30 Mayıs 2020 Cumartesi

Aktif rasyosu nedir

BDDK daha önce aldığı aktif rasyosu kararını güncelledi. Aktif rasyosu nedir sorusu için öncelikle alttaki makaleyi okuyabilirsiniz; bu ekleme güncelleme ile gelen yenilikler hakkındadır. Bugünkü karar ile BDDK bankaların daha önce alınan aktif rasyosu kararının etrafından dolanmasını engelledi. Alınan başlıca kararlara gelirsek;


  • Aktif Rasyosunu tutturamayan bankalara bir süre daha zaman tanındı.
  • Bankaların bazı işlemlerle daha önce alınan kararın etrafından dolanması engellendi. Üç Aydan kısa süreli krediler hesaplamada kredilere dahil edilemeyecek yani bazı müşterilere verilen kısa süreli krediler ile oran düzeltilemeyecek. 
  • Müşteri reposu veya kısa finansman reposuna artık muafiyet yok.
aktif rasyosu
  • Daha önce döviz mevduatı toplayan bankaların topladıkları mevduattan daha fazla kredi vermeleri gerekiyordu. (1'e 1.25) Yeni düzenleme ile bankalar topladıkları döviz mevduatı kadar döviz kredisine bir katsayısı uygulanacak yani verdiği döviz kredisi kadar döviz mevduatı toplayan bankalara ciddi bir iyileşme sağlandı ama topladığı döviz mevduatı döviz kredisinden daha fazla olan bankalar için ise şartlar daha da zorlaştırıldı. 
 Bankaların döviz mevduatı zaten tercih etmiyorlar; şu an yapabilecekleri şey dövizi cazibesini daha da azaltmak (Döviz mevduatı faizlerini düşürmek) ama döviz mevduatı sahiplerinin döviz eğilimlerinde faiz getirisinin etkisi zaten zayıf.

 Son haliyle hesaplama şu şekildedir.

aktif rasyosu nedir


29 Mayıs 2020 Cuma

Getiri eğrisi nedir

 Son günlerde FED yöneticileri sık sık FED'in de ''Getiri Eğrisi Kontrolü'' yöntemine başvurabileceğine dair açıklamalar yapıyorlar. Yakın zamanda FED'in de negatif faiz uygulamaya başlaması beklentisi fiyatlamalarda yer bulmuştu ama FED yöneticilerinden bu konuda gelen net mesajlar sonrası bu beklenti daha efektif olan getiri eğrisi kontrolüne döndü.


Getiri eğrisi nedir


 Borçlanma araçlarının vadeleri ile getirileri arasındaki ilişkiye getiri eğrisi veya verim eğrisi diyoruz. Normal şartlar altında zaman kavramının kendisi bir risk unsurudur ve yatırımcılar riskler arttıkça daha fazla getiri talep eder bu sebeple bir borçlanma enstrümanının getiri eğrisi normal şartlar altında vade uzadıkça artmalıdır fakat beklentilere göre ise bu eğri farklılık gösterebilmektedir. Örneğin Devlet tahvillerinden bahsediyorsak yatırımcıların bu tahvilleri alırken ilk başta enflasyonu tahmin etmeye çalışırlar ve ileride enflasyon yükseleceği veya düşmeyeceği beklentisi mevcutsa getiri eğrisi normal olur ama  enflasyon düşecek beklentisi var ise bu defa da normalin aksine kısa vadeli tahvillerin faizleri, uzun vadelilere oranla nispi olarak artması beklenir ve verim eğrisi tersine döner.


Getiri eğrisi nedir
Getiri eğrisi nedir



 Ekonomik kriz dönemleri çoğu ülkede enflasyon düştüğü için getiri eğrisinden kriz tahminleri de yapılabilmektedir. Getiri eğrisi de günün sonunda yatırımcıların tercihleri ile ortaya çıkan bir veridir ve her zaman rasyonel sonuçlar vermez ama örneğin 2 yıl ve 10 yıllık ABD tahvilleri arasındaki getiri farkının negatife düşmesi geçmişten günümüze kriz indikatörü olarak kabul edilmiştir ve her kriz öncesi bu tahvillerinin getiri farkı negatife düşmüştür.


28 Mayıs 2020 Perşembe

Hong Kong'ta neler oluyor

 Bir süredir her türlü olumsuz haberi ısrarla görmezden gelen piyasalar Hong Kong'taki gelişmelere artık tepkisiz kalamadılar. Bugün küresel piyasalarda ABD ile Çin'in Hong Kong için karşı karşıya gelmeleri sebebiyle risk iştahının zayıflamasına şahitlik ediyoruz.

 ABD, Hong Kong ile olan ilişkilerini çok uzun yıllardan beri Hong Kong'un özerk olması sebebiyle Çin'den ayrı tutuyordu, Hong Kong'a sağlanmış birçok imtiyaz mevcuttu fakat bu imtiyazlar Hong Kong'un özerk olmasına bağlanmıştı ki bunun resmiyette değil pratikte olması imtiyazların devamı için gereklilikti. Hong Kong'un statüsünün ne olduğuna karar verme ABD'de Dış İşleri Bakanlığı'nın sorumluluğundaydı ve ABD Dış İşleri Bakanı Pompeo dün yaptığı açıklamada Hong Kong'u artık özerk olarak tanımlayamayacaklarını ve Hong Kong'a tanınan imtiyazların sona erdirilmesi gerekebileceğini ifade etti. Kongre ise bu gelişme ile Çin'e yaptırımları gündeme soktu ki zaten Koronavirüs sebebiyle gergin olan Abd-Çin ilişkilerine yeni bir gerilim eklendi.


 Abd'nin Hong Kong'a yaptırım uygulaması Hong Kong'u daha da Çin'in kucağına itecekken aksi senaryoda ise Çin, Abd ve dünyadaki ulaşamadığı birçok askeri/sivil teknoloji ve ürüne  Hong Kong üzerinden ulaşmaya devam edecek. Çin'in meşhur teknoloji transferi veya hırsızlığı iddialarında Hong Kong uzun zamandan beri taşeron görevi görüyor. Politik olarak bakılınca ise mevcut durum her senaryoda Hong Kong insanının aleyhine iken Çin'in çıkarına görünüyor.


Hong Kong'ta neler oluyor



 Hong Kong'ta neler oluyor sorusunu Hong Kong ekonomisinden ayrı değerlendirmek zor. Hong Kong dünyada en fazla milyoner barındıran şehirlerden biridir yine dünyada kişi başı gelirin en fazla olduğu ülkelerden biri Hong Kong'tur. 

hong kong protestolar



Bütün dünyada gelişmiş ülkelerin ekonomik büyüme ivmesi son yıllarda zayıflarken Hong Kong kendi coğrafyasının gerisinde kalmış olsa da (Shenzen, Singapur vs.) halen yıllık %3,3 gibi önemli bir büyüme rakamına ulaşabilmektedir. Çin'in sürekli baskıları olsa da Hong Kong dünyadaki en serbest ekonomi ve iş yapmanın en kolay olduğu 3. yerdir.

hong kong protestoları


  Kağıt üzerinde Hong Kong son derece müreffeh olsa da realitede ise 18-30 yaş arası gençlerin %50'den fazlası ülkeden ayrılmayı umuyor; konutların yarısından fazlasının kirası ortala gelirin %70'ine denk geliyor ve bu kadar yüksek kiraların olduğu bir ülkede doğal olarak her türlü ürün de fahiş fiyatlara satılıyor. Abd'de ortalama konut fiyatları ortalama gelire sahip vatandaşın 4.5 yıllık gelirine denk iken Hong Kong'ta bu rakam 21'e yakın ve bu evlerde pencere bile lüks olabiliyor. Bir arabalık otoparkın yaklaşık 650 bin dolara satıldığı bir ülkeden bahsediyoruz ve bu inşaat/konut anomalisi dünyanın sayılı zengin toplumundan biri olan Hong Kong insanının yoksunlukla karşı karşıya kalmasına sebep oluyor ki aslında politik, ekonomik her türlü sorunun temelinde de bu konut anomalisi var.

