11 Ocak 2019 Cuma

Vizyonun önemi: Yahoo'nun Google'ı bir milyon dolara satın almaması

  Günümüzde yatırım, vizyon kelimeleri ile teknoloji ve internet kelimeleri neredeyse eş anlamlı olarak kullanılmaktadır ama ironik şekilde tarihin en vizyonsuz şirketlerin biri belki de en vizyonsuz olanı internetin ilk hakimi olan şirketlerden biri olan Yahoo'dur. Günümüzde ve görülen o ki yakın ve orta gelecekte de uzun vadeli yatırım yapan yatırımcılar internet üzerinde hakimiyet kurmuş olan sitelere yönelecekler mesela bir ankete göre milenyum nesli(18-25 yaş) yatırımlarının %50'sini teknoloji şirketlerine yapıyorlar ama Yahoo örneği bize vizyonun şirketlerin başarısını uzun vadede ekonomik güç, pazar payı vb. birçok faktörden daha fazla etkilediğini gösteriyor.

 1990'larda internet yaygın şekilde kullanılmaya başlamıştı, bu yeni alanın para kazanmak için büyük bir potansiyel taşıdığı tahmin ediliyordu ama doksanların ortalarına kadar bu konuda ciddi başarı sağlamış bir şirket yoktu. Doksanlarda internet siteleri arasındaki mücadele ana sayfa olma, ilk girilen site olma üzerinden gerçekleşiyordu ve Yahoo rakipleri Altavista ve Excite'a fark atmıştı. Bugüne göre çok daha başarısız olsa da ilk yaygın kullanılan arama moturu da Yahoo'nun arama motoruydu; Yahoo, arama motorunun ne kadar önemli bir ihtiyaç olduğunu kavrayamadığı için bunu daha çok kullanıcıların neye ihtiyacı olduğunu kavrama ve Yahoo'ya bu konuda içerik yükleme amacıyla kullanıyorlardı, sitenin kurucuları David Fild ve Jerry Yang internetin ne kadar geniş bir alan olacağı konusunda vizyonları zayıftı ve bu yüzden aranan her şeyin bulanabileceği bir site kurmayı amaçlıyordu. Yahoo'nun çabası başta çok büyük başarı sağladı ve internette ciddi şekilde ilk reklam geliri elde eden site Yahoo oldu. 

8 Ocak 2019 Salı

Türkiye Ekonomisi Nasıl Gelişir

Türkiye ve Ölçek Ekonomisi

 Daha önce bu paylaşımda Türkiye nasıl gelişirTürkiye neden gelişmiyor? sorularına Türkiye'nin üretememe(Verimlilik) sorunu üzerinden anladığım kadarıyla cevap vermeye çalışmıştım; bu paylaşım ise Türkiye'nin üretmeme sorunu ile alakalı.

  Bir ülkenin gelişmiş ülkeler sınıfına girebilmesi için yüksek katma değer üretebilmesi gerektiğini bunun da sağlanabilmesi için reformlara ve eğitim kalitesinin artmasına ihtiyaç vardır, bahsettiğim sürecin en az 10-15 sene sürdüğünü göz önüne alınca Türkiye'nin üretememe sorununun yakın zamanda çözülmesi pek mümkün değildir. Türkiye; kalkınma patikasına girse, eğitim kalitesini gerekli seviyeye yükseltse ve yapısal reformları gerçekleştirse bile bu sürecin başarıyla sona ereceğinin de bir garantisi yoktur. Bir ülkede yapısal reformlar yapılsa bile ülkenin ekonomik durumu ileride ülkeyi kalkındıracak jenerasyonun sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını karşılayacak seviyede olmalıdır aksi durumda kalkınma çabasının beyin göçü sebebiyle başarısız sonuçlanması ciddi bir ihtimaldir uzunca bir giriş olsa da basitçe ifade etmeye çalıştığım fikir şu: Gelişmiş bir ülke olmak için  yüksek katma değer üretebilecek bir jenerasyonun şart olması ile beraber mevcut kapasitenin maksimum ölçüde refah sağlaması ayrıca önemlidir ve sürecin başarılı olma ihtimalini kuvvetlendirir; kısacası, Türkiye'nin üretmeme sorununu çözmesi üretememe sorununu çözmesine büyük katkı sağlar.


