3 Eylül 2018 Pazartesi

TÜRKİYE'NİN ENFLASYON SORUNU NASIL ÇÖZÜLÜR

 Şu paylaşımda Türkiye'nin enflasyon probleminin nasıl bir paradoks haline geldiğini anladığım kadarıyla açıklamaya çalıştım. Bu paylaşım ise Türkiye'nin enflasyon problemi nasıl çözülür.

  türkiye'nin enflasyon problemi aslında basitçe bir verimlilik ve üretkenlik sorunudur. Türkiye'de enflasyon var çünkü Türkiye yeterince üretmiyor/üretemiyor.

  İlk olarak Türkiye yeterince üretemiyor. Mesela ihraç ürünlerimizde kg. başı gelirimiz 1$ civarında aynı oran Abd'de 4$ seviyesinde bunun anlamı kasap hesabıyla abd kadar yüksek katma değer üretebilseydik %15-20 civarında büyümelerde bile enflasyon,cari açık, bütçe açığı gibi problemler ile karşılaşmayacaktık. 


  Peki daha yüksek katma değerli ürün satabilir miyiz? zor. Çünkü ihraç ürünlerimiz içinde yüksek teknoloji ürünlerinin payı genelde %3 civarında... Orta ve yüksek teknoloji ürünlerinin ise ihracatımızda oranı %30'lar civarındadır. Yani Türkiye yüksek katma değerli ürün üretemiyor. (Dünya ile rekabet edebilecek seviyede)

  Bunun dışında Türkiye'nin ciddi şekilde üretebileceği ürünler konusunda da sorunları var. Mesela ara ara gündemimize giren yurt dışından ithal edilen hayvanlar, saman gibi ürünleri Türkiye'nin  tabii ki üretme kapasitesi vardır örnekler çoğaltılabilir. 

  Basitçe ürettiğimiz birçok üründe verimlilik problemimiz var. Çünkü;

- Sermaye verimliliğimiz çok düşük yani sınırlı sermayemizi en iyi alanlarda değerlendiremiyoruz. Örneğin Türkiye'de inşaat sektörünün yavaşlaması başlı başına garabet çünkü çok uzun yıllar kredi ile satış imkanı olmadığından(cazip) birikmiş talep vardı, üstelik sektörün devamlılığını sağlayacak çok kuvvetli bir demografik yapı var (genç nüfus) ama abartılı yatırım sayesinde hem sermaye verimsiz kullanıldı, hem de sektörün karlılığını düşüren arz fazlası ortaya çıkarıldı.

  Benzer hikayeyi her sene tarımda da izliyoruz; her birkaç senede bir bir tarım ürününün arzı talebi karşılamıyor(fiyatlar uçuyor) hemen ertesi sene ise bu defa  aşırı üretim sebebiyle çiftçiler mağduru oluyorlar.(plansızlık) Örnekler artırılabilir.

  Türkiye'de vatandaşların sermaye birikimi ayrıca sorunlu; hem kendinden zengin hem de fakir ülkelere göre sermaye birikimi (oran olarak) Türkiye'de az, bu durum ülkeyi dış finansmana bağlı hale getiriyor. Çok ciddi miktarlarda sermaye bankacılık sisteminin dışında, insanlar geçmişten gelen  anılar, hayat görüşü vb. sebepler etkisiyle bankacılık sistemine uzak kalabiliyor(yastık altı) ama aynı toplumda tuhaf şekilde çiftlikbank gibi hikayeler ortaya çıkabiliyor, yani insanlar çiftlikbanka güvenip bankalara güvenmeyebiliyorlar.

- İş gücü verimli kullanılamıyor; Türkiye'de %10 gibi ciddi bir işsizlik problemi varken aynı zamanda özelikle sanayide ara eleman problemi var , tarım sektöründe de benzer hikayeler duyuyoruz. Bir tarafta işe uygun işçi yokken diğer tarafta ciddi işsizlik var yani iş gücü verimsiz kullanılıyor.

  Bu sorunlar nasıl çözülür sorusunun sorusu çok basit. Eğitim ile ekonomimizi çok daha verimli ve üretken hale getirebiliriz, yine yapısal reformlar ile en azından üretebileceğimiz ürünleri üretir hale gelebiliriz. Bu işin zor kısmı ise eğitim ile verimlilik/üretkenlik artırma olayının 10-15 sene sürmesi, yapısal reformların ise ciddi maliyetli olmasıdır.

