13 Nisan 2020 Pazartesi

Türkiye IMF ile anlaşmalı mı

Türkiye IMF ile Anlaşmalı mı


 Son günlerde IMF ile anlaşma konusu yeniden ısındı. Bugün Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan net bir şekilde IMF ile anlaşma ihtimalini reddetti. Öncelikle son zamanlarda Türkiye'ye sağlanabilecek dış kaynak konusu çok farklı kanallarda, çok farklı konularla beraber dillendirildiği için birçok konu bir birine karışıyor. FED, IMF ve benzeri kurumlar uzun zamandır küresel likidite kıtlığı yaşanmaması için (Neden dolar kıtlığı yaşanabilir) birçok karar alıyorlar. Bahsettiğim önlemler arasında Fed'in birçok merkez bankası ile doğrudan swap/takas kanalı kurması var yani bunun anlamı birçok merkez bankası dolar kıtlığı yaşanırsa(doların maliyeti ve değeri artar.) doğrudan makul şartlar ile dolara ulaşabilecek şartlara kavuştu. Yine dolar kıtlığı senaryosunda birçok kişi, kurum, ülke her şeyi satıp dolara hücum edebileceği için bir kısır döngü oluşması ihtimali kuvvetlidir o yüzden FED elinde Abd tahvili olan ülkelere repo imkanı açtı. Bunun da anlamı basitçe Abd tahvillerini satmayın bana gönderin ben size tahvilleri nakite çevireyim demektir. Bizim Fed ile bir swap/takas kanalı isteğimiz oldu mu ya da bize teklif geldi mi bilmiyorum ama biz bu kanaldan yararlanamıyoruz. Repo konusundan da elimizde Abd tahvili olmadığı için faydalanamıyoruz.(Abd tahvili stokumuz bayağı az)


Türkiye IMF ile anlaşmalı mı
Türkiye'deki Abd tahvili stoku
 Geriye IMF seçeneği kalıyor.(Duyduğumuz önemli haberler de ana hattıyla seçenekler bunlar.) IMF de Fed gibi dolar veya döviz sorunu yaşayan ülkelere çeşitli kanallardan destekler sunacak ama okuduğum kadarıyla bu imkanlar bizim bildiğimiz stand-by yani destek anlaşmaları gibi bir mekanizma ile sağlanmayacak. IMF, Fed'in imkanların yararlanamayan ülkeler için imkanlar oluşturarak şu an yaşanan küresel sorunların yeni bir boyut kazanmasını engellemek istiyor ve IMF'in kurucu üyelerinden biri olan Türkiye'nin de bu imkanlardan yararlanması son derece doğal bir haktır.

Türkiye IMF ile Stand-by anlaşması yapmalı mı


 Son günlerde konuşulan konulardan bir diğeri ise Türkiye'nin IMF'ten doğrudan destek istemesi senaryosu. Önümüzde belirsiz ve zorlu bir süreç ve sorunların büyümesi durumunda tabii ki Türkiye'nin dış kaynak ihtiyacı güçlenebilir. Böyle bir senaryo da Akla gelebilecek çok fazla alternatif yok.

 Türkiye'ye destek verebilecek kuruluşlar için FED/ABD veya ECB/ Avrupa sayılabilir ama bu senaryolar makul değil, dünyada zorda kalan ülkelere destek için zaten bir mekanizma var( IMF) ve Amerika ya da Avrupalı devletler bir ülkenin doğrudan riskini almayı kendi vatandaşlarına anlatmak da ciddi şekilde zorlanırlar hele ki şu an yaşadığımız gibi kendilerinin de ciddi şekilde kaynak sorunu yaşadıkları bir süreçte... Avrupa için Türkiye ekonomik açıdan belki yabancı bir ülke olarak tanımlanmayabilir ama Avrupa, çok basit konularda bile bir araya gelemeyen bir sistem ve mevcut ortakları için bile ülkeler sınırlı fedakarlıklar yapmıyorlar/yapamıyorlar. Türkiye için bir araya gelebilmeleri gerçekten sürpriz olur. Bazıları Çin'i de bu alternatiflerin içine yerleştiriyor hatta Çin'in çok etik bir süreç  olmasa da zorda kalan ülkelere destek olmaya meyilli olduğunu biliyoruz ama Çin'in ilginç ! şekilde kredi ilişkisi kurduğu ekonomiler ile Türkiye'yi büyüklük olarak kıyaslamak mümkün değil yani kısacası Çin'in Türkiye'ye destek olabilecek veya yaygın kabulle tuzak kurabilecek kapasitesi var demenin mümkün olmadığı düşünüyorum. İşler kötüye giderse geriye kalan tek alternatif de IMF oluyor. 