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Kara Çarşamba ve George Soros

 1990'ların başında dünya ekonomisi daha önce görülmedik bir manipülasyona şahitlik etmişti, çok da büyük bir serveti olmayan George Soros dünyanın en büyük merkez bankalarından birinin karşısında çok cesaretli adımlar atmıştı daha ilginci George Soros çok sınırlı servetiyle İngiltere Merkez Bankası'nı alt edebilmişti.


 Kara Çarşamba'nın bize öğrettiği en önemli ders ise merkez bankalarının bağımsızlığının önemi ve tamamen entegre olmamış yapıların ortak ekonomik yapıya geçemeyecekleri, bu tür yapıların kısa vadede sağladığı faydalar için ekonomik bağımsızlıktan vazgeçilmemesi gerektiğidir.


Kara Çarşamba'ya giden süreç


 Avrupa Birliği; Euro Birliği öncesi ticareti kolaylaştırma ve haksız rekabeti önleme, istikrar sağlama vb. sebeplerden dolayı 1979'da Exchange Rate Mechanism'i (ERM) uygulamaya başlamıştı, uygulamanın kurallarından biri herhangi bir ülkenin para birimini %6'dan daha fazla devalüe edememesi idi; uygulama birçok fayda sağlamış olsa da merkez bankaları için çok ciddi sorunlara yol açıyordu ve Avrupa ekonomilerinde normal olmayan büyüme, enflasyon ve faiz oranlarının ortaya çıkmasına yol açıyordu.

 Birleşik Krallık'ta en uzun süre başbakanlık yapmış olan Demir Leydi lakaplı Margaret Thatcher görev süresi boyunca tek para birimine karşı oldu hatta çok uzun süre devam eden başbakanlık kariyerini sona erdiren en önemli faktörlerden biri tek para birimine hazırlık olan ERM'e katılmayı reddetmesiydi; M.Thatcher'ın ERM'e katılmayı reddetmesi ve İngiltere ekonomisindeki sorunlarında etkisi ile 1991'de parti kongresinde yerini ERM'nin çok kuvvetli destekçilerinden John Major'e bıraktı.

Avrupa Birliği dağılabilir mi




(03.04.20)



Avrupa Birliği Dağılabilir mi 


Dün İtalya ana muhalefet lideri Salvini, Avrupa Birliği'nden nefret ettiğini ve salgın sonrası birlikten ayrılabileceklerini ifade etti. İtalyan lider Avrupa için hakaret dolu ifadeler kullanarak eleştirdi.

 Covid-19 salgını sebebiyle en ağır darbe yiyen ülkelerin başında İtalya geliyor ve Avrupa Birliği şu ana kadar soruna yaklaşımı herkesin kendi başının çaresine bakması oldu ve tabii ki çok ciddi zarar gören/görüyor olan İtalyanlar bu birliği yeniden sorguluyorlar. 

 Salgın sebebiyle zor günler yaşayan başta İtalya olmak üzere Güney Avrupa ülkelerinin en azından ekonomik olarak rahatlaması için Corona tahvilleri çıkarılması önerilmişti. Corona tahvili, bütün Avrupa ülkelerinin ortak tahvili olacaktı ve başta 400 milyar avro olması bekleniyordu fakat şu an içinde olduğumuz zorlu şartlar bile Avrupa ülkelerini bir araya getiremedi ve başta Almanya olmaz üzere verimli kuzey ülkeleri bu öneriyi reddettiler.

İtalyanlar birliği haklı veya haksız rahatsızlıkları sebebiyle sorguluyor olsa da yakın zamanda devletler en azından mevcut şekliyle Euro Birliği'nin sürdürülemez olduğunu fark etmeye başlayacaklardır daha doğrusu bunu ifade etmeye başlayacaklardır.

Not: Avrupa Birliği ile Euro Birliği farklı kavramlardır; Avrupa Birliğine üye olan her ülke Euro kullanmak zorunda değildir. Avrupa Birliği zorlu bir sürece girdi diyebiliriz ama ben işin ekonomik kısmı ile ilgiliyim.




Euro Birliği Dağılabilir mi


 Avro Birliği, Covid-19 salgını öncesi bile çok sağlıklı bir yapıya sahip değildi; şu an yaşanan ağır şok yaşanmasa bile Avrupa'da tek para birimi mevcut yapısıyla sürdürülebilir değildi; şu an küresel ekonomi ciddi değişimlere gebe iken ''Euro'' Avrupa devletleri için çok daha ciddi ayak bağı olacak.

 Öncelikle şunu ifade etmek gerekiyor; İtalya hali hazırda salgın öncesi bile avronun en olumsuz etkilediği ülkelerden biriydi hatta muhtemelen avro tercihi konusunda en hatalı ülkeydi ve tabii ki hatadan dönmenin bedeli hatanın bedeline tercih edilebiliyordu ama bu dönem sona ermiş olabilir.

 Avrupa Birliği ilk yıllarında hızla birlik olma konusunda inançlı ve istekliydi ve bu projenin en önemli adımlarından biri yarım yamalak kalan Euro projesi idi; Avrupalılar tek para birimini tercih ettiler fakat tamamen birleşememiş( Amerika gibi) toplumlar için bu çok hatalı bir tercih olabilirdi ki olan bu oldu.

 Sık sık ifade ediyorum tekrarlıyayım bir ürünü ya kalitesiyle ya da fiyatı ile pazarlarız; bu kişi için de şirketler için de devletler için de aynıdır. Bir devlet diğer devlet kadar kaliteli ürün üretmezse(Verimlilik) fiyat ile rekabet eder bu dış pazarlardaki durumdur ve benzer durum için pazar için de geçerlidir. Bir ülkenin verimliliği zayıfsa doğal olarak alım gücü de zayıf olur bunun olumsuz yanı refah düşüklüğüdür ama bu durumda yerli ürünler(nispeten ucuz) yabancı ürünlerle rekabet eder ülkenin iç pazarı yabancı mal hücumuna uğramaz. Kısacası yerel para biriminin değer kazanması, kaybetmesi aslında kısa vadede ciddi sorunları tetiklese de orta-uzun vadede aslında ekonominin sağlığını koruyan bir olgudur ve bir ülke kendisinden daha verimli bir ülkenin para birimini kullanıyorsa başta refahını artırır orta-uzun vadede ise hem dış hem de iş pazarlarda güç kaybeder. Avrupa'da nispeten az verimli güney ülkeleri Euro ile daha hızlı refaha ulaştılar ama bu refahın onlara bedeli ise pazarlarda güç kaybı ve yapısal olarak kan kaybeden ekonomiler oldu.(İspanya, İtalya, Yunanistan, İtalya vs. vs.)


