9 Ekim 2020 Cuma

Çin Ekonomisi

Küresel salgın için aşı umutlarının arttığı şu dönemde insanlar Covid-19 sonrası yeni dönem hakkında da fikirler yürütüyor. Yeni bir dünya düzeninden söz etmek bence abartılı olsa da Çin ve Çin ekonomisi için birçok şeyin geçmişteki gibi olmayacağını rahatlıkla söyleyebilirim ve bu durumun Türkiye ve benzeri birçok ülke için fırsatlar barındırdığını da... 


 Covid-19 salgını bütün dünyaya yayılmamış olsaydı da 2020 ekonomi krizi kuvvetle muhtemel yaşanacaktı. Salgının Çin sınırlarından taşmadığı dönemlerde de dünya ekonomisi sadece Çin'deki krizden bile yeterince zarar görmüştü çünkü Çin dünyada üretilen neredeyse her şeyin tedarik zincirinin bir halkası olmayı başarabilmişti; 2019'un sonundaki gibi bir krizde ülkelerin veya şirketlerin üretimi başka bölgelere kaydırma imkanları yoktu/yok çünkü dünyada üretim için kullanılan yatırım mallarının da çok önemli bir kısmının menşei Çin... Çin birçok sebepten dolayı günümüzde halen yatırım için son derece cazip bir ülke fakat dünya tedarik zincirlerinde Çin'in hakimiyetini artık bir ekonomik sorun olarak değil, güvenlik sorunu olarak değerlendiriyor ve yakın zamanda bunun etkisini bütün dünyada göreceğiz. Neden şimdi değil sorusuna cevap vermek gerekirse şu an geniş çerçeveden bakınca dünyada yatırım pek yapılmıyor fakat normalleşme sonrası yatırım eğilimi geri dönecek.


 Çin ekonomisinin  alternatifsizliği Covid-19 salgını öncesinde de ciddi şekilde zayıflamaya başlamıştı ve bu zayıflamanın zamanla artması bekleniyordu; bunun üstüne bir de Covid-19 salgını sonrası ülkelerin tedarik zincirlerini artık ekonomik değil de milli güvenliği ilgilendiren bir konu olarak değerlendirmesi Çin'in aleyhine oldu ve tabii ki bu süreç birçok ülkeye de fırsatlar sunuyor.


 Çin ekonomisi yatırım cazibesini neden kaybetmeye başlamıştı konusuna geri döneceğim fakat öncelikle Türkiye için yatırım çekmenin önemine değinmek istiyorum.


  Türkiye ekonomisinin olumlu bir ivme yakaladığı 2000'li yılların ortalarında Türkiye'ye yapılan doğrudan yabancı yatırımlar yıllık 20 milyar doları aşmıştı üstelik bahsettiğim rakamı bugünün rakamları ile değerlendirmemek lazım; 2005'ten günümüze doların da kümülatif enflasyonu %33 ve o zamanlar 20 milyar dolar milli hasılanın %2,5-3'ü civarındaydı.


çin ekonomisi

Not: Rakamlar yuvarlanmıştır.


Konum Türkiye'ye doğrudan yatırımlar olmadığı için çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim ama Türkiye'ye doğrudan yatırımlar azalırken Türkiye'den dışarı giden yatırımlar ile gelen yatırımlar arasındaki denge son yıllarda bizim aleyhimize; bunun dışında son yıllarda gelen doğrudan yatırımın önemli bir kısmı gayrimenkule geliyor ! Her türlü yatırım olumludur fakat dünyanın bir yerlerinden gelip Türkiye'ye fabrika açan yatırımcının bu ülkeye sağladığı fayda ile Türkiye'den konut alan yatırımcıyı aynı kefeye koyamayız.


