14 Temmuz 2020 Salı

covid-19 krizi sonrası ne olacak

 Covid-19 Krizi’nin ne zaman sona ereceği hakkında fikir yürüttüğümüz bu süreçte daha sonra ne olacak sorusuna da cevap aramamız gerekiyor. Kriz sona erince doğal olarak ekonomiler bir veya birkaç sene içinde bulunduğumuz seneden ertelenen ihtiyaçlar ve verilen desteklerin etkisiyle olumlu bir süreç yaşayacak ama daha sonrası için çok daha büyük sorunlarla yüzleşeceğiz. Geçmişe doğru baktığımızda uzun zamandan beri her krizin bir öncekine göre kıyaslanamayacak büyüklükte olduğunu görüyoruz ve trend bozulmazsa 2030 gibi Covid-19 Krizi'ne rahmet okutacak bir krizle karşılaşabiliriz. Bütün dünyayı ayrı ayrı incelemek çok zor olacağı için bir örnek kullanacağım. ABD’de bütçe açığı üç ayda yaklaşık 3 trilyon dolar arttı ve kamu borcu 26.5 trilyon dolara yükseldi. Geçtiğimiz Haziran ayında ABD’de hükumet harcamaları 763 milyar dolar artmış ve bütçe açığı 8 milyar dolardan 863 milyar dolara yükselmiş. Yılın henüz yarısında olmamıza rağmen ABD’de 12 aylık bütçe açığı %8’i aşmış durumda ve yıl sonuna kadar %20’lere yaklaşması bekleniyor. (Normalde %5 bile yüksek bir rakam)





Bahsettiğim rakamlar yeni koşullar sebebiyle bir gereksinim ama bunun bir de bedeli olacak. Yazıyı rakamlara boğmak istemediğim için sadece ABD’deki kamu borçlanması hakkında fikir vermek için bir örnek kullandım. Bütün dünyada Covid-19 krizi öncesinde bile kişi, şirket ve ülkeler boğazına kadar borçluydu. Covid-19 krizi sonrası çok daha fazla borçlanıyorlar. Bu borçlar nasıl ödenecek sorusu da bir sonraki kriz hakkında fikir verecek.

Pandemi öncesini hatırlarsak; Avrupa ve Japonya negatif faiz ve sürekli olarak artan merkez bankası desteklerine rağmen resesyonun kıyısındaydı, Çin’in ekonomisi 2008’den beri duraksamadan ivme kaybediyordu, ABD’nin ekonomisi ise sadece diğer ülkelere nispi olarak bakılınca daha iyi gibi duruyordu ama bu da tamamen baz etkisi kaynaklı bir iyilik... Konum bu olmadığı için ayrıntıya girmeyeceğim ama kısaca ifade etmek gerekirse ABD’de tamamen popülizm ve kaynakların heba edilmesi olarak yorumlayabileceğimiz 2017 yılı vergi indirimleri sonrası ABD’nin yıllarca gelişmekte olan ülkeler gibi büyüme performansı göstereceği dile getiriliyordu ama gerçekleşme bir çeyrek ve bir yılda ekstra performans oldu.


 Konumuza geri dönersek borç almak en basit ifadesiyle gelecekteki refahtan ödünç almaktır. Borç alınan para insanların gelecekteki refahına katkı sağlayacaksa yükümlü için olumludur yani kira ödeyen bir insan makul bir borçla ev sahibi olursa bir yükümlülük altına girer ama ileride bir giderinden de kalıcı olarak kurtulur bu borcun yükümlüye bir zararından söz edemeyiz aynı şekilde günümüzde de artan krediler yatırımlara yansıyor olsaydı bunu olumsuz bir gelişme olarak yorumlamazdık ama bütün dünyada kredi hacimleri akıl almaz şekilde artarken yatırımlarda belirgin bir iyileşmeden söz edemiyoruz bunun anlamı şu an insanlar gelecekteki refahlarını şimdiden harcıyor. Covid-19 öncesi bile dünyada kredi sebebiyle insanların artan yükümlülükleri ile bunun sonucu olarak ortaya çıkan ekonomik büyüme kıyaslanınca bir kısır döngünün varlığı net olarak görülüyordu. Şu an pandemi sebebiyle gelirlerde kayıp çok daha derin iken yükümlülüklerde artış çok daha güçlü. Üstelik bütün dünyada görülen kalitesiz kredi büyümesi kendi içinde sorunları daha da derinleştiren bir paradoks.

 Dünya ekonomisinde son kırk senesini sorunları daha da derinleştirme pahasına sorunları ötelemek olarak yorumlayabiliriz. Çok uzun zamandan beri dünya ekonomisinde büyüme ile krediler arasında güçlü bir bağ mevcut ve yıllardır bu kredilerin ekonomiler üzerindeki yükü arttıkça ekonomi yönetimleri finansman şartlarını iyileştirerek sorunları ertelediler yani insanlar borçlarını ödeyemedikçe daha uygun şartlarda finansmanla borcun borçla ödenmesi sağlandı ama bu yöntem ile alınabilecek bir yol kalmadı.(açıklaması burada) Dünya ekonomileri artık daha az borçla daha fazla üretmek zorunda yani ekonomiler daha verimli hale gelmelidir fakat uygun finansman şartları aynı zamanda ekonomik verimliliği zehirleyen bir faktör.

