18 Nisan 2019 Perşembe

Merkez Bankası Net Döviz Rezervi Nisan 2019



 Merkez bankasının net döviz rezervleri hakkında internet ortamında net bir veri bulmak zor çünkü her haber kaynağı farklı bir bakış açısıyla haberi sunduğu için Merkez Bankasının net döviz rezervi hakkında bilgi bulmak zorlaşıyor. Bir önceki hafta Merkez Bankası net döviz rezervi 28.1 milyar dolardı.(5 Nisan) Bugün açıklanan son veriye göre Merkez Bankası Net Döviz Rezervi 28.1 Milyardır.(12 Nisan itibariyle Merkez Bankası net döviz rezervi)

İllere Göre Konut Fiyat Endeksi Şubat 2019


 Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Şubat ayı konut fiyat endeksi verilerini açıkladı; Merkez Bankası verilerine göre şubat ayında konut fiyat endeksi %3.8 nominal olarak arttı, reel olarak ise %13,26 değer kaybetti.

 Nominal değer değişimi bizim günlük hayatta muhatap olduğumuz fiyatlardaki değişimlerdir, reel değer değişimi ise nominal değerlerin enflasyon etkisinden arındırılmış halidir. Konut fiyatlarında son aylarda nominal olarak da görülen duraklama devam ediyor.

17 Nisan 2019 Çarşamba

2019 EURO İÇİN ZOR BİR YIL OLACAK

 Avrupa'dan nispeten iyi veriler gelmeye başlasa da 2019 yılı Avrupa için ekonomik açıdan iyi geçmiyor. 2019'un başından beri Avrupa'da resesyon senaryolarının dile getirilmesine yol açan bir çok veriye şahit olduk, çoğu saygın kurum Avrupa'nın resesyona girmeyeceğini dile getiriyor olsa da bu sene ve önümüzdeki senelerde Avrupa'da tekrar durgunluk bekleniyor.(Olumsuz Brexit senaryolarında durum ciddi şekilde değişebilir !)

 2008 Krizi ve ardından 2011'de Yunanistan'dan başlayıp Avrupa'ya yayınlan sorunlar nedeniyle Avrupa Ekonomisi simgesel negatif faiz ve çok aşırı likidite artışına rağmen(para basma) bir türlü kalıcı şekilde durgunluktan çıkamadı.(Avrupa'daki likidite artışı ekonomik büyüklük ile kıyaslanınca Abd'nin iki katı) Mevcut şartlarda zaten faiz oranları ile ekonomiye sağlanabilecek ek bir teşvik marjı yok, merkez bankasının likidite artırıcı önlemlerinin(para basma) ise Avrupa için en doğru karar olup olmadığı tartışmaya açıktır; ECB(Avrupa Merkez Bankası) çok uzun zamandan beri varlık alım programları ile likiditeyi artırıyor ki bu tür operasyonların çok ciddi yan etkileri de mevcuttur buna rağmen bir türlü beklenen ekonomik toparlanma gerçekleşemiyor, likidite artışının sebep olduğu sorunlar ise birikmeye devam ediyor.

 Avrupa'nın şu an başında olduğu süreci Japonya farklı bir bir konsepte olsa da doksanlı yılların başından beri yaşıyor fakat Japonya örneği bize gösteriyor ki sadece para basarak sorun çözmek mümkün değil ve bu tür politikalarda ısrar bir noktadan sonra normalleşmeyi daha da zorlu hale getiriyor; son 30 yılda Japonya kıyaslanabileceği ekonomilere göre ultra gevşek finansal şartları ekonomisine sağladığı halde kalıcı olarak durgunluktan çıkamadı fakat diğer yandan normalleşme çabaları ise ciddi sorunları tetikliyor basitçe ifade edersek günümüzde Japonya Merkez Bankası'nın para basması Japon ekonomisine çok sınırlı hatta yok denecek kadar fayda sağlar iken para basmanın durması ciddi sorunları tetikliyor. Avrupa'nın da böyle bir kısır döngüye sürüklenme riski mevcut.

15 Nisan 2019 Pazartesi

Sürdürülebilir Kalkınma

 Sürdürülebilir kalkınma; gelecek kuşaklara bedel ödetmeden  günümüz ihtiyaçlarına cevap verebilen kalkınma modeline verilen isimdir. Günümüzde dünyada büyüme çabası yarın yokmuş gibi doğaya, topluma, ekolojik dengeye zarar vermek pahasına gerçekleşmektedir. Geçtiğimiz yıl insanoğlu yıllık kendi payı olan  kaynakları yılın 212. günü tüketti ki bu kayıt tutulmaya başlanan günden beri görülen en vahşi tüketim oldu;(Ekolojik ayak izi) Türkiye ise bu konuda dünya ortalamasının bile üstünde yer aldı. Çevreyi, ekolojik dengeyi korumadan, kaynakları hunharca kullanarak kalkınmanın mümkün olmadığı günümüzde artık kabul görmüş bir gerçek yine borç döngülerine, tüketime, verimsiz sektörler sayesinde elde edilmiş büyümenin de sürdürülebilir  kalkınma sağlaması mümkün değildir.