  Orta gelirli bir ülkenin küresel çapta marka üretebilmesi, kalitesi sebebiyle rekabet edecek ürünler üretme ihtimali zayıftır ki bunları yapabilen ülke zaten zamanla kalkınmasını tamamlayacaktır, ülkemize dönersek bizim kısa ve orta vadede iç ve dış pazarlarımızda ürünlerimizi pazarlayacağımız ana faktör fiyat rekabetidir. Bugünkü şartlarda Türkiye kişi başı milli gelirini sadece fiyat rekabeti ile bile ciddi rakamlara yükseltebilir.(15 bin dolara kadar mümkün.)

 Fiyat rekabeti maliyetleri çok güçlü şekilde aşağıya çekmekle olur; bunun da en iyi örneği Çin'dir. Çin günümüzde dünyanın üretim üssüdür; Çin'in fiyat rekabeti gücünün ana sebebi ucuz iş gücü maliyeti gösterilir ki bu doğrudur ama yeterli bir açıklama değildir. Dünyada Çin'e göre çok daha cazip iş gücü maliyeti olan ve yatırım yapmaya çok daha cazip ortamı olan birçok ülke mevcuttur. 

 Çin  rekabet gücünü sadece ucuz iş gücünden sağlamaz, Çin'in maliyetleri düşük tutabilmesinde Çin'deki para politikasının(yuanı değersizleştirme) önemli katkısı ile beraber bizim de örnek alabileceğimiz şekilde Çin'de ölçek ekonomisinin çok başarılı uygulanmasının da önemli etkisi vardır.

türkiye ekonomisi neden bu halde
Shenzen

Ölçek Ekonomisi ve Shenzen Örneği


Çin 2000'li yıllarda ekonomisini dünyaya açmadan önce 1980'lerde belli bölgelerini dünya ekonomisine açmıştı ki bunlardan biri ve en ünlüsü Shenzen'dir. Çin, Shenzen'de ölçek ekonomisinin en başarılı örneklerinden birini hayata geçirmiştir.

1980'lerde 30.000 nüfuslu bir bölge olan Shenzen günümüzde 12 milyon nüfusa sahiptir.(Metropol ile 18 milyon) Shenzen zamanında Çin yönetiminin elektronik ürünler konusunda desteklediği bölgedir ki günümüzde dünyada üretilen elektronik ürünlerin %90'ının en az bir parçası Shenzen'de üretilmektedir. Günümüzde Apple, Samsung, Microsoft, Sony vb. şirketler ürünlerini Shenzen'de üretir.

 Shenzen Çin'de milli hasılanın en yüksek olduğu bölgelerden biridir, Shenzen'de ortalama işçi fiyatları 4-5 bin liradır ki(Vergi sonrası net) bu türkiye'de küçümsenebilecek bir rakam değildir yani ucuz maliyet sadece iş gücü ile sağlanabilecek bir şey olsaydı Shenzen dünyanın elektronik malzeme merkezi olmazdı.


ülke ekonomisi nasıl büyür
Ölçek Ekonomisi



Ölçek ekonomisi nasıl uygulanır


 Ölçek ekonomisi, üretimin artarken maliyetlerin düşmesidir. Kamu bir bölgeyi kendisine hedef olarak seçer örneğin bu Shenzen gibi elektronik malzemelerin üretiminin hedef seçildiği bir bölge olsun; Teşvikler ve destekler ile ülkedeki bütün elektronik malzeme üreten şirketlerin bir bölgede toplanması sağlanır, ardından doğal olarak tedarikçiler ve tedarikçilerin tedarikçilerinin de bölgeye yönelir. Bölgeye yerleşen her işletme hem kendi hem de müşterilerin maliyetini düşürür,(Ulaşım, Sürümden kazanç vs.) maliyetler düştükçe firmalar iç veya dış pazarlarda daha güçlendiği için üretim artar ve süreç böylece kendi kendini besler.