 Avrupa'da ortak para biriminin asıl ürettiği sorun ise maliye politikaları üzerindedir. Maliye ve para politikası bir birinden pek ayrılamayacak iki olgudur ve Avrupa'da para politikası ortak yapılırken maliye politikaları ise yereldir; bu tek kelime ile saçmalıktır ve Avrupa'daki ekonomik tıkanıklığın sebebidir. Avrupa'da yaşanan sorunları verimli ekonomiler (Genelde kuzeyde) daha hızlı atlatırken verimsiz ülkeler ise geriden gelmektedir Almanya'da şartlar senelerdir parasal sıkılaşmaya uygun iken Güney ülkeleri halen finansal teşviklere ihtiyaç duyuyordu yani ortak para birimi ne verimli ülkelerin ne de verimsiz ülkelerin tam optimum fayda sağlamasına izin vermiyordu. Aslında şu an gerçekleşen çelişkiler öngörülemez değildi; Euro daha proje halindeyken küçük bir spekülatör(Soros) sırf bahsettiğim çelişkilerden yararlanıp koca İngiltere Merkez Bankası'nı küçük düşürmüştü buna rağmen Avro arızalı bir şekilde kullanıma girdi. (Kara Çarşamba ve George Soros)

 Toparlarsak ortak para birimi bir taraftan verimsiz ekonomileri zayıflatırken diğer taraftan bu ekonomilerin bunun bedelini ödemesini veya ekonomilerin kendi kendini düzeltmesini engelliyor ki bunu en fazla kamu bütçeleri üzerinde görüyoruz. Avrupa'da yıllardır Güney ülkeleri, Kuzey ülkelerine göre çok daha fazla borçlanıyordu çünkü borçlanmaya daha fazla ihtiyaç duyulurken piyasanın gizli eli dediğimiz olgu bunu engellemiyordu. Olayı iyi-Kötü-Çirkin olarak ele alırsak;

avrupa birliği dağılacak mı

 2008'den beri Almanya gibi verimli ülkelerde anormal bir borçlanma yokken İtalya gibi ülkeler ciddi şekilde borçlanmaktadır. Üstteki Grafikte en ilginç olan ülke ise Yunanistan... Yunanistan'ın rakamlarına bakınca borç oranı yerinde duruyor hatta artıyor ama aynı süreçte Yunanistan'ın hem borcu hem de ekonomisi neredeyse yarı yarıya küçüldü ! Günümüzde ekonomiler borçlanarak da borçlanmayarak da borç baskısından kurtulamamaktadır. Uzun bir giriş oldu ama bunlar dünün olaylarıydı. Şu an çok daha karmaşık bir olay ile karşı karşıyayız.

Devasa paralar lazım ama kaynak yok


 Son günlerde her gün yeni bir haber okuyoruz; bütün ülkeler yüzlerce milyarlık paketler açıklıyorlar fakat bu paketlerin devlet bütçelerinde kaynağı yok. Kaynak olarak merkez bankaları kullanılacak, bunu daha önce şurada yazdım. Yazının devamı gibi kesinlikle okuyunuz. (2020 Ekonomik krizi nasıl atlatılacak)

 Merkez bankaları yüzlerce milyar dolarlık kaynaksız para basacak; teori çok ciddi şekilde güncellenmeye ihtiyaç duyuyor olsa da buna Modern Para Teorisi diyorlar ve yeni dönemin en önemli olgusu bu olacak gibi... 

 Almanya şu an 750 milyar avro değerinde paket açıklayabildi çünkü bunu zaten Avrupa Merkez Bankası desteği olmadan da (Düşük kamu borcu) kendi başına karşılayabilecek ama Almanya için bu paket yeterli olacak mı? Fransa, İspanya, İtalya gibi ülkelerde benzer büyüklükte ama eşit olmayan paketlere ihtiyaç duyunca ne olacak sorularının cevabı yok.

 Geçen sene İtalya ile Avrupa Birliği; İtalya'nın bütçe açığı sebebiyle bir birine düşmüştü. İtalya bütçe açığının %3 civarında olmasını isterken Avrupa Birliği %1.5 civarı bir değerde diretmişti şu an Avrupa'da çift haneli bütçe açıklarından söz edeceğiz ! Coronavirüs salgını gibi çok ağır şartlarda bile ortak nokta bulamayan Avrupalılar bu konuda nasıl fedakarlık yapacaklar tahmin etmek zor !

 Modern Para Teorisinin teorisyenleri bu teoriyi baz alan politikaların sadece egemen para birimine sahip rezerv para sahibi ülkelerin uygulayabileceğini ifade etmiştir yani euro bu türlü politikalar için uygun bir para birimi değildir.

2008 Krizi sona erdikten sonra 2011'de Avrupa'da borç krizi başlamıştı yani şu an içinde olduğumuz krizin sonra ermesi için Avrupa'nın bunu nasıl atlatacağını görmemiz gerekir ama Avro Birliği'nin yeniden tartışılacağını tahmin etmek güç değil. Son olarak Avrupa'nın sistemini reforme etmesi de bir seçenek ama Avrupa'da fedakarlık artık pek görülebilir bir şey değil o yüzden o seçeneği değerlendirmek çok güç.

Modern para teorisi




(27.05.20)


Ön not: Avrupa Birliği yeni destek paketinde ciddi değişiklikler oldu o yüzden yazı güncellenmeli ama eski hali an fikir için yeterli.

Avrupa'da 500 milyar Avroluk destek paketi

Euro/Dolar paritesinin 1.1 seviyelerini zorladığı bir dönemdeyiz. Geriye gidersek 2018'de 1.4 gibi seviyeler bile telafuz edilmişti ki o günden beri sürekli olarak da uzun vadede avroya karşı hep olumlu beklentiler dile getirilmişti. Son üç seneye hep avro yükselir beklentisi ile girdik ama her defasında bu daha da düşmez hikayesi ile euro/dolar paritesi 1.07'lere kadar düştü ki 1.07 onlarca çok önemli teknik seviyenin desteği, bu seviyelerden gerçekleşen yukarı hareketlerin daha güçlü olması gerekiyor olabilir.

 Dolar endeksi şu an 100 seviyesi civarında ve 100 seviyesi doların karşısındaki sepete göre daha değerli veya değersiz olmadığını ifade eder fakat dolar endeksinin yakın tarih ortalamasına göz önünde bulundurunca (yaklaşık 90) şu an değerli dolar ile muhatabız ve bunun en önemli sebeplerinden biri bahsettiğim gibi avronun uzun süredir beklenenden zayıf performans göstermesidir çünkü dolar endeksi sepetinde, sepetin yarısından fazlasını avro temsil ediyor. Birçok sebepten dolayı (Başta bütün dünyada borçlanmanın ağırlıklı olarak dolar olması) güçlü dolar Abd dahil hiçbir ülkenin yararına değil, bu durum da avro/dolar paritesinin önemini bütün dünya için artırıyor. Türkiye özeline gelince Türkiye'nin ihracatı Avrupa ülkelerine iken ithalatında doların ağırlığının yüksek olması sebebiyle euro/dolar paritesinin düşmesinden en fazla zarar gören ülkelerden biriyiz.

Avrupa'da zihniyet değişimi


 Euro şu an Almanya ve Fransa liderlerinin 500 milyar avroluk destek paketi konusunda uzlaşmasından destek buluyor. 500 milyar avroluk paket miktar olarak büyük bir iyileşme vaat etmiyor ama anlaşmanın ayrıntılarında Avrupa'da bir zihniyet değişiminin işaretleri var. Ayrıntıya girmeyeceğim; bu makalenin altında konu ile alakalı ayrıntılı bir yazı mevcut. Euro Birliği hatalı bir proje idi; üye devletler ekonomik olarak tam bir birlik sağlamadan parasal birliğe gittiler. Bu durum daha az verimli ülkelerin (Çoğunlukla Güney Avrupa ülkeleri) zamanla rekabet gücünü zayıflatırken bu ülkelerin buna adapte olmasını (Kendi realitelerine göre refah yaşamalarını, borçlanmalarını vs.) engelledi. Bahsettiğim sorun onlarca yıldır devam ediyor ve ekonomileri yapısal olarak zayıflayan sorunlu ülkeler problemleri euronun gücüyle daha büyük maliyetlere katlanmak pahasına yıllardır halı altına itiyorlar/itiyorlardı bu durum da doğal olarak sorunları çok daha derinleştirdi.Güncel duruma bakınca sorunsuz ülke sayısı gittikçe azalıyor çok uzun yıllardan beri Avrupa'nın lider iki ülkesinden biri olan Fransa bahsettiğim 500 milyar dolarlık pakette desteğe ihtiyacı olan ülkeler adına Almanya'dan ricacı olan ülke oldu, Fransa ekonomisi de yavaş yavaş Güney Avrupa ülkelerine benziyor.