 2018'de Nobel ekonomi ödülü sürdürülebilir kalkınma üzerine çalışmaları sebebiyle Paul Romer , William Nordhaus ikilisi takdim edildi; bu makale Paul Romer'in Endojen(İçsel) Büyüme Teorisi hakkında; Paul Romer'in Teorisi Türkiye gerçeğinde fırsatları işaret ediyor.

12 Nisan 2019 Cuma

Bir Kuşak Bir Yol Projesi

 Çin'in 2013 yılında duyurduğu Bir Kuşak Bir Yol Projesi( One Belt One Road) 21. yüzyılın en büyük projelerinden biri olmaya aday, projenin 4-8 trilyon dolar civarında bir maliyete ulaşması bekleniyor. Proje 68 ülkeyi, dünya nüfusunun %65'ini, günümüz dünya ekonomisinin ise %40'ını doğrudan bir birine bağlamayı amaçlıyor.


Bir Kuşak Bir Yol Projesi nedir?


 Bir Kuşak Bir Yol projesi; Çin'in tarihi İpek Yolu'nu canlandırma iddiasıdır, Proje Çin'in ekonomik, askeri, diplomatik hedeflerini bir bütün haline gelmiş halidir.

  Çin'in mevcut devlet başkanı Xi Jinping 2013'te devletin başına geçtiğinde Çin'in ekonomik çıkmazlarını çözme iddiasını dile getirmişti. Çin'de iç içe geçmiş Kredi-Emlak Balonu, Çin ekonomisini hatta Çin'in uzun yıllardan beri sağladığı kazanımları çok ciddi şekilde tehdit ediyor ki kişisel görüşüm Çin'in bu sorunu bir bedel ödemeden çözmesi artık mümkün değil, mesele bedelin büyüklüğünün ne olacağıdır. Çin'in ekonomik sorunlarını anlamak için Çin'deki kredi-emlak balonunu anlamak önemli o yüzden daha önce okumadıysanız şu iki makaleyi okumanızı çok kuvvetle tavsiye ederim.

1. Çin Kredi Balonu-Link-

2.Çin Emlak Balonu-Link-


 Linklerdeki makaleleri okumuş olduğunuzu varsayıyorum. Linklerde uzunca anlattım Çin ekonomisi ciddi şekilde inşaat ve kredilere bağlı ve bu sorun ciddi bir çıkmaza dönüşmüş halde Xi Jimping 2013'te bu sorunun daha az hasarla atlatılması için Çin'de tamamen verimsiz bir hale gelen inşaat ekonomisini yurt dışına taşımaya karar verdi böylece kredi-emlak balonunun daha makul bir normalleşme sürecine girmesi planlandı fakat bu süreç Abd'nin başına D. Trump geçmesive ardından gelen Ticaret savaşları tartışmalarıyla sekteye uğradı; ticaret savaşlarının Çin ekonomisine verdiği zarar sebebiyle Xi Jimping de geçmişten beri süre gelen verimsiz ekonomik yapıyı devam ettiriyor ama diğer yandan Bir Kuşak Bir Yol projesi ise faaliyete geçmiş durumda.


9 Nisan 2019 Salı

2019 EKONOMİK KRİZ SENESİ Mİ

 Bu paylaşımda 2019 ekonomik krizi senaryoları, 2019'da ekonomik kriz çıkma ihtimali ve 2019'da dünya ekonomisi nasıl olacağına dair paylaşımlar yapıyorum, paylaşımın güncellenmemiş halinde belirtmiştim; elimizdeki veriler halen bize 2019'da ekonomik kriz ihtimalinin düşük olduğunu 2020 ya da 2021'de küresel ekonomik kriz ya da resesyon beklenebileceğini gösteriyor fakat 2019'da ekonomi nasıl olur sorusunun cevabı son zamanlarda beklentilere göre daha negatif.


2019 Ekonomik Kriz Senesi Mi


 Daha önce 2019 yılının başından beri Gelişmekte olan piyasalara çok ciddi para akışı olduğundan, son zamanlarda gelişmekte olan piyasalara karşı bu iyimserliğin zayıfladığından ve rüzgarın artık gelişmekte olan ülkeler için karşıdan esmeye başlayabileceğinden bahsetmiştim. Dün Bloomberg'te yayınlanan ve çok  sayıda büyük fon yöneticisinin katıldığı bir ankete göre Gelişmekte olan ülke piyasalarındaki (Hisse ve Para birimleri) rallinin sona erdiğini düşünen yöneticilerin oranı neredeyse yarı yarıya gelmiş durumda.(Türk varlıkları bu ralliden yeterince yararlanamadı ama geçmiş örnekler bize bir varlığın kendi türünden varlıkların olumlu fiyatlamasına katılmaması durumunda bile olumsuz fiyatlamalardan güçlü şekilde etkilendiğini gösteriyor.) Bugünlerde birçok varlıkta da benzer bir durum ile karşı karşıyayız, bir birine çok zıt  fiyatlamaları birlikte yaşıyoruz.