 Bölgenin ekonomik olarak gücü artınca doğal olarak benzer bir süreç de bu defa lojistik konusunda yaşanır bölgeden dışarı giden ve gelen ürün artıkça doğal olarak ulaşım maliyetleri de düşer; bir noktadan sonra bölge bir çekim merkezi olduğu için müşterilerin uğrak yerine döner ki bu da reklam maliyetlerini düşürür özetle ölçek ekonomisi sisteme katılan her şirketin diğer şirketleri ve kendisini pozitif etkilemesi üzerine gelişen bir sitemdir; Türkiye'de ölçek ekonomisinin uygulanabilecek birçok sektör mevcut ve ülkenin konumu sebebiyle Türkiye'de ölçek ekonomisinin çok başarılı örnekleri ortaya konabilir.

  Ölçek ekonomisinin uygulanması sadece maliyetler konusunda avantaj sağlamaz; sektörde güçlenen firmalar ileride kalite ve markalaşmaya önem vermesi kaçınılmazdır ki bugün Shenzen elektronik malzemelerin silikon vadisi haline gelmiştir.

  

türkiye ekonomisi nasıl düzelir
İllere göre gelişmişlik




  Üstteki Türkiye'nin illerin gelişmişlik haritasında da görüldüğü gibi gelişmiş bir şehir refahını çevresine ve diğer gelişmiş  şehirler ile arasındaki bölgelere de taşıyor, devletin kontrolünde bir bölgenin ciddi şekilde gelişmesi yani devletin gelişecek şehri tercih edebilmesi çok geniş bir coğrafyayı pozitif etkileyebilir örneğin deniz kıyısında olması sebebiyle Hatay'ın hedef bölge seçilmesi ve ciddi şekilde kalkınması durumunda üstteki üçgendeki gibi bir refahın İstanbul-Hatay-İzmir gibi çok daha geniş bir coğrafyanın makul bir gelir seviyesine yükselmesi beklenir.

(Güncelleme sona erdi.)


Twitter  Yusuf Yüksel 

Facebook Yusuf Yüksel

Türkiye Ekonomisi Nasıl Gelişir


(28.11.2018)

 2018 yılı Türkiye açısından zorlu bir yıl oldu, ekonomik sorunlar son zamanlarda şu türde soruları popülerleştirdi ''Türkiye ekonomisi nasıl gelişir'' ya da ''Türkiye ekonomisi neden bu halde'' bu sorulardan önce şu sorunun cevabını bulmak gerekir; Türkiye'de ekonomik problemlerin kaynağı ne?

 Bu soruya çok çok uzun cevaplar verilebilir ama çok basitçe Türkiye ekonomisinin sorunu üretmemek ve üretememektir şeklinde cevap verirsek kesinlikle hata olmaz.




türkiye ekonomisi neden bu halde
Türkiye ekonomisi nasıl gelişir?

 Türkiye'de ekonomik sorunların en temel sebebi enflasyondur, şu paylaşımda daha önce Türk ekonomisinin neden enflasyon ürettiğini ve üretmek zorunda olduğunu açıklamaya çalışmıştım.-Link- Özetle Türkiye ekonomisinin enflasyon üretmesi kaçınılmazdır





Enflasyon sorunu nasıl çözülür?


 Enflasyon basitçe piyasadaki paranın ürünlerden (Mal ve Hizmetler) fazla olmasını ifade eder; basit bir örnekle piyasada 1 lira ve 1 elma varsa elma 1 liradır, piyasadaki para 2 liraya çıkarsa insanlar iki elma alamayacağı için elma 2 lira olur.(Talep Enflasyonu) Bir diğer enflasyon sebebi ise paranın artması değil de piyasadaki ürünlerin azalması sebebiyle ya da ürünlerin maliyetinin arması sebebi ile ürünlerin daha pahalı hale gelmesidir.(Maliyet Enflasyonu)

(Talep enflasyonu nedir? Maliyet enflasyonu nedir? Enflasyonun Faydaları ve zararları, Merkez Bankaları neden enflasyona izin verirler? Merkez bankları enflasyonu nasıl yönetirler?-Link-)

 Merkez bankaları enflasyon ile mücadele ederken ya piyasadaki parayı azaltmalıdır ki kimse bundan mutlu olmaz ya da üretimi artırmalıdırlar yani enflasyon sebebi ne olursa olsun üretimin yetersiz olmasını ifade eder; sorumuza geri dönersek Türkiye neden gelişmiyor sorusunun cevabı enflasyon= yetersiz üretimdir.

Türkiye'nin Üretim Sorunu:

Türkiye'nin üretim sorununu üretmeme ve üretememe olarak ikiye ayırabiliriz.