21 Mayıs 2020 Perşembe

ENFLASYON NEDİR



 Geçtiğimiz günlerde enflasyon nedir sorusuna cevap olması için bir yazı yazmaya başlamıştım; okumak isteyenlere öncelikle alttaki makaleyi okumalarını tavsiye ederim. Reel ekonomi veya finansal piyasalar takip ediliyorsa birçok veride doğrudan veya dolaylı olarak enflasyonu değerlendirmeye katarız o yüzden enflasyon verisi çok önemlidir ama son yıllarda insanlar enflasyon verisine inanmamaya başlamıştır. Adım adım gitmek istiyorum ama fikir vermesi açısından öncelikle şunu ifade etmek gerekiyor enflasyon zaten kişiden kişiye değişen bir olgudur basit bir örnek verirsek mevcut hükumetin iş başına geçtiği dönem olması sebebiyle 2002'i baz alırsak alkollü içecek ve tütün benzeri ürünlerin fiyatı kümülatif (17 yıllık) olarak  yaklaşık 10 kat artmışken bu süreçte enflasyon sepetindeki değer artışı 4 kata yakın yani enflasyon sepeti bize genel bir çerçeve sunmaya çalışır ama gerçekte ise insanların tüketim alışkanlıklarına göre ciddi farklılaşmalar mevcuttur.

 Tek sorun tabii ki sepet farklılıkları değil, enflasyon hesaplamasına çok ciddi itirazlar da mevcut ama benim değinmek istediğim nokta artık itiraz kabul etmez seviyede %40-50 seviyelerinde enflasyonun toplumda genel kabul haline gelmiş olmasıdır. Bunun olma ihtimali matematiksel olarak imkansızdır çünkü 2-3 yıldır bu türlü iddialar dile getirilmektedir ve bu önermeler doğruysa bu sene ya da gelecek sene gibi matematiksel olarak Türkiye'nin aslında olmadığı gibi bir sonuca doğru ilerlemekteyiz ! Enflasyon verisinde hata olamaz mı? Tabii ki olabilir ama bunun sınırlılıkları var bununla ilgili ayrı bir yazı yazacağım, Bu yazı neden hissedilen enflasyon ile gerçek enflasyon arasında ciddi farklılaşma olduğu ile alakalı.

Neden hissedilen enflasyon ile gerçek enflasyon arasında fark var



Fiyatlar artıyor ! enflasyon nasıl düşer ?


 Enflasyon kavramı toplumda çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır; her şeyin fiyatı artıyor ama enflasyon düşüyor itirazı hatalıdır çünkü enflasyondaki düşüş fiyat düşüşünü değil fiyatlardaki artışın yavaşlamasını ifade eder.

Negatif faizli tahviller neden alınır

 Geçenlerde yazdığım negatif faiz konusu sonrası sık sık aldığım soruya cevap olsun diye bu yazıyı yazdım. Bilindiği gibi 2008 sonrası negatif faiz dünyada yaygın olarak görülüyor hatta FED'in de artık bu kervana katılması gündeme gelmesi sebebiyle negatif faizler artık yeni normal haline geliyor. Merkez Bankalarının bankalara uyguladığı negatif faiz şu an için ekseriyetle sadece bankaları ilgilendiren bir konu olsa da(Çok sınırlı banka bunu sınırlı müşteriye yansıtıyor.) bu konu ile ilişkili ama farklı olan  negatif faizli tahvil olayı var. Dünyada 10-15 trilyon dolar değerinde (Genelde Avrupa kaynaklı) negatif getiri vaat eden tahvil var ve bunu kim, neden alıyor sorusu soruluyor.  Biraz eski bir veri olsa da( Ağustos 2019)  dünyadaki yatırım yapılabilir tahvillerin neredeyse 1/3'ü negatif getiri vaat etmekteydi. 3-5 sene önce dünyada negatif getirili tahvil diye bir şey yoktu.


eksi faizli tahviller neden alınır



Konu Dışı: Komplo teorisi sevenler Covid-19 ile kağıt paralar arasında kurulan abartılı bağ ve son zamanlarda gündeme sokulan dijital para konularını bu konu ile beraber düşünmelidirler.


Negatif getirili tahviller neden alınır



  • Alternatifsizlik

 Negatif getirili tahvillerin yatırımcılar tarafından alınmasının en önemli sebebi alternatifsizliktir. Bir yatırımcı negatif tahvil almamayı tercih edebilir ama özellikle büyük sermaye sahibi bir yatırımcıdan bahsediyorsak bu ihtimal zorlaşır. Şu an negatif tahvillerin götürü %0 küsuratlı rakamlar iken bunu yatırımcının kendi kasasında korumaya çalışması sürekli bir stres kaynağı olmakla beraber daha büyük bir yatırım maliyetini söz konusu edecektir. (Güvenlik) Yatırımcılar için sermayeyi bankalarda  hesaplarda tutmak da bir seçenektir ama bu yönde tercihlerin artması ekonomi yönetimlerini/bankaları önlem atmaya itecektir daha önemlisi bu yönde bir tercih sahibi yatırımcı düşük ihtimalli ama çok büyük bir riski de kabullenmiş olur. Örnekle açıklamak gerekirse birçok Avrupa ülkesinde devletin yatırımcılara sunduğu banka hesabındaki varlık koruma garantisi 100 bin avrodur ve bankanın bir zarara uğraması durumunda bunun üzerindeki bütün servet kaybolma riski ile ihtimaller dahilindedir.( Türkiye'de de bildiğim kadarıyla devlet garantisi 100 ya da 150 bin liradır (Kontrol etmedim) ama devlet geçmişte gerçekleşen bütün olumsuz durumlarda mudilerin bütün kayıplarını karşılamıştır; Avrupa'daki örnekler hakkında bilgim olmamakla beraber olumsuz senaryolarda devletin kapasitesinin var olup olmayacağı ve Türkiye örneği gibi bir tercihte bulunup bulunmayacağı belirsizdir.) Bankaların birden bire batması düşük bir ihtimaldir ama risk/ maliyet tercihi yapılınca bütün servetin kaybı ile devlet tahvillerinin düşük götürüleri arasında ikinci seçenek makul olabilmektedir.(Devlet tahvillerine yapılan yatırımın geri dönmemesi için devletin mutlak bir iflasa sürüklenmesi gerekir, pek görülmez.)

Ukrayna Skandalı

Ukrayna Skandalı yeniden gündemde yer buldu. Abd'de senato Joe Biden'a oğlunun Ukrayna'da gerçekleştirdiği faaliyetler sebebiyle soruşturma kararı aldı ki bu çok riskli bir hamle oldu diyebiliriz.

  Abd Başkanı Trump'ın azledildiği (Trump kanunen azledildi ama görevden uzaklaştırılmadı.) soruşturmanın sebebi Joe Biden'ın oğluna kumpas kurmaktı ve son zamanlarda onaylanma oranı (%46) ve oy oranı düşen (Bir ankete göre %39) düşen Trump ve cumhuriyetçilerin tekrardan Ukrayna defterini aşması ciddi riskli bir hamle oldu. Trump'ın Ukrayna Skandalı sebebiyle azledilmesi gerekliliği tartışmaya açıktı ama Cumhuriyetçiler dahil toplumda skandal dolayısıyla Trump haksız bulunuyordu.

(Eski yazı.)

Ukrayna Skandalı nedir


Rusya'nın kanıtlanmış şekilde Trump lehine Abd seçimlerine hile karıştırması sebebiyle Trump'ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla eş zamanlı olarak '' Trump azledilecek mi '' sorusu gündeme gelmişti. Rusya soruşturmasında Trump'ı görevden almak için yeterli kanıtlar bulunamamıştı, en azından o soruşturmanın senatodan geçip Trump'ı başkanlıktan etmesine ihtimal verilmiyordu ama geçen ay patlak veren Ukrayna Skandalı Trump'ı çok zor duruma soktu ve yakın zamanda Trump'ın azil sürecinin resmen başlaması bekleniyor.