IMF'nin yeterli kaynağı var mı



 Türkiye IMF ile anlaşacak mı sorusundan önce günümüz şartlarında sorgulanabilecek bir konu IMF'in elince yeterli kaynak olup olmadığıdır. Ben en son baktığımda IMF'nin elindeki kredi kaynağı 800 milyar dolardı; IMF şu an 1 trilyon dolarlık bir kredi paketinden söz ediyor fakat geçtiğimiz günlerde IMF kendine müracaat eden 90 ülkeden bahsetti;sorunlarını IMF ile çözmeyen ya da IMF'in kapasitesinin üzerinde büyüklüğe sahip olan ekonomiler(Abd, Japonya, Avrupa vs.) ve İdeolojik olarak IMF ile anlaşamayacak ülkeleri ayırırsak neredeyse IMF'ten destek isteyebilecek bütün ülkeler IMF'e ile görüşmeye başlamış.


Yakın zamandaki IMF Stand-by anlaşmalarının büyüklüğüne bakınca destek isteyen ülkelerin  ekonomik büyüklüğünün yaklaşık %10'u gibi rakamları görüyoruz ve küresel ekonomiye dair gelişmelere bakınca bu oranın yeterli olup olmadığı tartışılabilir. Mesela ABD'deki paket büyüklüğü Abd ekonomisinin %30'u kadar ve bir %10 daha yolda gibi. Avrupa'nın ap ayrı bir hikayesi var(Tek merkezden yönetilmeme) ama Almanya'da da rakamlar (AB'den gelecek muhtemel pay dahil) %20'leri aşacak gibi.... Japonya'daki destek paketinin ekonomiye oranla büyüklüğü %20'nin üstünde... Özetle günümüz koşullarında ekonomileri desteklemek için gerekli olan rakamlar yakın zamana göre ciddi farklılık gösteriyor. IMF'in destek isteyen her ülkeye istediği desteği sunabilecek kapasitesi var mı sorusu bence tartışma konusudur.

 IMF'nin kaynak sorunu ortaya çıkarsa hemen çözülür gibi genellemeci bir yorum akla gelebilir ama bizim de sık sık dillendirdiğimiz (IMF bizden borç istedi!) gibi çok daha uygun şartlarda bile dünya devletleri IMF'e sağladıkları kaynakları genişletmeye yanaşmamışlardı. Günümüzde bu nasıl sağlanacak belirsiz.


Türkiye IMF ile anlaşmalı mı


 Türkiye IMF ile anlaşmalı mı sorusuna cevap vermek zor.

 IMF bize ne destek sağlar


 Bu konu başlı başına bir makale konusu ama birkaç maddede özetleyelim.
  •  IMF'nin ülkelere sağlayacağı en önemli destek çok düşük maliyetle finansman sağlamasıdır. 2020'de SDR(IMF'in para birimi) faizleri çok keskin şekilde düştü; bu durumun IMF ile anlaşacak ülkelerin çok daha cazip şartlarda borçlanabileceğini gösteriyor.



  • IMF'de dünyada belki de başka hiçbir kurumda olmayan pratik bilgi tecrübesi var. Türkiye'de konulara hakim birine problemleri anlatırsanız size çözümü aşağı yukarı net şekilde sunabilir ama teorik bilgi ile pratik bilgi arasında çok ciddi fark vardır ve IMF'de bu konuda çok önemli bir tecrübe birikimi var. 70 senedir çok ciddi farklılıkları olan krizlere müdahale eden bir kurumdan bahsediyoruz !