 Türk ekonomisi neden yeterince üretemiyor?


türkiye ekonomisi neden gelişmiyor
Türkiye ekonomisi neden gelişmiyor
 Öncelikle şunu ifade etmekte fayda var her şeyi üretemeyiz hatta üretmemeliyiz; bu sadece Türkiye için değil dünya için de geçerlidir, üretim kapasitesi Türkiye'den çok daha yüksek olan Abd'de de Trump'ın çok yüksek miktarlarda üretimi Abd'e taşıma rüyası imkansızdır-Link-

 ''Toplu iğneyi bile ithal ediyoruz.'' serzenişine konu olan toplu iğnenin üretiminde en önemli kalemlerden biri ucuz işçilik olduğu için toplu iğne ve benzeri ürünlerde rekabetçi olmak ülkemiz için olumsuz bir durumu ifade eder. 

 Katma değeri yüksek bir ürünü ülkemizde üretip maliyetini artırdıktan sonra pazarda daha az rekabetçi oluyorsak bu üretimin ülkemize sağlayacağı fayda şüphelidir o yüzden üretim mümkün oldukça yerli olmalı ama yerli üretim ile rekabetçilik arasındaki optimum fayda seviyesi hedeflenmelidir.

 Konumuza dönersek Türkiye ekonomisi üretebileceği ürünleri neden üretmiyor sorusunun cevapları arasında girişimcilikle ilgili birçok sebep de sayabiliriz ama  ana problem sermayedir.

  Türkiye'nin enflasyon ve dolaylı olarak üretim sorununu çözmek için ihtiyaç duyacağı sermaye trilyon dolar ile ifade edilecek bir büyüklüktür, biz bu kadar büyük sermayeye bir kaç yöntem ile ulaşabiliriz.

a-Yerli sermaye:


Ülke halkının sermayesi ile ülkemize yatırım yapmak finansman açısından daha tercih edilebilir bir yöntemdir ama ülkemizde enflasyon sorununun çözümü için gerekli üretimi sağlayabilecek yatırımları finanse edebilecek büyüklükte servet birikimi yok; bunun dışında Türkiye'de yeri sermaye başlı başına bir sorun çünkü insanımız bizden zengin veya fakir ülkelerin vatandaşlarına oranla daha az tasarruf ediyor, bir diğer sorun ise tasarruf edip parasını mevduatta değerlendiren yatırımcının sermayesi ülke ekonomisine yeterli seviyede destek olamıyor çünkü döviz ya da TL mevduatı fark etmeksizin yerliler ortalama 1-2 vadeli mevduat yatırımı yapıyorlar iken bir yatırım için girişimcilerin ihtiyaç duyduğu krediler 60-120 ay vadelidir yani özetle hem tasarrufumuz az hem de olan tasarrufumuz da yatırım için yeterince verimli değil çünkü bankalar yerli sermayeden yararlanamayınca doğal olarak uzun vadeli yabancı sermayeye yöneliyorlar.

b-Yabancı sermaye: 


 Dış borç ülke ekonomileri için olumsuzdur ama yatırım için alınan dış borcun ülke ekonomisine ciddi zarar vereceğini söylemek bence hatalı olur buna rağmen şu an ki finansman maliyetleri(faiz) yapılan yatırımların kar edebilme kapasitesi çok sınırlıdır; daha normal zamanlarda da enflasyon/üretim yetersizliği sorunu çözebilecek miktarda borç bulabilme imkanımız yoktur; Türkiye'de dış borçların milli hasılaya oranı %50'i aştığı dönemler ekonomimiz sorun yaşamaya başlıyor, trilyon dolar civarında bir sermayeye ulaşabilme ihtimalimiz borçlanma yoluyla yoktur.

c-Doğrudan yabancı yatırımlar:


 Doğrudan yabancı yatırımların artması Türkiye'deki sorunların ciddi şekilde azalmasına katkıda bulunur, Doğrudan yatırımlar;

- Cari açığı düşürür, finansmanını kolaylaştırır.
- Enflasyonu düşürür.
- İşsizliği düşürür.
- Ucuza teknoloji transferi sağlar.