Trump-Ukrayna Skandalı


 En Baştan başlamak gerekirse Ukrayna'da Turuncu Devrim öncesi rüşvet çok yaygındı, aslında şimdi de yaygın değil demek zor ama bugün bir savcı uluslararası şirketlere eğer bana rüşvet vermezseniz size dava açıp ceza almanızı sağlarım diyemez fakat Turuncu Devrim sonrası görevine devam edebilen Savcı Shokin bu türlü şantajları sebebiyle suçlu bulunacağını anlayıp ülkeyi terk etmiş bir isim ve Ukrayna'ya dönerse hapse girecek. Batılı devletler uzun zamandır bu türlü yetkililerin görevden uzaklaştırılması için Ukrayna'ya baskı yapıyorlar.

Trump ukrayna skandalı
Trump-Ukrayna Skandalı

Davranışsal Finans Nedir

 finansın en temel kabullerinden biri bütün piyasa oyuncularının servetini artırmak istediği ve kararlarını bu yönde aldığıdır yani insanların daha fazla kazanmak veya daha az kaybetmek için rasyonel kararlar alması beklenir fakat realitede ise yatırımcıların duyguları, ruh halleri alınan kararlar üzerinde son derece etkili olabildiği için mantıklı karar alma mekanizması çalışmayabilir. Günümüzde algoritmaların piyasalara hakim olmasının en temel sebeplerinden biri alınan kararlarda duyguların etkisini azaltma çabasıdır. İnsanların aldıkları kararlar ile duyguların etkileşimini inceleyen ekonomi dalı davranışsal finanstır ve yatırımcıların piyasada başarılı olabilmesi için kendilerini bu dalda geliştirmeleri önemlidir.


 Bu başlıkta zaman buldukça davranışsal finans ile ilgili paylaşımlar yapıyorum. 


Davranışsal Finans Dersleri-1:Nash Dengesi



Öncelikle bir anket ile başlayalım. 

 Şirketiniz ile iş yaptığınız başka bir şirket muhasebe oyunları yaptı ve 20 bin lira vergi cezası yediniz. Vergi memurları şirket evraklarını incelerken sizin şirketiniz ile iş yaptığınız şirketin başka hatalarını da tespit etti ve tespitler kanıtlanabilirse çok daha büyük cezalar ile karşılaşabilirsiniz.




 20 bin lira cezanız var ve tespit edilen hatalardan sonra daha fazla  cezaya maruz kalabilirsiniz yani önünüzdeki ilk seçenek suçu inkar etmek. 

a-) Suç kanıtlanabilir değil ve inkar edip 20 bin lira cezaya razı olabilirsiniz.

Vergi memuru size bazı seçenekler sunuyor.

b-)   Diğer şirket ile beraber gerçekleştirdiğiniz usulsüzlükleri itiraf ederseniz cezanız 10 bin liraya düşecek iken birlikte iş yaptığınız şirkete ekstra 100 bin lira ceza kesilecek. Siz itiraf etmezseniz aksi senaryoda ceza indiriminden yararlanamayıp ekstra 100 bin lira cezaya maruz kalabilirsiniz.

c-) Hem siz hem de karşı taraf suçu itiraf ederse iki taraf da suçu bölüşecek. (İki tarafa da ekstra 50 bin lira ceza.)

Tercihiniz ne olurdu?


 Örnek ne yazık ki suç içerikli olsa da bahsettiğim senaryoda cezaya maruz kalacak şirketlerin en karlı olduğu senaryo bir miktar cezaya razı olup suçu inkar etmektir ama bu senaryoda iki tarafın bir birlerine bir bağlılığı veya vereceği karara güveni yoksa en rasyonel karar itiraf etmektir.

20 Mayıs 2020 Çarşamba

Katar ile swap anlaşması

 TCMB ile Katar Merkez Bankası arasındaki 5 milyar dolar büyüklüğündeki swap anlaşması 15 milyar dolar büyüklüğüne çıkarıldı. Anlaşma TL ile Katar riyali değişimini kapsıyor ve haberlerde anlaşmanın vadesi hakkında bilgi bulamadım ama zaten geçmişte de iki ülke arasındaki anlaşmaların süresi bittikçe anlaşma uzatılmıştı.

  Bir süredir Türk varlıklarını en fazla ilgilendiren konuların başında TCMB'nin muhtemel swap anlaşmaları geliyor çünkü son zamanlarda gelişmekte olan ülke varlıklarını etkileyen en önemli dinamiklerin başında dış kaynağa ulaşıp ulaşamama faktörü dikkat çekiyor. Şu an Katar ile bir swap anlaşması yapıldı ama bu anlaşmanın amacı son zamanlarda dile getirilen dış kaynak bulma olmayabilir zaten haberde de iki ülkenin yerel para birimleriyle ticaretini geliştirme amacı dile getirilmiş.

 Türkiye örneğin FED ile swap anlaşması yaparsa (Diğer rezerv paralar ya da rezerv para olmazsa bile ticaret hacmi yüksek para birimleri) karşılığında alınan para ile döviz talebi karşılanabilir veya elimizdeki para birimi rezerv para birimi değilse satışla/swapla ihtiyaç duyduğumuz para birimine çevrilerek piyasanın döviz ihtiyacı karşılanır böylece ;


  • Döviz üzerindeki baskı ileride elimizin rahat olduğu bir döneme ötelenir.
  • İşlem için piyasadan TL çekilmez.( Likidite daralması/reel ekonomi için olumsuz) 

 Katar ile yapılan anlaşmada da tabii ki riyal ihtiyaç duyulan para birimine çevrilip döviz talebi için kullanılabilir ama bu imkan elimize geçecek Katar riyalinin sadece bir kısmı için kullanılabilir çünkü Katarın para arzı(M0) 25 milyar dolar civarında, 15 milyar dolarlık riyal satmak çok olası değil.

Katar ile 15 milyar dolarlık swap anlaşması
Katar para arzı

 Bu anlaşmanın asıl amacı yerel para birimleri ile ticareti teşvik etmek Türkiye'nin yabancı ülkeler ile TL ile ticareti artıkça iş insanlarının kur riski, yatırım riski azalır. TL üzerindeki kur baskısı nispeten zayıflar. TCMB yerli yatırımcıya Katar ile ticaret, yatırım için riyal cinsi kredi verebilir yine aynı şeyi Katarlı yatırımcılar Katar Merkez Bankası yapabilir.





Twitter: Yusuf Yüksel

19 Mayıs 2020 Salı

Beklenti teorisi nedir

Beklenti Teorisi


 İnsanlar ekonomik kararlarını kazanç veya kayıp ihtimalini değerlendirerek alırlar; normalde birim kazancın sağlayacağı haz ile birim kaybın sebep olacağı acı eşit olması gerekir iken Nobel ödüllü Daniel Kahneman'ın Beklenti Teorisi insanların kazanmaya ve kaybetmeye aynı duygusal tepkileri vermediğini açıklar. Sonuçta bir değişim olmadığı halde 50 lira kaybedip sonra bulmanın sağladığı haz, 50 lira bulup sonra kaybetmenin sebep olduğu acıdan zayıftır; bu örnek ve bir çok deney göstermiştir ki insanlarda kaybetmeme eğilimi, kazanma isteğine göre daha güçlüdür. 





Beklenti Teorisi ve yatırım


18 Mayıs 2020 Pazartesi

Türkiye sabit kura geçer mi




Türkiye sabit kura geçer mi



 '' Türkiye sabit kura geçer mi '' sorusu özellikle TL'nin değer kaybettiği dönemlerde gündeme gelen bir konudur.