  • IMF'nin varlığı yatırımcılar için bir güven unsurudur. IMF ile anlaşmak kadar görüşmek de süreç içinde ciddi fayda sağlayabilecek bir dinamik yani IMF'e dair senaryoları doğrudan kesip atılmaması bizim için olumlu olabilir. IMF haberleri bile son günlerde görüldüğü gibi Türkiye'ye dair bakışı olumlu etkiliyor; finansal kriz döneminde de IMF ile uzun bir görüşme süreci sürdürüp anlaşmamıştık fakat bu süreç bize dair risk algısının hızla bozulmasını engellerken anlaşmamak için uygun şartların varlığından emin olmuştuk.

 IMF'in özetle ülkelere faydaları bunlar.

IMF ile anlaşmak neden cazip değil


 IMF geçmişten beri tartışmaların odağında bir kurum. Geçmişten beri Arjantin gibi IMF'in bir türlü sorunlarını çözemediği ülkeler mevcut ama Türkiye gibi IMF desteği ile defalarca krizden çıkan ülkeler de var. Bakış açısına göre 2000 veya 2008 sonrası IMF'in yeterliliği ise ciddi şekilde incelenmesi gereken bir konu. Mesela şöyle bir soru sorayım; IMF'in yaşanan sorunları net olarak çözüme kavuşturduğu en son ülke hangisiydi?

 Ufak ve nispeten az önemli ekonomiler için sorunun cevabını bilmiyorum ama dünya ekonomisi için az-çok bir önemi olan ülkeler üzerinden değerlendirirsek sorunun cevabı Türkiye olabilir.

  IMF'nin geçmişten günümüze çözüm yöntemleri son derece nettir ya da netti. Krizin sebebi ne olursa olsun bir ülkede sorun yaşanıyorsa bu sorun ülkeyi öncelikle borçlanmaya itiyor ve ardından ülkenin borçlanamayacağı veya borçlanmanın ekonomiye bir katkıdan çok yük olarak gerçekleştiği bir dönem yaşanıyor. IMF geçmişte bu noktada soruna müdahil olup ülkeye çok cazip şartlarla finansman sağlardı ama buna karşılık ülkenin borçluluğunu da düzene sokardı.Geçmişten günümüze IMF'e dair en büyük eleştiri  öncelikle zenginler, şirketler ve sistemi korurken yükü geniş toplum kitlelerine yüklemesi... Bu eleştirilere haksız demek de kolay değil. Sonuç olarak da halkı ciddi şekilde yıpratan bir süreç olsa da IMF'nin yöntemleri çoğu ülkede başarılı olurdu.

 Bakış açısına göre 2000 veya 2008 için milat demiştim (Konu dışı ama herhalde yeni bir milattayız.) çünkü küresel ekonomi bu dönemde akıl almaz bir dönüşüm geçirdi. Bundan 10-15 sene önce bile bir ülkede borçluluğun ekonomik büyüklüğüne oranı  %100 olması rahatsız edici bir rakamdı; günümüzde üçüncü dünya ülkeleri bile bu rakamlara ulaşabiliyor. Arkasında ECB olmazsa pratikte iflas halinde olan Yunanistan bile birkaç ay önce negatif faizle borçlandı. Son birkaç senede kaç defa temerrüte düştüğünü sayamadığım Arjantin 2017 veya 2018'de bir asırlık tahvil çıkardı ve bu tahviller net olarak ifade edebilirim ki kapışıldı bu konuda her ülke için ayrı ayrı makaleler yazabilirim özetle durum şudur Türkiye ve dünyada borçlanma imkanları geçmiş ile kıyaslanamayacak şekilde arttı ve yine dünyada kredi hacmi büyümesi artık ekonomiler için olmazsa olmaz bir gereksinim haline geldi. İstisnasız her ülke için borçlanmadan büyüyemez diyebiliyoruz.