 Çok kısaca yabancı yatırımların bize katkısı nedir sorusuna cevap vermek gerekirse;


  • Türkiye'ye sermaye girişi oluyor ve bu bizim cari dengemizi dolaylı olarak da döviz kurumuzu olumlu etkiliyor; bu para borsaya veya tahvillere gelen para gibi de huzursuz olunca hemen çıkıp gidemiyor.
  • Türkiye'nin en büyük ekonomik sorunu enflasyondur, enflasyon ya piyasadaki para bolluğunu azaltarak (faiz artırma vs.) ya da arzı artırarak olur. Arz artırmak için de bir sermaye gerekir ki 1 birim ürün üretmek için gereken yatırımın ihtiyaç duyduğu sermaye belki 10 birimdir. Türkiye sermaye açığı bir ülke olduğu için bu sermaye ya dışarıdan sağlanır (Kura dolaylı olarak da enflasyona olumsuz etki) ya da içeriden finanse edilir. ( Banka kredisi>Enflasyon) Yine dünyada yatırım mallarının üretildiği ülke sayısı sınırlıdır ve birçok yatırım ithal ürünlerle gerçekleşir ki bu da yine kura, enflasyona olumsuz etki eder. Yatırımlar ekonomiler için hayati önemdedir fakat doğrudan yabancı yatırımları yukarıda bahsettiğim olumsuz yan etkileri minimuma indirir.
  • Doğrudan yatırımların, ekonomilerin kısa vadede elde etmesinin mümkün olmadığı tecrübe aktarımı, teknoloji paylaşımı, pazara hızlıca giriş gibi eşsiz faydaları da olabilmektedir.

 Konuyu çok daha fazla uzatabilirim ama bu kadar yeterlidir diye düşünüyorum. Türkiye güven sorununu aşarsa yabancı yatırımcıları yeniden çekebilir. Ana konuma dönersem bir tarafta dünya Çin'in üretim merkezi olmasını güvenlik riski olarak görüyor, diğer taraftan Çin zaten üstün rekabetçiliğini kaybediyor. Üretim kendi ülkesine döner mi sorunu için kesinlikle imkansız diyebilirim; uzun bir konu ama özetleyeyim. Son birkaç senenin en önemli hikayelerinden biri ABD-Çin ticaret savaşıydı... Trump; attı, tuttu peki şu an bütün koşullar uygunken üretimi neden ülkesine taşımıyor/taşıyamıyor? Bir diğer hikayesi ABD'de finansal şartların sıkılaşması idi. ABD ve dünya FED'in faizlerini %3'e getirmesine bile dayanamadı; aynı ABD bütün üretimi ülkesine çekerse enflasyon kaç olur? %3 faizi dayanamayan ABD ve dünya ne yaşar sorularının cevabını size havale ediyorum.

 Üretim ülkesine dönmeyecekse doğal olarak yeni coğrafyalara kayacak ki Türkiye'nin konumu her zaman cazibesini artırır. Geçenlerde işçilik maliyetlerinin ihracat ve rekabetçilikte abartıldığı kadar önemli olmadığını yazmıştım. (ölçek ekonomisi nedir) Kurun rekabetçiliği bence abartılan bir dinamik olsa da önemlidir ve şu an Türkiye'de reel kur ölçülmeye başladığı doksanlı yılların ortasından beri en düşüş seviyede. (Reel efektif döviz kuru nedir) Aslında Türkiye'nin yatırım çekebilme ihtimali çok zor değil; bundan 25-30 yıl önce İstanbul'da evlerin altının yarısı kömürlük yarısı tekstil atölyesiydi desem abartı olur mu bilmiyorum, Çin bunu bizden parça parça kopardı, Çin'in bir şekilde gerilemesi tabii ki bize avantaj sağlıyor fakat ifade ettiğim gibi en önemli faktör güven verme mevzusudur.

Çin ekonomisi neden rekabetçiliğini kaybediyor


 Çin'in birçok ülkenin hedefinde olduğunu ifade ettim (Benim alanım değil ama bunun politik gerekçeleri de malum.) fakat bunun ötesinde son bir yılda olanlar olmasaydı da Çin'in rekabetçiliği yara alacaktı.

 Uzun bir konu ama ana hatlarına değineceğim; kanunlar izin versin  ben Tükiye'de A ürününün karteli olayım 80 milyonluk bir pazara hitap ederim; Çin'de bir firma pazarın %10'nuna hakim olursa bile benden daha fazla bir nüfusa hitap ediyor ve yukarıda verdiğim ölçek ekonomisi linkinde ayrıntılı şekilde açıklamaya çalıştığım gibi benden çok daha fazla rekabetçi oluyor. Sonuç olarak da üçüncü bir pazarda hata bir süre sonra benim pazarımda bile beni sıkıştırmaya başlıyor ki yine yukarıda verdiğim örnekte doksanlı yıllardan İstanbul'da her binanın altındaki tekstilciler ya kapandılar ya da varlıklarını sürdürmek için Çin'e yönelmek zorunda kaldılar fakat Çin'in alternatifsiz nüfus gücü artık zayıflıyor.