Kambiyo rejimi nedir


 Kambiyo rejimi bir ülkenin döviz piyasasını yönetme biçimine verilen isimdir; uygulamadan uygulamaya ciddi farklılıklar içerse de iki ana sistem vardır; dalgalı kur ve sabit kur.(kambiyo kontrolü) Dalgalı kur rejiminde yerel para biriminin değerlenmesi arz-talep ilişkisine bağlı olarak piyasada gerçekleşir iken sabit kur rejiminde ise yerel para biriminin döviz birimlerine karşı değerine merkez bankası karar verir.


Türkiye Sabit kur rejimine geçer mi


 Sabit kur rejimi tartışmalarında sık sık bu rejimde Türk Lirasının yüksek bir değerde sabitleneceği ifade ediliyor ki bu hatalıdır basitçe ifade edersek bugün sabit kur rejimi uygulanıyor olsaydı Türk Lirası yine 7.0  seviyesinin yakınında(Yazı yazılırken yaklaşık kur değeri) bir yerde sabitlenecek idi. Merkez Bankası Türk Lirasını dolar/tl 1 liraya sabitleyemez mi? Tabii ki sabitleyebilir fakat Merkez Bankası Türk Lirasını 1 liraya sabitleyip o seviyede kalmasını sağlayabilecek kadar rezerve sahip olsa zaten dalgalı kur rejiminde de dolar/tl 1 lira civarında olurdu yani dalgalı kur rejimi de döviz kuru müdahalesine tamamen kapalı değildir. Dalgalı kur-sabit kur farklılığının temel etkisi yerel para biriminin değerine değil, oynaklığınadır. Türkiye'de reel ekonomi Türk Lirasının değerinin düşük olması kadar oynaklığı ile de sorun yaşamaktadır, yüksek oynaklık iş adamlarının üretim, satış, yatırım planlarını bozmaktadır basitçe ifade edersek devamlı olarak 6,5-7.0 seviyesinde hareket eden bir kurun ekonomiye zararı 7.0 seviyesinde sabit bir kur kadar olmayabilir.


  
 Sabit kur rejimi Türk Lirasının değerlenmesini sağlamaz aksine birçok örnek gösteriyor ki bu rejimde yerel para birimi gelişmelere nispeten yavaş tepki verdiği için nispeten daha fazla risk barındırır ve ekonomide risklerin maliyeti vardır bu sebeple muhtemel bir sabit kur rejiminde kur ekonomideki riskler nispetinde adil değerinin üstünde sabitlenir yine basitçe ifade edersek bugün bir kur sabitleme olsaydı kabaca dolar/TL kurunun şu anki değeri olan 6.9'un üstünde sabitlenmesi beklenirdi.

 Sabit kur rejiminin oynaklığı azaltmak vb. birkaç olumlu etkisi var iken dalgalı kur rejiminin ise piyasa işleyişi ve yönetim açısından çok daha başarılı bir yöntem olduğu genel kabuldür. Türk Lirasının yaşadığı sorunlarda spekülasyon belki manipülasyonların etkisinin olduğu doğrudur  ama süreç farklı olsa da sabit kur rejiminde de spekülasyon/manipülasyon yaşanır, bu tür olumsuzluklar ile kur rejimi arasında bir bağ bulunmaz.

 İran veya Çin gibi sabit kur rejimini kullanan ülkeler ile Türkiye'yi kıyaslamak hatalıdır; Örneğin İran'a bakınca İran'ın zaten yönetmeye çalıştığı güçlü bir döviz piyasası yoktur, İran'ın dış borcunun milli hasılasına oranı %1 bile değildir yine Çin'in sabit kur rejimi yuanın değerlenmesini değil aksine adil olmayan bir seviyede değersiz olmasını amaçlar ve Çin ekonomisini de bu kura göre ayarlamıştır. (Şu an yuandaki değer kaybını Çin'in tercihi ile açıklamak zor.) Abd başkanı Donald Trump'ın Çin'i hedef alan politikaları öncesi Çin'de de dalgalı kur rejimine geçme çalışmaları yapılıyordu.

 Sabit kur sistemi geçiş bahsettiğim gibi çok sınırlı şekilde fayda sağlayabilecek iken birçok dezavantajı beraberinde getirecektir fakat bu türde bir hamlenin yol açabileceği olumsuz algı ise muhtemel faydalar ile kıyaslanamayacak kadar çoktur ki ilk akla geleni sabit kur sisteminin ihtiyaç doğurması kuvvetle muhtemel sermaye kontrolleri ve piyasaların buna muhtemel tepkisidir. Bu paylaşımda konu bütünlüğü dağılmaması için sermaye kontrolleri veya sosyal medyada dile getirilen sabit kur sistemi benzeri senaryolara hiç değinmedim fakat bu paylaşımı ileride benzer konular ile güncelleyeceğim.

Sonuç olarak sabit kur sistemi senaryolarının Türkiye'ye sınırlı bir fayda sağlaması bile tartışmalı iken birçok zararı vardır; Türkiye en zor zamanlarda bile kambiyo rejimini tartışmaya açmamıştır.

Ekleme: - Bankalardaki dövizlerin karşılığı var mı -


Arjantin'deki tuhaf örnek


 Türkiye sabit kura geçer mi sorusuna daha önce cevap vermeye çalışmıştım ama soyut bir konudan bahsetmek çoğu zaman zorlu oluyor bu yüzden somut bir olayla konuyu güncellemek istedim. Türkiye'de dile getirilmesi yatırımcıları ürküten sabit kura geçiş senaryosu birçok ülkede olduğu gibi yerel para birimini makul değerinden değil de olduğundan aşağılarda bir yerlere sabitleme senaryosudur ve dünyada bunun da başarısız örnekleri vardır fakat bu yönde adımlar faydadan çok zarara sebep olmakta, sorunları daha da artırmaktadır.

 Somut bir olayla ifade etmek gerekirse Arjantin geçtiğimiz yıllarda yaşadığı kur krizini sermaye kontrolleri ile çözmeyi denedi ama sonuç olarak yerel para biriminin istikrarı sağlanamaz iken sistemden daha fazla para kaçışı, kuvvetlenen dolarizasyon ortaya çıktı.

 Şu an Arjantin'de resmi dolar/peso kuru yaklaşık 70 iken Covid-19 salgını sebebiyle kara borsada Arjantin Pesosu dolara karşı yaklaşık 140 seviyelerine gerilemiş durumda yani resmiyette pesoda sınırlı bir değer kaybı varken kontrol dışına çıkmış realitede devalüasyon %100'u ulaşmış durumda. Bir ekonomide bu kadar derin çelişki yaşanıyorken bunun saçma denebilecek sonuçlarının ortaya çıkması da kaçınılmazdır.


 Arjantin'de ithalat resmi kur ile yapılıyor ama ülkeye giren ürünler peso ile satılıyor, Arjantin'de dolarizasyonun yüksek olması sebebiyle halkta döviz bulunmakta ve resmi kur ile alınmış ithal ürünlerde şu an kabaca %50 iskontolu hale geldi ! Bu sebeple de krize rağmen halkın ithal mallara olan talebi abartılı şekilde arttı.(Araba gibi ürünler ayrıca servet koruma aracı olarak da görülüyor.) Yani basitçe özetlemek gerekirse sermaye kontrollerinin sebep olduğu çelişkiler sebebiyle Arjantin'de kağıt üzerinde alım gücü inanılmaz düşerken realitede ise insanların alım gücü artmış durumda ve aradaki farkı da bir nevi kamu gücü finanse etmeye başlamış; düşen alım gücü ve hali hazırda sorunlu olan makro ekonomik gerçekleşmelere rağmen Arjantin'de hükumet inanılmaz bir ithalat teşviki başlattı diyebiliriz !