 Türkiye'de yabancı yatırımlar şu an 15 milyar dolar seviyesine düşmüştür ki en iyi döneminde bu rakam 25 milyar doları birazcık üstüne ulaşabilmiştir, en iyi zamandaki  rakamı ikiye katlar isek bile realitede bu yatırımların bizim sorunlarımızı çözmesi mümkün değildir.

 Türkiye yerli-yabancı finansman kapasitesini sonuna kadar kullansa yabancı yatırımlar yağmaya başlasa ve üretim eksiğini karşılayacak kadar sermaye ihtiyacını karşılayacak miktarda Türkiye'ye para aksa ve girişimcilik ile ilgili sorunlar çözülürse Türkiye'nin temel ekonomik sorunları yine de çözülmez çünkü girişimcilik ve sermaye yetersizliği Türkiye'nin küçük sorunlarıdır, Türkiye ekonomisinin büyük sorunu üretmemek değil üretememektir.


bir ülke nasıl gelişir
Türkiye ekonomisi nasıl düzelir
 Ülkemizde 100 birim ihracat için 70-80 birim ithalat yapılmaktadır, bu oran 50 gibi makul bir seviyeye düşse Türkiye'nin ekonomik sorunlarının en temek sebeplerinden biri olan cari açık sorunu ciddi şekilde azalır, peki bu oran nasıl 50'lere düşer?

- Eğitim
- Araştırma ve Geliştirme

Eğitim:

Daha önce ülkelerin gelişim süreçleri hakkında çok sayıda çok sayıda makale yazdım, geçenlerde Almanya'nın gelişimi hakkında yazdığım makalede eğitime hiç değinmedim hata ile ilgili bir gün sonra ancak dönüt aldım çünkü ülkelerin gelişimi ile eğitim o kadar iç içe bir kavram ki makaleye okuyanlar ''Yoğurt beyazdır.'' gibi bir bilgiyi bulamayınca eksikliğini hissetmiyorlar.

 Bir ülke nasıl gelişirÜlke Ekonomisi nasıl büyür? sorularına sadece ''Eğitim ile...'' diye cevap versek yeterli olur, daha önce gelişim süreçlerine değindiğim Güney Kore, Almanya özelinde bütün Avrupa, İkinci Dünya Savaşı yıkımı sonrası Japonya gibi bütün örnekler bize, bizden çok çok daha zor şartlar altındaki ülkelerin eğitim kalitesini artırmayı başararak kalkındıklarını gösteriyor, Türkiye ekonomisi nasıl gelişir? ya da daha geniş kapsamlı bir ülke nasıl gelişirsorusunun cevabı bu kadar basitse peki gelişmemiş ülkeler gelişmemeyi nasıl başarıyorlar?

  Gelişmenin yöntemi gerçekten basittir ama yöntemin uygulanması için aynı cevabı veremeyiz, modern tarihte çok az sayıda ülke gelişmiş ülke sınıfına atlayabilmiştir.

 Eğitim, toplumların ekonomik gelişimi için olmazsa olmazdır ama toplumun eğitim seviyesini artırmanın önünde iki ciddi engel vardır.

1. Toplumun eğitim seviyesini artırmak en az 10-15 sene sürer.
2. Genel anlamda ekonominin geleceği hakkında plan yapılmadan bir eğitim seferberliğinin sonuç verme ihtimali yoktur ya da çok zayıftır.

 Basit bir örnekle ülkemizde bir eğitim seferberliği başladı ve hükumet bütçenin %30'unu önümüzdeki 10 yıl boyunca eğitime harcamaya karar verdi? 10 yıl sonra ne olur?

 Ülkemiz daha fakir bir ülke olur, muhtemelen eğitim seviyemiz artmaz belki düşer çünkü bir ülkede eğitim seviyesi artırılacaksa bununla beraber ülkeyi kalkındıracak yeni jenerasyonun ihtiyaç duyacağı alt yapı ve ekonomik şartlar da hazırlanmalıdır yani 10 sene sonra yeni bir Apple üretebilecek mühendisler yetiştireceksek gelecekteki mühendislerin Apple seviyesine yükselteceği şirketler hazır olmalıdır ya da Google'a alternatif yazılımlar üretebilecek yazılımcı yetiştiriyorsak ülke ekonomisinin ve şirketlerinin Google ile rekabet edebilecek maaşları çalışanlara sunabilecek kapasitesi olması gerekir yoksa Hindistan gibi başka milletlerin refahını artırmaya hizmet ederiz yani kısacası asıl zorluk yeni bir jenerasyon yetiştirmek kadar süreci planlamaktır.