 Ben olayı sadece rakamlarla izah ettim ama pazar olayı bundan daha karmaşık... Ülkemizde 80 milyon insan var ama bunların harcama eğilimi aynı değil; 20 yaşında bir gencin önümüzdeki 10 yılda muhtemelen ev masrafı, eşya masrafı, araba masrafı, düğün masrafı, iş kurma masrafı.... Var da var. 40 yaşındaki insan için ise aynı şeyleri ifade edemiyoruz. Buna büyük çerçeveden bakınca bir ülkede nüfusun yaş ortalamasının değişmesi yeterince değer gören bir konu olmasa da aslında ekonomi için en önemli dinamiklerden biridir. Son 20 yılda dünyada kaybolan enflasyonu, zayıflayan ekonomileri demografideki değişimle birlikte değerlendirince birçok eksik nokta tamamlanıyor.

 Çin ekonomisine dönersek Çin'de doğurganlık oranı (Nüfusun kendi kendini yenilemesi için önemlidir) kritik eşik olan 2,1'in altına doksanların başlarında düştü ve bu oran yaklaşık 30 yıldır 1,5-1,6 civarlarında. ( Altmışlı yılların ortasında bu oran 6,5 civarlarındaydı !) Sonuç olarak Çin'in geçmişten aldığı hızla artan nüfus ivmesi zayıflarken nüfus hızla yaşlanıyor.

çin ekonomisi


 Bunun dışında bir de nüfus dağılımı sorunu var; Çin'i uzun yıllar devam ettirdiği tek çocuk politikası saçmalığı insanların erkek çocuğu tercih etmesine yol açtı ki şu an Çin'de erkek nüfusu kadın nüfusuna göre 33 milyon daha fazla; bunun da sonucu olarak  önümüzdeki on yılda 40 yaş altı Çinli erkeklerin çeyreğinin evlenmemesi veya evlenememesi ihtimali ortaya çıkıyor. Bu durumun ekonomik, sosyolojik sonuçları var fakat buna değinmeyeceğim fakat bu anomali önümüzdeki 20 yılda ancak düzelecek.

 İlaveten önümüzdeki 20 yıl senede Çin'de 20-45 yaş arasındaki insanların sayısı 200 milyon azalacak böyle ifade edince durum net olmuyor şöyle ifade edeyim önümüzdeki 20 yılda Çin'deki ana tüketici kesimin yarısı, iş gücünün çeyreği ise yok olacak ! Diğer taraftan bağımlı nüfus ise görülmedik şekilde artacak. Çin'in son 20-30 yıldaki büyük yükselişi muhteşemdi fakat bu hikayenin diğer kısmı sıklıkla kaçırılıyor. Çin potansiyelinin inanılmaz altındaydı, muhteşem hikayesini bu koşullarda yazmıştı. Çin ekonomisi şu an bu farkı kapatmış durumda ve son 30 yıldaki başarısını halkının refahını artırarak sürdürürse gerçek bir başarı yakalayacak. (Nedeni hakkında yazının sonunda ayrıntılı bir link mevcut) 
 
 Çin'in nüfusu ilerleyen senelerde geçmişte olduğu gibi destekleyici olmayacak. Çin bunun farkında diyebilirim; dikkatinizi çekiyorsa Çin son yıllarda klasik Çin malı algısını yıkmaya çalışıyor, çevresindeki veya Afrika'daki birçok ülkeyi dünyanın son 20-30 yılda Çin'i kullandığı gibi kullanıyor fakat günün sonunda Çin ekonomisi rekabetçi olduğu için dünyanın üretim merkezidir, Çin'in refahı arttıkça rekabetçiliği zayıflayacak ve Shengen örneğinde olduğu gibi rekabetçiliğin düşük ücretlerden kaynaklanmadığı bir sistem oluşturmazsa Çin ilerlemesi zor.