  Verimlilik ve üretkenlik  ile aslında ''orta gelir tuzağı'' kavramı da bağlantılıdır. Orta gelir tuzağı şudur; her ülke özellikle fiyat rekabeti ile orta gelir seviyesine ulaşabilir(döneme göre orta geliri ifade eden rakam değişir) Ülke halkının geliri orta gelirden üst gelire yaklaştığı dönem ülke ekonomisi rekabet gücünü kaybeder ve zayıflar, bu zayıflama alt gelir seviyelerine yaklaştığı dönem bu defa ülke ekonomisi fiyat rekabeti sayesinde yine gelişim göstermeye başlar. Bu döngüden çıkmanın yolu yani gelişmekte olan bir ülkenin gelişmiş bir ülke olmasının yolu  verimlilik ve üretkenliğini artırarak ve ürünlerini sadece alternatiflerine göre ucuza üreterek değil, yenilikçi ve kaliteli(tabii markalı) üretmektedir.

  Bu yola giren ülkelerin şu şekilde problemleri oluşur.
1. Eğitimin seviyesini ve kalitesini artırmak uzun yıllar sürer, tabii ki ciddi maliyeti vardır ve bu geri dönüş ise uzun yıllar sonra gerçekleşir.

2. Eğitim seviyesi ile daha üretken ve verimli bir iş gücü ortaya çıkarıp bu iş gücü istihdam edileceği dönem ekonominin yapısı da bu yeni duruma hazır hale getirilmezse yapılan bütün masraflar, verilen bütün emekler insanlığa katkıyı geçmez çünkü yetişen kitleye iş imkanı sağlayamazsanız bu kitle dünyaya dağılacaktır, yani hayrımıza başka ülkelerin verimliliğini ve üretkenliğini artırmış oluruz. 

3. Yapısal reformlar ciddi maliyetli hamlelerdir. Yakın zamanda gelişmekte olan bir ülkeden gelişmiş ülke vasfına yükselen G.Kore bunu şu şekilde sağlamıştır mesela a sektörüne teşvik veriliyorsa başka sektörlere ek vergiler ya da alternatif gelir artırıcı yöntemler ile bu maliyetler karşılanmıştır. Daha çok sektörel teşvikler yerine bizim yakın zamanda denemeye başladığımız hedef teşvikler vermiştir.

 Basitçe ifade edilirse mesela Türkiye, kendi üretebileceği a sektöründeki b ürünü için bütün sektöre teşvik vermek yerine ihtiyacı olan b ürünü kadar üretim yapabilecek belli firmaları teşvik etmesi ve bunun maliyetini ise başka sektörlere vergi olarak yansıtması gibi bir çözüm.

Bu bakış açısıyla enflasyon problemi kalıcı olarak çözülebilir, para politikasıyla enflasyon mücadelesi Türkiye şartlarında çok ciddi ip cambazlığı gerektirir.

  Bunun dışında Türkiye'nin önünde çok ciddi bir fırsat da var.-risk de- Dünya yeni bir endüstri çağına giriyor,(Endüstri 4.0) bu yeni çağa herkesten erken adapte olup - onun da yolu verimlilik ve üretkenlik artışından geçiyor- çok hızlı gelişebiliriz ya da bu çağı geç yakalayıp dünyadan geride de kalabiliriz. 

Bunun dışında şu soruda akla gelebilir.

Türkiye'de çok uzun zamandan beri enflasyon problemi varsa neden son 15 yıldır(bu sene hariç) ciddi enflasyon rakamları görmedik?

  bu sorunun cevabı da şudur; 2001 Krizi sonrası gelen Ak Parti yönetimi 2008'e kadar enflasyon konusunda başarılı politikalar izledi. 2009 Krizi,  bu süreci sekteye uğratsa da ardından FED önderliğinde başlayan parasal genişleme süreci ise hem Türk ekonomisini hem de dünya ekonomisini tarihte görülmemiş bir sürece soktu. Bu süreçte sadece Türkiye'de değil, küresel çapta enflasyon problemi ortadan kalktı. Dünya üzerinde ciddi itibar sahibi ekonomistler çok uzun yıllar enflasyonun dünya üzerinde tekrar ortaya çıkmayacağını savundu ki bu saçma fikir için makul gerekçeler bile vardı.(Yeni Normal) 

  Bugün ekonomi ile ilgili neredeyse her olguda Fed'in parasal genişlemesinin etkisini görüyoruz. Dünya ekonomisini anlamak için ya da yakın-uzak gelecek hakkında bir ön görü sahibi olmak için Fed'in parasal genişlemesi(sonra dünyaya yayıldı) anlamak en temel ekonomi bilgisine sahip olmak kadar şart duruma geldi.

  Parasal genişlemeyi anlamak için de öncelikle 2008 Ekonomik krizini anlamamız lazım, Türkiye'de çok yaygın şekilde 2008 Krizi hatalı yorumlanıyor, 2008 Finansal Krizini anladığım kadarıyla açıklayıp buraya ekleyeceğim.  

Ekleme:1. 2008 Ekonomik krizi
                    2. Varlık Alım Programları