 Arjantin'de dolarizasyon zaten yıllardır kendi kendini besleyen bir kısır döngüye dönmüş durumda; peso değer kaybettikçe insanlar dövize yöneliyor, insanlar dövize yöneldikçe peso değer kaybediyor bu sebeple de pesoya değer kaybettirerek bahsettiğim çelişkiyi ortadan kaldırmak zor, bu da ithalatı önleyici önlemleri şart koşuyor ki bu durumda yeni tuhaf çelişkileri, zorlukları beraberinde getirecek.

 Yazıyı daha da uzatabilirim ama özetlemek gerekirse kambiyo rejimi ne olursa olsun bir para birimin olmadığı bir değere ulaştırmak, orada tutmak mümkün değildir ve bu yönde atılmış iyi niyetli, kağıt üzerinde doğru adımların bile zararı faydasından çoktur. Dünyada başarılı olabilmiş tek bir sermaye kontrolü örneği yoktur, var olan bütün örnekler sorunları daha da karmaşık bir hale sürüklemiştir. 



Twitter: Yusuf Yüksel





11 Mayıs 2020 Pazartesi

Negatif faiz nedir

ABD Merkez Bankası FED'in negatif faiz uygulaması ihtimali dillendirilmeye başladı. Geçtiğimiz günlerde piyasalarda Fed'in faizlerinin negatife düşmesi fiyatlanmıştı; J.P. Morgan gibi kurumlar durumun teknik sebeplerle ortaya çıktığını ifade etse de negatif faizin adı bile piyasaları etkilemeye yetti. Haberler şu an spekülatif olsa da bundan 10 sen önce bile anomali olarak yorumlanan negatif faiz politikaları günümüzde sıradan karşılanabiliyor. Negatif faiz uygulamalarının geçmişine bakarsak bunun ilk örneğini sürekli olarak değerlenen para birimi ile başı dertte olan ( Günümüzde de devam etmektedir.) İsviçre'de görüyoruz ama ekonomiyi desteklemek için negatif faiz uygulaması ilk doksanlı yılların başında başlayan resesyonu bir türlü sonlandırmayı başaramayan Japonya ortaya çıktı. Japon tecrübesi bize negatif faiz politikasının faydadan çok zarar getirdiğini göstermişti; 2008 krizi sonrası Avrupa'da da negatif faiz politikaları bir gün sona erdirilmek vaadi ile benimsendi ama Japon tecrübesinin çok benzer şekilde ECB'nin negatif faiz politikası Avrupa için olumlu değil olumsuz oldu ve yine benzer şekilde benimsenen politika işe yaramadığı halde sonlandırmak mümkün olmadı.(Japonyalaşma/Japanification) 2008'de piyasayı desteklemek için FED'in attığı adımların da etkisi (Gölge faiz) faizlerin %0'ın çok altına gitmesine eş değerdi ama Abd'de negatif faiz görmemiştik, şimdi de Abd için negatif faiz konuşuluyor.

Negatif faiz nedir


 Negatif faiz günümüzde çok sınırlı istisnalar dışında merkez bankalarının bankalara uyguladıkları faiz oranlarının negatif seviyeye düşürülmesidir yani bankalar merkez bankasına yatırdıkları para için faiz almaz hatta üstüne para öderler. Negatif faizin faydaları;


  • Negatif faiz oranları ile Bankaların merkez bankasındaki paraları durduğu yerde değer kaybettiği için bankaların daha çok kredi vermesi ve mevduatların cazibesini düşürmesi ( sermaye sahiplerini tasarrufa değil; tüketim, yatırıma yönlendirmesi) beklenir.
  • Negatif faiz oranları yerel para birimini olumsuz etkiler ve muhtemel değer kayıpları para biriminin rekabet gücünü artırır.
  • Negatif faizler negatif yönde sıfırdan uzaklaştıkça bankalar için faizleri daha da düşürebilecekleri alan açılır.

negatif faiz nedir


 Negatif faizin zararlarına gelince;

9 Mayıs 2020 Cumartesi

Para arzı nedir

 En basit tanımıyla para arzı ekonomik döngüde dolaşan paradır. ''M'' harfi ile gösterilir. Para arzı ekonomideki en temel unsurdur. Para arzı birkaç farklı şekilde ölçülür.


Para arzı tanımları


1- Dar para arzı


M0 para arzı


 Piyasadaki kağıt ve madeni paraların toplamından bankaların kasalarındaki paranın düşülmesi ile ortaya çıkan miktarı ifade eder.  Para arzı ile ilgili yanlış algıların merkezindeki kavramdır diyebiliriz. Merkez Bankası ''Gizlice'' para basıyor gibi iddialar hep dolaşımdaki paraların yeni veya çok olması ile temellendirilir. Basitçe açıklamak gerekirse;

  • Para arzında  (Sadece Türkiye değil, dünyada da aynı) dolaşımdaki paranın ağırlığı son derece azdır. Mesela Şu an dolaşımdaki para arzı (Banknot+madeni para- bankalardaki nakit) 200 milyar TL iken M1 para arzı ~1 trilyon lira, M3 para arzı ~3 trilyon liradır.
  • Merkez bankaları için para üretmek bir tuşla gerçekleştirilen bir işlemdir; bir merkez bankası şaibeli bir iş yapacaksa (Teknik olarak çok gereksiz ve zor.) banknot üretmek tercih etmesi en az mantıklı olandır.

 Merkez Bankası zaman zaman dolaşımdaki parayı gerçekten de anormal seviyede artırır ki gerekli olan budur. Özellikle bayram önceleri, uzun tatil önceleri ve benzeri dönemlerde banknotlara olan ihtiyaç artar ve bunu da karşılamak merkez bankaların sorumluluğudur. Bazen de konu tam tersi şekilde ele alınır; konuya hakim olmayan insanlar bankalarda paramızın karşılığı olmadığını çok riskli bir durum olarak ifade eder ama gerçekte ise bankalardaki para kasada banknot olarak bizi bekliyor olsa bu bankanın sağlığı açısından çok daha riskli bir durumu işaret eder. İnsanlar bankalardaki paralarını banknot olarak isterlerse bunu temin etmek Merkez Bankası'nın görevidir.


Emisyon Hacmindeki değişiklikler


 Emisyon hacmi Merkez Bankası tarafından piyasaya sağlanan banknotların toplam tutarıdır.

para arzı nedir
Dolaşımdaki para


 Üstteki grafikteki çıkıntılar genelde bayram öncelerini işaret eder; daha kısa süreli grafiklerde maaş günleri benzer hareketlilikler görülür. Genelde yaz ayları ve Şubat ayında emisyon hacmi artar yine Cuma günleri emisyon hacmi artar.

7 Mayıs 2020 Perşembe

Türkiye'nin kredi notu ne demektir

 S&P, Türkiye'nin kredi notunu  uzun vadeli döviz cinsi B+, Uzun vadeli yerel para cinsi kredi notunu ise BB- olarak teyit etti ve görünümü durağan olarak belirtti. Son durumda S&P'nin notu Moody's'in notuyla aynı seviyede iken Fitch'in notu diğer iki kuruluşun bir  kademe üstündedir. 

 Normal şartlar altında yakın zamanda Türkiye'nin kredi notu artabileceği konuşulmaya başlamışken kredi notlarının teyit edilmesi çok olumlu değil ama bütün dünyada kredi notları düşerken bizde sabit kalması olumlu yorumlanabilir ki S&P, Türkiye'ye karşı en olumsuz kredi derecelendirme kuruluşudur diyebiliriz.


 Kredi derecelendirme kuruluşları nedir? Ne Yaparlar?


 Kredi derecelendirme kuruluşları ülkelerin, şirketlerin, kurumların yükümlülüklerini zamanında ve tam olarak yerine getirip getiremeyeceğini değerlendiren kuruluşlardır; dünyada onlarca kredi derecelendirme kuruluşu vardır ama bunlardan Fitch, S&P ve Moody's ise diğerlerine göre daha fazla itibar görürler. Her kurum değerlendirmesini kendi hesabına göre yapar. Kredi derecelendirme kuruluşları gerçekleştirdikleri değerlendirmeler sebebiyle piyasaya çok güçlü şekilde etki edebiliyor olsalar da bir denetlenme mekanizmasına bağlı değillerdir.