 Sonuç olarak Çin dışındaki dünya için önemli fırsatların ortaya çıktığı bir dönemdeyiz.


Yazıda birçok yerde link verme ihtiyacı duydum o yüzden sona bıraktım, okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim. -Orta gelir tuzağı-




Twitter: Yusuf Yüksel 


(Güncelleme sona erdi.)


Çin'in artan borcu, Zayıflayan büyüme ivmesi


 Çin, seksenli yıllara doğru liderleri Mao ölene kadar küresel ekonomi ile etkileşimi en düşük seviyede tuttu. Mao öldükten sonra yerine geçen liderler bazen doğru bazen eleştiriye son derece açık yöntemler ile Çin ekonomisini küresel ekonomiye entegre etmeye çalıştılar ve bu çalışmaların sonucu 2001 yılında Çin, Dünya Ticaret örgütüne katıldı. Çin'in yüksek potansiyeli ve başarılı kalkınma projeleri sebebiyle Çin ekonomisi 1980'den 2008'e kadar çift haneli büyüme ortalaması yakaladı ve dünya ekonomisinin yükselen yıldızı oldu.


çin ekonomisi 2020
Çin ekonomisinin yıllara göre büyüme oranı


 2008'de küresel krizin etkileri ve zayıflayan potansiyel (Orta gelir tuzağı) ve biriken yapısal problemler sebebiyle Çin ekonomisinin büyüme ivmesi zaman geçtikçe zayıfladı ve Günümüzde Çin ekonomisi sıradan bir gelişmekte olan ülkeden çok uzakta olmayan rakamlar ile büyüyor. Diğer taraftan 2008 yılı borçlanma konusunda da Çin için milat oldu.

 2008 yılına kadar da Çin'in borçluluk rakamları emsal ülkelere göre yüksekti fakat değişim anormal değildi.(Milli hasılaya oranla) 2008 sonrası Çin ekonomisi zayıfladıkça yönetim ekonomisi finansal şartları gevşeterek (Borçlanmayı teşvik ederek) desteklemeye çabaladı fakat istenen sonuç elde edilemedi fakat devamlı olarak teşvik edilen borçlanma ise belli periyotlar ile daha fazla teşvik ihtiyacı doğurdu.

 2008'de Çin'de toplam borçluluğun milli hasılaya oranı %166 iken bu rakam 2019'un üçüncü çeyreğinde %310'a yükseldi. Bu rakam rezerv para birimine sahip olmayan ülkeler için son derece yüksek.


çin ekonomisi 2020
Çin'de borçluluk 2019
Çin'de finansal şartların gevşetilmesi büyüme konusunda istenilen sonuçları sağlayamamasının yanında Çin ekonomisi üzerinde artan borç yükü sorunlara sebep olmaya başladı. Çin'de son altı ayda iki banka kurtarıldı, yılın ilk dokuz ayında 900'e yakın yerel yönetim temerrüde düştü; geçen sene bu rakam 100 bile değildi. (Çin'de yerel yönetimlerin iflasa sürüklenmesi ayrı bir makale konusu) Çin yönetimi sorunlu krediler için çok düşük rakamlar açıklasa da UBS geçtiğimiz günlerde Çin'deki sorunlu kredilerin oranının en azından çift hanede olduğu tahmin etti. Çin'in abartılı şekilde artan ve artmak da zorunda olan(yapısal sorunlar) borçları yakın zamanda Çin ve dünya ekonomisi için büyük bir risk olarak kabul görmese de bu sorunun eninde sonunda dünya ve Çin için büyük sorunlara sebep olacağını tahmin ediyorum. 

 Çin yönetimi mevcut paradokstan çıkmak için ne yapıyor sorusuna gelince sorunu daha da derinleştirmek dışında hiçbir şey yapamıyor. Mevcut başkan Xi Jinping, 2012'de yapısal sorunları çözme vaadiyle başa geçmişti hatta 2008 sonrası zayıflayan büyüme ivmesi biraz da Başkan Jinping'in yapısal sorunları çözme politikaları ile alakalıydı. Jinping, mevcut sorunu çözmek için çok güçlü kararlar da aldı (Bir yol Bir kuşak Projesi) fakat Abd'nin başına Trump gelince ve ardından başlayan ticaret savaşları sebebiyle Çin'in ekonomisi çok daha hızlı zayıfladı ve Jinping yönetimi yapısal sorunları çözmek bir yana çok daha derinleştirecek kararlar almaya başladı.