Türkiye ekonomisi nasıl büyür
Ülke Ekonomisi nasıl büyür


2.Araştırma ve Geliştirme:


 Ekonomik gelişimin önündeki bir diğer  önemli engel ise ülkemizde araştırma ve geliştirmeye hak ettiği değerin verilmemesidir, bu sıkıntı sadece gelişmeye engel değil hatta mevcut gelişmişliğimizi bile riske atacak bir durumdur.

 Hükumetin bütçede bu sene araştırma ve geliştirmeye ayırdığı pay 13 milyar lira civarında bir rakamdır; dolar olarak ifade edilirse 2-3 milyar dolar arasında bir rakama tekabül ediyor, son yıllarda da bu rakam hep miktar olarak bu seviyelerdeydi, hükumetin ar-ge'ye ayırdığı pay sürekli olarak artsa da halen milli hasılanın %1'ine bile ulaşamamıştır; bu oran Abd'de %3 civarında, rakamsal olarak 400-500 milyar dolar civarında bir payı ifade ediyor. Avrupa'da Ar-ge için ayrılan pay %2 civarında 300-400 milyar dolar civarında bir rakamı ifade ediyor yani bizden çok daha ileride olan ülkeler hem miktar hem de oran olarak bizden çok daha fazla araştırma ve geliştirmeye önem veriyorlar. 

 Özel sektörde durum çok daha vahim, geçen sene İso 500'deki- İstanbul'un en büyük 500 şirketi- şirketlerin yarısından sadece biraz fazlası bütçelerinde Ar-ge'ye pay ayırmış; İso 500 için Türkiye'nin en büyük 500 şirketi demek hatalı olmaz, bu firmalar dünya ile yarışıyorlar! Parasına kıyıp ar-geye para harcayan firmaların araştırma ve geliştirme için ayırdıkları pay %0.5 civarında ! Yani Türkiye'de dünya ile mücadele eden firmaların hiç biri ülkemizde katma değer konusunda bir sorun olduğunu düşünmüyor desek hatalı olmayız.

 Peki bu emeklerin geri bildirimi nasıl olmuş? İhracat edilen ürünler arasında düşük teknolojili ürün oranı %60 iken yüksek teknoloji ürünlerinin oranı %3-4 yani fiyat rekabeti yapmadığı müddetçe çoğu firmamız pazarında çok güçlü değil, firmalarımızın çok sayıda alternatifi var. 


 Dünyadaki büyük şirketlerde Araştırma ve geliştirmeye ayrılan pay %10'lara kadar ulaşıyor, Türkiye'deki büyük şirketlerde böyle bir kaygı olmadığı gibi gerçek anlamda dünya ile yarışabilecek şirketlerin de ortaya çıkmasını engelliyorlar.

7 Ocak 2019 Pazartesi

Dünya Borsaları

 2018 yılı finansal piyasalar açısından çok olumsuz bir sene idi, gelişmekte olan ülkeler dışında ciddi sorunlar yaşanmamış olduğu halde tarihteki en büyük krizlerde bile görülmemiş şekilde 2018'de finansal varlıklar değer kaybetti.


dünya borsaları 2019
2018'de Varlık çeşitlerinin %93'ü değer kaybetti.

 Ne 2011-2018 arasında aşırı olumlu süreci ne de 2018 yılında finansal piyasalardaki anormalliğin reel ekonomi ile açıklanamaz; her iki ilginç sürecin açıklaması büyük merkez bankalarının varlık alım programlarıdır.(para basma) (Bakış açımı kanıtlamak için veri sunmayacağım çünkü bu bloğu devamlı takip edenler için sunacağım kanıtlar tekrar olacağı için muhtemelen sıkıcı olacaktır ama bu konuda şüpheniz varsa bu paylaşımdaki eski makalelerde ve makalelerdeki linklerden çok sayıda veri bulabilirsiniz.)

 2018 finansal varlıklar için zorlu bir seneydi ama dünya borsalarında sorunlar 2018'in yazından beri başlamış olduğu halde Abd borsalarında olumsuzluk 2018'in sonuna doğru başladı. 