 Dünyada borçluluk geçmiş dönemler ile kıyaslanamayacak şekilde artınca ülkeler çok daha hatalı şekilde borçlanabiliyor ve IMF müdahale edinceye kadar sorun çözümsüz bir paradoksa dönüşmüş oluyor diyebiliriz. En somut örneği komşumuz Yunanistan... Yunanistan, IMF ile görüşmeler sürecinde zaman zaman çok şımarık taleplerde bulundu, Avrupa'dan güçlü destekler aldı (Borçlar defalarca silindi.) ama Yunan halkı da ciddi fedakarlıklarda da bulundu. Yunan krizini değerlendirince 2008'de 355 milyar dolar büyüklüğüne sahip Yunan ekonomisi 2018'de 218 milyar dolara düştü bu süreçte senelerdir tasarruf tedbirleri uygulayan Yunanistan'da kamu borçlarının milli hasılaya oranı %109'dan %181'e çıktı. Yunan Krizinin başladığı 2011 yılını baz alsak Yunanistan'da borçların ekonomi üzerindeki yükü yine de artmış.(2011'de kamu borcu/milli hasıla oranı %171) O zamanda soru şu oluyor? 2011'de Yunanistan IMF ve Avrupa ile anlaşmak yerine kendi sorununu kendi başına çözmeye çalışsaydı.(Euro'dan çık, para bas) Şu an Yunanistan gerçekten yaklaşık on sene sonra bile hiçbir gelişim kat etmemiş olur muydu?

 Benzer hikayeleri Ukrayna, Pakistan, Arjantin'de de gördük.

  IMF ile veya IMF'siz (İspanya, İtalya vs.) hiçbir ülkede tasarruf tedbirlerinin ekonomilerin üzerindeki borç yükü konusunda bir faydasından söz edemiyoruz bu durum da IMF'in günümüz koşullarında ne kadar işe yaradığını sorgulatıyor.


 Akla şu öneri gelebilir, IMF tasarruf konusunda daha ılımlı olsun hatta alınan önlemler de halkı öncelikli bir konuma yükseltsin.

 IMF son yıllarda başarısız olduğunun farkında olacak ki son Arjantin krizinde farklı yöntemlere başvurdu ama bu defa da ekonomide yeterli iyileşme sağlanamadığı için sorunlar büyüdü.(Ayrıntısı burada)

 Özetle IMF'ten destek alma günümüz şartlarında ne kadar yeterli ve gerekli bir yöntemdir tartışılır.

 Şunu da eklemek gerekir gelişmekte olan ülkelerin başına kimse borç alması için silah dayamadı ama nasıl ki şu an gelişmiş ülkelerde hatalı karar verenlerin hatalarının bedelini ödememesi için çaba sarf ediliyor, gelişmekte olan ülkeler için de bir mekanizma ile geçmiş yıllarda hatalı şekilde alınan borçların ülke ekonomileri üzerindeki baskının azaltılması için çalışma yapmak kaçınılmaz olacağını düşünüyorum. Bu başka bir makale konusu.





Twitter: -Yusuf Yüksel-

4 yorum:

  1. Emeğine sağlık, ilgi ile takipteyim.teşekkür ederim.

    YanıtlayınSil
  2. Çok teşekkürler, bir finans öğrencisi olarak yazdıklarınızdan okulda öğrendiğimden daha çok şey öğrendiğime inanıyorum. Sizin gibi insanlar kesinlikle 50'lerden kalma teorilerle düz müfredat izleyip, hesap makinesiyle öğrenciye 5 sayfa işlem yaptıran, öğrencilere bir şey kat(a)mayan, pratikte yetersiz, gündemden habersiz hocaların yerine getirilmeli. Türkiye'nin kalkınması dediğiniz gibi eğitime dayanıyor ancak eğitim neye dayanıyor herkes farkında. Emeğinize sağlık.

    YanıtlayınSil