  Abd Başkanı Trump'ın seçim öncesi Çin ile anlaşmaya daha fazla istekli olduğu son günlerde gözden kaçmıyor ve Çin'in de bu zaaftan yararlanmak istediği de net olarak görülüyor fakat anlaşma olmazsa ve ticaret belirsizliği devam ederse Trump kadar Çin ekonomisi de zarar görecek o yüzden Çin'in de makul bir anlaşmaya hayır demeyeceğini tahmin ediyorum. Gerçekten bir makul anlaşma için ise geçmişe gidip bazı hataları en başta önlemek gerekiyor.

Çin'in Borçları Türkiye'yi neden ilgilendiriyor


  •  Çin ekonomisi Abd ile beraber dünyanın en dinamik iki ekonomisinden biri ve Çin'deki zayıflama dolaylı olarak küresel ekonomiyi de etkiliyor. Küresel ekonomideki zayıflamalar ise en fazla bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkiliyor.

  • Çin ekonomisi şu an deflasyon riski ile karşı karşıya ve Çin'in attığı adımlar yuanı gerektiği gibi olumsuz etkilemiyor.(Yuanın değer kaybetmesinin hikayesi şu an için farklı) fakat genel anlamda Çin'in devamlı olarak para arzını artırması, finansal şartları gevşetmesi yuanı devamlı olarak hak ettiği seviyeden daha ucuz alıp-satılmasını sağlıyor. Bu durum da Türk ihracatçısını olumsuz etkiliyor ve Türk Lirası üzerinde baskıya sebep oluyor hatta Türkiye, Çin için bir dış pazar olduğu için Çin'in malları ucuzladıkça ithalat açısından da olumsuz bir durum yaşıyoruz. Geçen sene Türk Lirası çok büyük değer kaybına uğradı ve doğal olarak ihracatımız bu durumdan olumlu etkilendiği için ihracat konusunda son zamanlarda gelişen dezavantajlı durum çok dikkat çekmiyor ama gelişmeler daha farklı olsaydı ihracatta çok daha iyi bir rakamlar görebildik. Yuan, uzun zamandır değer kaybedip Türk lirası ve benzeri para birimleri üzerinde baskı oluşturuyor; bununla ihracatımız da euronun, ithalatımızda ise doların ağırlığı daha yüksek ve geçen sene euro/dolar paritesi için 1.4 gibi seviyelerden söz ediliyor iken şu an parite 1.1'de ve çok ciddi bir iyileşmede beklenmiyor. Pariteler normal şartlar altında ihracatımız açısından kesinlikle olumlu seviyelerde değil.

  • Çin'in borç sorunun dolaylı uzantısı olan yuanın adil olmayan bir kurdan işlem görmesi Abd özelinde bütün ülkelerin tepkisini çekiyor ve Abd ile Çin'in anlaşamamasının en temel sebeplerinden biri bu durumdur. İki ülke arasındaki gerginlik de en fazla bizim gibi risk iştahından beslenen ülkeleri olumsuz etkiliyor.


 Bazı noktaları tekrara düşmemek için ısrarla atladım. Şu yazıyı da okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.-Ticaret savaşları-




Bunun Dışında Çin'deki kredilerin aktığı mecralar için-Çin emlak balonu-


4 yorum:

  1. güzel bir yazı olmuş. saygılar. Çin ile amerika'nın anlaşmaya varmalarını görmüyorum. Çin, Amerikan tahvillerini hep satın alıyor, mutlaka 2008 de yaşanan krize benzer krizlere karşı bir önlem alıyordur. saygılar.

    YanıtlayınSil
  2. Admin emegine saglik , you tube kanalin olsa keske , HNA grubu , Deutsche bank bunlar neden batmiyor , ve bexit ne gibi etkisi olucak Dunya ekonomi sine buna benzer yazilamiz olucak mi

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Selamlar. Geniş bir vakit olursa yazmak istediğim şeyler.

      Sil