2 Ocak 2019 Çarşamba

Büyük Buhran

 Büyük Buhran; modern tarihin en büyük ekonomik krizidir,1929'da başlayan kriz İkinci Dünya Savaşı'na kadar devam etmiş ve İkinci Dünya Savaşı'nın da en önemli ekonomik sebebi olmuştur.

Büyük Buhran'ın Nedenleri


1. Abd'nin alacaklarını altın olarak tahsil etme ısrarı


Birinci Dünya Savaşı sona erdikten sonra geriye Avrupa'da büyük bir yıkım bırakmıştı, savaştan nispeten az zarar görerek çıkan Abd, dünya üzerinde geriye kalan son sağlam büyük ekonomi idi. Birinci Dünya Savaşı sonrası Abd büyük yara alan Avrupa ve dünya ekonomisinin kreditörü haline geldi, Abd alacaklarını altın olarak tahsil etmek istiyordu fakat dünyada bu ticareti gerçekleştirebilecek altın veya altın üretimi mevcut değildi; bu durum ileride Abd'nin alacaklarını tahsil edememesine yol açacaktı.

 Abd'nin altın ısrarı yüzünden Altın devamlı olarak değer kazanıyordu ve doğal olarak Abd'nin alacaklı olduğu ülkelerin paraları değer kaybeder iken dünyadaki altın kaynaklarını kontrol eden Birleşik Krallık'ın para birimi sterlin aşırı değer kazanıyordu bu durum yıllar içinde Avrupa ekonomilerinin rekabet gücünü eritti ve Avrupa ekonomilerinin yıldan yıla daha sıkıntılı hale gelmesine yol açtı, bunun da doğal sonucu olarak dünyadaki bütün yatırımcılar(altınları ile beraber) Abd'e yatırım yapmaya başladılar.

büyük buhran
Enflasyona göre düzeltilmiş altın fiyatları


Özetle Abd alacaklılarının tavuklarını kesip onlardan yumurta bekliyordu.

* Son yıllarda dünya ekonomisine damga vuran varlık alım programlarının en önemli sebebi dönemin Fed Başkanı B. Bernanke'nin 1929 Bunalımı'nda yapılan hataların tekrarlanmamasını istemesiydi; Büyük Buhran'da üretim vardı, tüketim vardı ama ticaret için para yoktu, B. Bernanke ne olursa olsun dünyanın bu çelişkiye düşmemesi için ne gerekirse yaptı.-Link-

2. Abd Başkanı Hoover


 Abd Başkanı Hoover sorunun ciddiyetini anlamaktan uzaktı ve kriz dönülmez seviyeye yükselinceye kadar kamunun soruna müdahale etmemesi konusunda ısrarcı oldu oysa ki İskandinav ülkelerinde sosyal demokrasiler krizin ilk yıllarında kamu desteği ile krizi atlatmayı başarmışlardı, Abd'de de kamunun ekonomiye müdahale etmeme tabusu olmasaydı 1929 Buhranı o kadar da ağır olmayabilirdi.


 büyük buhran sonuçları
Herbert C. Hoover

 3. Bankacılık veya borsa regülasyonlarının oluşmuş olmaması

 
 Bugün dünya ekonomilerinin sağlığı için bankalara, borsalara getirilmiş olan kuralların neredeyse tamamı Büyük Bunalım tecrübesinden alınan derslerdir, Büyük Bunalım öncesi bu kuralların olmaması çok büyük sorunlara yol açmıştı, Abd'de kriz sonrası binlerce banka iflas etmişti, borsalarda inanılmaz hatalar yapılmıştı.

4. Abd ekonomisinin çok sınırlı sayıda şirketin kontrolünde olması


 Kriz dönemi Abd ekonomisinin yarısı yaklaşık 200 şirketin kontrolündeydi, doğal olarak bu şirketlerde ortaya çıkan sorunlar ülke ekonomisini doğrudan etkilemişti.