6 Mayıs 2020 Çarşamba

Petrol fiyatları ne olacak

Petrol fiyatları


Dün Brent petrol %13,86 artışla aylardan beri en büyük yükselişini yaşadı (Temmuz kontratları) yine bizi yakından ilgilendirmiyor olsa da WTI'da değer artışı %20,45 oldu. (Haziran) Brent petrol bugün de 30 dolar seviyesinin üstünde kalabilirken WTI 25 dolar seviyelerinde tutunuyor.

 Normal şartlar altında petroldeki artışlardan faydalanmak isteyecek yatırımcıların satmak için aklına gelebilecek ilk varlıklardan biri Türk varlıkları olabilir ki bu yönde yorumlarda görüyoruz ama şu an petrol fiyatlarına yüklenen anlamdan dolayı petroldeki artışın bizi olumsuz etkilemesi son derece sınırlıdır hatta pozitif bile etkileyebilir. Petrol fiyatları şu an reel sektörde iyileşmelerin takip edildiği bir veri olmakla beraber finansal piyasaların ne kadar sağlıklı kalabileceği hakkında da fikir veriyor çünkü mevcut koşullar büyük iflaslara yol açacaksa ilk olumsuz haberlerin enerji sektöründen gelmesi mümkün görünüyor ki bu sorunun sonra daha genel bir soruna dönüşmesi de mümkün yani toparlayacak olursak petrol fiyatları artık risk iştahını doğrudan etkileyen bir dinamiğe dönüşmüş durumda ki normal şartlar altında ekonomiler zayıflarken petrol fiyatlarındaki artışları olumlu yorumlamak çok makul olmazdı ama petroldeki artışın borsalardan altına her türlü varlığı olumlu etkileyebildiği bir dönemdeyiz.


 Öncelikle petrol fiyatları neden daha pozitif sorusuna cevap vermeye çalışırsak dünyanın birçok yerinde kısıtlamalar sona eriyor; insanlar evlerinden çıkamadıkları müddetçe petrolün ucuzlamasının bir talep tetiklemesi çok mümkün değildi, bunun yanında OPEC+ ülkelerinin geçtiğimiz ay aldığı tarihi arz kısıntısı Mayıs ayı ile birlikte başladı.

5 Mayıs 2020 Salı

Toksik Varlık nedir

 Dün CLO'ların sorun oluşturma potansiyeli arttığına dair bir yazı yazmıştım. (CLO'lar 2020 krizinin fenomeni olabilirler mi) Ben yazıda CLO'lar özelinde ortaya çıkabilecek sorunlara değinmiştim. CLO'lar yeni toksik varlıklar olabilir mi tartışılır ama 2008 dönemine benzer hikayeler ile  bire bir aynısı olmasa da  2020'de de karşılaşma ihtimalimiz bulunmaktadır. Öncelikle toksik varlık neydi hatırlamakta fayda var.


Toksik Varlık nedir


 Toksik varlık ya da sorunlu varlık (Troubled Asset) 2008'de piyasası ölmüş ve bankaların bilançolarında kalmış varlıklara verilen isimdir. 2008'de Abd'de yakın zamana kadar AAA notuna sahip CDO'ların (CDO'lar başlı başına bir makale konusu fakat medyada fazlasıyla yer buldukları için çoğu insan tarafından biliniyor, yazının sonunda biraz daha ayrıntılı bilgi bulabileceğiniz bir link mevcut.) bazıları hızla iflasa sürüklenince piyasası ölmüş varlıklara döndüler çünkü örneğin kağıt üzerinde 100 milyar dolar değerinde olan bu varlıkların gerçek piyasa değeri (Aslında kimse bilemiyordu çünkü piyasa ölmüştü.) 10 milyar dolar gibi bir rakamdı ve bu varlıkların piyasa değerinden satılması durumunda bankaların bilançolarında birden bire kara delik ortaya çıkıyordu,  bankalar bu boşluğu kapatamayacağı için böyle bir satış gerçekleştirmiyordu yani kağıt üzerinde varlığını sürdüren gerçekte ise zombiye dönüşmüş bankalar diye bir anomali ortaya çıkmıştı. Bu bankaların varlıklarını sürdürmesi için Abd'de devlet müdahale etti, bazıları belki de ibret olsun diye iflasa terk edildi. (Lehman Brothers)

3 Mayıs 2020 Pazar

Collateralized Loan Obligation nedir

 Collateralized Loan Obligation veya kısaca CLO'lar önümüzdeki dönemde gündemimize girebilecek yeni bir terim olarak öne çıkıyor. Teminatlı kredi yükümlülüğü anlamına gelen Collateralized Loan Obligation çok sayıda kredinin birleştirilerek bir araya getirilmeyi ve çeşitli risk dilimlerine göre yatırımcıya sunulmasını sağlayan bir varlıktır.

 Collateralized Loan Obligation; 2008 krizinin en önemli sebeplerinden CDO'ların (Collateralized Debt Obligation) benzeridir diyebiliriz. 2008'de bankacılar devasa primler için küresel ekonomiyi çok büyük bir krizin kucağına bırakmışlardı. (Sonucu ummuyorlardı demek zor.) 2008 krizi sonrası açılan davalarda regülatörlerin dünyada on milyonlarca insanın işsiz kalmasına, trilyonlarca dolar değerindeki servetin heba olmasına muhtemelen bilinçli şekilde sebep olan sorumluları ''Yaptığınız etik değil, bir daha yapmayın olur mu?'' tadındaki cezalandırmaları sebebiyle bankacılar 2008'den  hemen sonra 2008 krizine sebep olan enstrümanların benzerlerini üretmeye teşvik etmiştir. CDO'lar 2008 sonrası lanetli bir ürün olarak anılmaya başlayınca devrin yükselen ürünleri de CLO ( Teminatlı kredi yükümlülüğü) olmuştur.


Collateralized Loan Obligation neden ihtiyaç duyuluyor



  Collateralized Loan Obligation nedir sorusundan önce bu varlıklar neden talep görüyor sorusuna cevap vermek gerekirse öncelikle piyasalarda getiriler çok düşük olduğu için sabit olarak makul getiriye ihtiyaç duyan ve yapısı riskli yatırımlara uygun olmayan sermayenin ihtiyacına cevap veren varlıklar yok. (Neredeyse 20 yıldır !) Yani Mevcut şartlar emeklilik fonları, sigorta şirketleri gibi sabit olarak makul getiriye hayati önemde  ihtiyaç duyan şirketlere uygun alternatif sunmamaktadır; 30 yıllık tahvillerde bile bu türlü şirketlerin ihtiyaç duyduğu minimum getiriler mevcut değildir ve bu türlü şirketlerin yatırım yapabileceği yatırım enstrümanlarında da sınırlılıklar vardır, birçok ülkede mesela emeklilik fonlarının yatırım yapılabilir kredi notuna sahip olmayan varlıklara yatırım yapması regülatörler tarafından yasaklanmıştır bu sebeple de hem kredi notu yüksek hem de getirisi yüksek ürünlere ihtiyaç duyuluyor ki bu dönemde bu ihtiyaca CLO'lara cevap veriyor/verdi. Olayı sadece emeklilik fonları ve benzeri getiriye ihtiyaç duyan kurumlarla da sınırlamamak gerekiyor; Avrupa veya Japonya'daki tahviller gibi bindelik oranlarla getiri vaat eden enstrümanlar yerine yatırımcılar makul getiri vaat eden varlıklara yatırım yapmaya eğilimliler mesela Japonya'da risksiz varlık getirileri yerlerde dolaşır, Collateralized Loan Obligationlara en fazla yatırım yapan milletlerden biri Japonlardır.

Collateralized Loan Obligation nedir