralık zarar görürüz,bunun da mantıklı bir yanı yoktur.


 Hızlı iletişim için bana Twitter'dan ulaşabilirsiniz. Yusuf Yüksel


(Güncelleme sona erdi.)

Özel Sektör Borç Sorunu:


 Reel sektörün şu an en önemli sorunu yüksek borçluluk; reel sektörümüz 2008 Krizi sonrası aşırı gevşek küresel finansal şartların etkisi ile aşırı derecede borçlandı fakat küresel normalleşme sonrası ise ciddi bir borç yükü ile karşı karşıya kaldı yine bu borcun çok önemli bir kısmının döviz cinsi olması ayrıca bir sorun. 

  Reel sektörün 2 trilyon lira civarında borç yükü mevcut, bu büyüklükte bir borcu %20-30 finansman maliyetiyle çevirmek çok çok zor, bu borç çevrilebilirse bile bu kadar büyük maliyet sonrası kar etmek çok daha zor. Borç çevirmek, kar etmek bu kadar zorlaşmış iken diğer taraftan paranın durduğu yerde getirisi ise artıyor ve bu durumda sermaye sahiplerini işlerini küçültmeye, yatırım yapmamaya teşvik ediyor.



 Türkiye'de ve dünyada en büyük sektörler arasında sayabileceğimiz konut, otomobil, beyaz eşya, mobilya gibi sektörlerde ise durum çok daha zorlu çünkü bu sektörlerin satışlarının çok büyük kısmı finansman ile tüketiciye ulaşır ama %20-30 finansman ile talep marjinal şekilde azalmış durumda bahsettiğim sektörlerin diğer sektörlerle ve istihdam ile çok kuvvetli ilişkisi sebebiyle bu sektörler genel anlamda ekonomiyi aşağıya çekiyor.

 Yüksek finansman maliyetinin ürettiği bir diğer sorun ise finansman ile yatırım yapmanın artık çok zor hale gelmesi... Yatırımların 5-10 sene de kendi amorti edeceğini düşününce finansman ile yatırım durumunda maliyet yapılan yatırımın 2-4 katına çıkıyor, bu kadar büyük maliyetle kendini amorti edebilecek yatırımı da bulmak çok çok zor. Yatırım yapılmadan enflasyon etkisindeki sorunlara kalıcı bir çözüm bulmak çok zor. (enflasyon bir üretim sorunudur)

 Özel sektörün bir diğer sorunu ise yüksek miktarda döviz yükümlülüğünün bulunması... Bu sene bildiğim kadarıyla kabaca 180 milyar dolar özel sektörün dış borç ödemesi var; buna muhtemel 15 milyar dolar civarındaki cari açığı da eklemek gerekir bu rakam geçen seneye göre çok daha iyi bir rakam(Geçen sene 2020 milyar dolar gibi rakamlar konuşuluyordu.) fakat dolarizasyon sebebiyle hanehalkınının/ özel sektörün döviz talebinin artması ise bu konudaki iyileşmenin ekonomiye yansımasını engelliyor; sene başından beri yerlilerin 15 milyar dolar civarındaki döviz talebi sebebiyle döviz yükümlülüğünün ekonomi üzerindeki baskısı neredeyse geçen seneki seviyeye yaklaştı. 


 Faizler reel sektör için büyük sorun iken faizlerin düşmesi döviz kurunun artması ve dolarizasyon ile sonuçlandığı için reel sektörün üzerindeki kur baskısı artıyor; üstelik hane halkı güveni(tüketim eğilimi) ile dolar kuru arasındaki çok güçlü etkileşim sebebiyle döviz kurundaki artış reel sektör üzerinde satışların kötüleşmesi sonucunu doğuruyor özetle reel sektörün iyi planlanmış bir çözüme ihtiyacı var.(Kişisel fikrim bir dönem başlanan ama sonra devamı gelmeyen stratejik teşvikler işe yarar;  çok kısa sürede sonuç beklenmemeli sabırlı davranılmalıdır.)

  2017'de reel sektöre kamu destekli çok büyük destek sağlanmıştı; KGF ile reel sektöre enflasyon pahasına çok büyük kaynak aktarıldı  ama bugünden geriye bakınca bu desteğin reel sektörün bilanço sorununu çözmediği görülüyor özetle toptancı bir çözüm başarılı olmakta zorlanıyor.

Likidite Sorunu:



  Reel sektörün bir diğer sorunu likidite sorunu... Normal şartlarda likidite sorunu finansal şartların gevşetilmesi ile çözülür ama %20 enflasyon kabaca piyasada olması gerekenden %20 daha fazla likidite olması anlamına gelir ama buna rağmen komik ve saçma olarak yorumlanabilecek şekilde piyasada yeterince likidite dönmüyor ve %20 enflasyona rağmen finansal şartların gevşetilmesi hem pek mümkün değildir hem de beklenen faydadan çok daha fazla soruna sebep olabilir. Son zamanlarda iyi niyetle konkordato veya iflas ilan eden şirketlerin açıklamaları tek kalemden çıkmış gibi ! Şirketlerin hepsi alacaklarının borçlarından çok daha fazla olduğunu ama alacaklarını tahsil edememeleri sebebiyle yükümlülüklerinin de yerine getiremediklerini ifade ediyorlar. Piyasadaki en büyük sorunlardan biri Zombi şirketler...

 Zombi şirket; bilanço olarak sürdürülmesi imkansız hale gelmiş şirketleri ifade eder, bu tür şirketlerin çoğalması sebebiyle piyasadaki sıkıntılar çok daha derinleşmiş durumda; bir şirketin kötü niyetle veya gücünün yetmemesi sebebiyle yerine getirmediği bir yükümlülüğü alacaklıyı, alacaklının alacaklısını silsile halinde bütün ekonomiyi olumsuz etkiliyor; Bu durum her zaman konkordato veya iflas ile sonuçlanmıyor olsa da genel anlamda ekonomik hareketliliği olumsuz etkiliyor.

 Borç almak kabaca ilerideki gelirin bugünden harcanmasıdır, bir bedel karşılığında gelecekte refahın bugünden tüketilmesi(paranın doğru yatırımlara yönlendirilmemesi durumunda), ekonominin canlanması ile sonuçlanır. Borç tahsil edememe ise bunun tam aksi yönünde sonuçlar doğurur ve bugün ekonomimiz bir başka sorunu da budur, ödemelerin vadesi devamlı olarak uzamakta ekonomik hareketlilik zayıflamakta, refah ertelenmektedir.

 Piyasada hem zombi şirketler hem de zombi şirket mağduru iyi şirketler mevcut o yüzden kamunun iyi şirketler ile kötü şirketleri ayıran önlemle reel sektörü desteklemesi önemli.

 Bir kalp hastasının sorununu çözmek için ciğerini, midesini iyileştirmek nasıl sonuç vermezse aynı şekilde bilanço olarak ciddi sorun yaşayan özel sektörün sadece makro ekonomik tedbirlerle iyileşmesini beklemek zor. İyi bir planlamayla mümkün olan en az olumsuz yan etkiyle sorun daha da derinleşmeden düzeltilmesi gereklidir.

 Bu makale biraz durum tespiti gibi oldu, makalenin devamı gelecek. Reel sektörün sorunlarının çözümü konusu hakkında toplumda yaygın şekilde borcu ödemeyiz olur biter ya da alacaklılar bizim iflasa sürüklenmemize izin vermez gibi makul olmayan fikirler mevcut. O konu hakkında daha önce alttaki makaleyi yazmıştım.

(Güncelleme sona erdi.)

Yusuf yuksel