1929 bunalımı
Büyük Buhran


Büyük Buhran nasıl başladı


 1920'de Abd dışındaki dünya ekonomilerindeki sorunlar sebebiyle dünyadaki bütün sermaye Abd'e akmaya başlamıştı, Abd'de büyük bir refah yaşanıyordu ve bir noktadan sonra tasarruflar borsalara akmaya başlamıştı, bu durum kendi kendini besleyen bir balona döndü. 1920'lerde 68 puan seviyesinde olan The Dow 1929'da 380 puanlara ulaşmıştı;(%500-600) devamlı olarak yukarı giden bu borsa sayesinde Abd'de herkes parasıyla veya ulaşabildiği kredilerle hisse alıyordu. İnsanlar hiçbir araştırma yapmadan sadece hisse alıyorlardı ve hissenin değerlenmesini bekliyorlardı.


büyük buhran nedenleri
The Dow 1920-1929

 
Ekim 1929'da The Dow'un (Bugünkü Dow Jones) şişebilecek kapasitesi kalmamıştı ve hisselerde değer  kayıpları başladı, 24 Ekim günü Kara Perşembe yaşandı, yaklaşık bir hafta içinde The dow 328 puanda 230 puana düştü, dört bin civarında banka iflas etti, binlerce yatırımcının serveti yok oldu.

  Abd'deki kriz çok kısa sürede dünyaya yayıldı ve bütün dünyada ciddi bir işsizlik furyası baş gösterdi. Büyük Buhran döneminde dünyada üretim %40, ticaret hacmi ise %65 düştü.

 Abd'de Büyük Bunalım'ın faturası başkan Hoover'a kesildi, ardında gelen Roosevelt büyük bir iddia taşısa da Büyük Buhran'a getirdiği çözümlerin gerçekten etkili olup olmadığı bugün de tartışma konusudur ama 1930'ların sonunda Almanya'da yaşanan ekonomik bunalım nazileri iktidara taşıdı ve devrin Alman yöneticileri krizin ana sebebinin likidite sorunu olduğunu anlamışlardı; Almanlar takas ekonomisine dönerek(devletler arasında !) krizden çıkan ilk büyük ekonomi olmuştu. Almanya, İkinci Dünya Savaşı'nı başlatınca savaş ekonomisi sebebiyle bütün dünyada üretim normale dönmüştü ve kriz ortadan kayboldu.

  Günümüzde karşılıksız olarak ifade edebileceğimiz şekilde para basılmasının en önemli sebeplerinden biri altın karşılığı para basmanın 1800'lerin sonlarından başlamak üzere 1970'li yıllara kadar yol açtığı sorunlardır ama bunların en dikkat çekici olanı Büyük Buhran'dır.

 Otoritelerin karşılıksız para basabilmesi günümüz dünyasında bir gereklilik olarak ortaya çıkmış olsa da artık günümüzde bu gereklilik çok rahat şekilde suistimal edilmektedir, ekonomi yönetimleri çok yetersiz gerekçelerle sadece mevcut sorunları ötelemek için umarsızca para basabilmektedir ve eninde sonunda  ötelenen sorunlar ile yüzleşilecek olması kaçınılmaz bir gerçektir.

Karşılıksız para basma-Link-

Twitter adresim Yusuf Yüksel

Facebook Adresim Yusuf Yüksel 

Tüik Enflasyon Oranlarını Çarpıtabilir Mi

 Ülkemizde her ay Enflasyon oranlarının açıklanması sonrası ''Türkiye'de Gerçek enflasyon  oranı kaç?'' sorusu sorulmaya başlıyor.

  Tüik'in enflasyon hesaplama yöntemi, sık sık enflasyon sepeti ile ilgili düzenlemeleri eleştiriye açık olabilir ama anladığım kadarıyla Tüik'in neden enflasyonda manipülasyon yapmadığını, yapamayacağını ve Tüik böyle bir adım atarsa bir fayda sağlamayacağını  bu sebeple böyle bir adım atmayacağını anlatmaya çalışacağım.

  Öncelikle şunu ifade etmekte fayda var, Tüik'e en fazla gelen eleştirilerin başında şu var: '' Her şeye zam gelirken enflasyon nasıl düşüyor?'' Enflasyonun %25 küsurdan %20 küsura düşmesi piyasadaki ürünlerin ucuzladığı anlamına gelmez bunun anlamı piyasadaki ürünlerin fiyatının daha az arttığıdır, bir sene önceye göre ürünlerin ucuzlaması demek enflasyonun 0'ın altında gelmesidir.

Yusuf yuksel