2019'da Ekonomi Nasıl Olacak(güncellendi)

 Daha önce bu paylaşımda ''2019'da ekonomi nasıl olacak'' sorusuna cevap vermeye çalışmıştım, bir süredir önümüzdeki senelerde dünya ekonomisi hakkındaki beklentilerde ciddi değişiklikler oluyor; şu linkte (2019 Ekonomi yorumları-Link-) dünya ekonomisi ile ilgili gelişmeleri sık sık güncelleyerek yazıyorum. Bu paylaşım ise daha çok yurt içi gelişmeler ile alakalı.(açıkçası ayırmak son derece zor.)2019 Ekonomi yorumları bize 2019'un Türkiye için zor geçeceğini ve dünya içinde şimdilik bir kriz ya da resesyon yılı olmadığını ama sıkıntıların arttığı bir yıl olduğunu gösteriyor.Bu paylaşımdaki makaleler Türkiye'de 2019'da ekonomi nasıl olur? Sorusuyla alakalı.


Enflasyon Tek Haneye Düşebilir mi?


 Seçim öncesi ve sonrası ekonomi bakanı Berat Albayrak defalarca Sonbahar'da tek haneli enflasyon görüleceğine dair açıklamalarda bulundu; Türkiye'nin en temel problemi olan enflasyonun en azından tekrardan tek haneli rakamlara dönmesi ekonomi üzerindeki olumsuz algının hızla düzelmesine sebep olabilirdi ama bunun gerçekleşme ihtimali yeterince güçlü değil.

 2019 yılında şu an aylık ortalama %0.7 gibi yıllık %10'nun altını işaret eden bir enflasyon yaşadık ama bu rakamların sağlanması için akaryakıtta eşel mobil uygulaması, enflasyon ile topyekün mücadele, kdv indirimleri, ötv indirimleri vb. birçok önleme başvuruldu benzer adımların bütün seneye yayılması hem ekonomi açısından sağlıklı olmaz hem de kamu maliyesi ve şirket ciroları açısından mümkün değildir. Şu an Merkez Bankası beklenti anketi vb. birçok kurumun beklentilerinde 2019 enflasyonunun %15'in biraz altında veya üstünde olması bekleniyor fakat bu senaryoda da enflasyon aylara göre düzenli bir yayılım gösterirse kıl payı da olsa 2019'da enflasyonu tek hanede görebiliriz.(Kasım ayına kadar geçen seneden gelen baz etkisi sebebiyle)



2019 ekonomi yorumları
2019 Aylık Enflasyon


  Enflasyonda tek haneli rakamların görülmesi simgesel olarak önem taşıyor olsa da sürdürülebilir bir başarı için önümüzdeki yedi ayın baz etkisi önemli olacak.


3 Nisan 2019 Çarşamba

Türkiye Imf İle Anlaşacak Mı

 Dün bu paylaşımda IMF'nin kriz çözme konusunda eskisi kadar başarılı olamadığını ve IMF yöntemlerinin günümüzde problemleri çözmekten daha çok sorunlara yol açabildiğine değinmiştim. Bu paylaşım ise IMF ile anlaşmanın avantajları ile alakalı.

 Öncelikle şuna değinmenin önemli olduğunu düşünüyorum, toplumda çok güçlü şekilde IMF= Acı reçete kabulü mevcut fakat gerçekte ise mevcut sorunların çözülmesi için IMF ile veya IMF 'siz  belli fedakarlıklar yapmak şart... Bazı fedakarlıkların kaçınılmaz olduğu ortamda IMF ile anlaşmak ciddi avantajlar sağlayabiliyor.

 IMF' nin bize sağlayacağı en büyük avantaj çok uygun maliyetle finansman sağlamasıdır; şu an kamu %7, özel sektör ise %8 civarında bir maliyetle dış borca ulaşabiliyor(+ kurumun riski) bu rakamlara enflasyon kadar Türk Lirasında muhtemel bir değer kaybını da ekleyince yakın zamanda %20 civarında faizlerin süreceğini tahmin edebiliriz. Türkiye'nin mevcut sorunlarını çözmek için ihtiyaç duyduğu döviz miktarı için 50-100 milyar dolar civarında rakamlar konuşuluyor, Türkiye'nin mevcut borcunu 50-100 milyar dolar civarında artırması senaryosunda %7-8'ten çok daha yüksek bir maliyet ve Türk Lirasında önemli miktardan değer kaybı beklenebilir böyle bir senaryoda da ülkemizde çok daha yüksek faizler söz konusu olur. Muhtemel bir anlaşmada IMF bize bu finansmanı dövizin enflasyona karşı erimemesi seviyesinde maliyetle sağlar ki o da şu an %2-3 gibi bizim için son derece uygun rakamlardır. IMF anlaşması sonrası dövizdeki muhtemel iyileşme vb. etkilerle finansal şartların hızla iyileşmesi beklenir.


Yusuf yuksel