İfade ettiğim gibi dünyadaki borç yükünün önemli bir sorun olmasının en önemli sebeplerinden biri borç yükünü artıran sebepler ile dünya ekonomisinin üretkenliğini, verimliliğini düşüren faktörün aynı olmasıdır. Bütün dünyada faizlerin uzun yıllardır düşük seviyelerde olması zombi olarak adlandırdığımız borcunun faizini bile ödemekte zorlanan şirketlerin hızla artmasına sebep oluyor. Zombi şirketler, sürekli olarak ödemelerini aksatırlar, gerçekleştirmezler bu da paranın piyasada dolaşımını dolaylı olarak ekonomik aktiviteyi zayıflatır. Bu şirketlere para kaptıran birçok şirket sağlıklı durumda iken gelir akışlarındaki bozulma ile kendi borçlarını ödeyemez duruma gelirler zaten zombi lakabının temelinde de bu vardır. Düşük faizler ekonominin doğal dengesi içinde yenilenmeyi tıkar yani bazı işlerin zamanlar ortadan kalması gerekir nasıl ki 15 sene önce her sokakta 2-3 internet kafe bulunmaktaydı ve günümüzde bunlar neredeyse yok seviyeye indi; bu netlikte olmayan birçok iş kolunun da zamanla daha verimli işler ile değişmesi gerekir ama düşük faizler bunu engeller. Bu durum da ekonominin verimini düşürür ki yazının başında bahsettiğim borç yükünün ekonomiler üzerinde giderek daha büyük bir sorun olmasının kökeninde de ekonomik verimliliğin zayıflığı sebebiyle borca paralel ekonomik büyüklüğün artmaması vardır. Basit örnek verdim ama bu konuda birkaç ayrı yazı bile yazılabilir.

 Sürekli kredi almayı teşvik etme ortamı normalleşmeyi de imkansız hale getiriyor. Yazının başında ABD'de bütçe açığının görülmedik şekilde artmasından bahsettim. Normalde bütçe açığında marjinal artışların faizleri yükseltmesi beklenir (Paraya olan talebin artması) ama mevcut koşullarda bunun olmaması için de her şey yapılıyor ve yapılacak; sonu gelmeyen teşvikler normalleşmeyi de imkansız kılıyor. 



Dünyada umarsızca boş dağıtıldıkça normalleşme de imkansızlaşıyor. 2017 sonrası dünya ekonominin yeni hikayesi normalleşme olmuştu ama hedeflerin çok uzağında bir sıkılaşma ( Aslında bir sıkılaşma bile yok sadece gevşeme durdu.) bile devasa borç yükü sebebiyle 2019'da kriz senaryolarını beraberinde getirdi. Yukarıda verdiğim linkte açıklamıştım, trend böyle giderse bir sonraki kriz hiçbir maliyeti olmayan (Sıfır civarında faiz) borcun ekonomiler üzerindeki yükü sebebiyle ortaya çıkacak ! Üstelik hikaye geniş kitlelere ısrarla eksik anlatılıyor; dünyada sürekli olarak getiriye muhtaç iş kolları var ( Emeklilik fonları, Sigorta şirketleri vs.) örneğin 2018'de yanlış hatırlamıyorsam Moody's ABD'deki emeklilik fonlarının 2021 civarında ( ABD'de faizler %3,5'lere yükselince !) sürekli zarar etmeyi sonlardıracağını ifade etmişti. (Yanlış hatırlıyor olabilirim ama ayrıntı önemli değil.) Bundan 10-15 sene sonra bile ABD'de faizler %3,5'lere yükselecek mi? Bu emeklilik fonları sürekli olarak para kaybederek onlarca yıl sonraki emeklilere bugün emeklilere sağlanan refahı sağlamayacak; sıradan insanlar bugün aldıklar borcun ileride rahat hayat planı kurdukları dönemden ödünç alındığını bildiklerini hiç sanmıyorum.


 Şirketler ekonominin bir tarafı diğer tarafında ise tüketiciler var. Daha önce başka paylaşımlarda da ifade etmiştim, kredi imkanlarını gevşetme artık tüketicileri daha da tüketmeye teşvik edemiyor. Daha önce başka yazılarda değinmiştim, tekrarlayayım. Covid-19 krizi başında FED'ten sınırsız para basabilirim gibi manşette çok önemli olabilecek bir açıklama yapmıştı ama piyasalar bu açıklamayı ciddiye bile almamıştı çünkü günümüzde bankalara para yığarak insanları tüketime ikna etmek mümkün değil, Coronavirüs krizi öncesinde bile ABD'de bankalarda gereğinden trilyonlarca dolar fazla para olmasına rağmen para kıtlığı ortaya çıkmıştı yani artık ne bankaya para koyarak insanlar borca teşvik edilebiliyor ne de borç isteyen bankalar kredi vermeye meyilli ! Dikkat ederseniz krizde iyileşme hibelerle, FED'in bankaları aşarak doğrudan piyasa müdahaleleri ile gerçekleşti.(Helikopter para) Üstelik dünyada gördüğümüz birçok tuhaflığın temelinde enflasyonun uzun yıllardır ortadan kalkmış olması yatmaktadır ve hibe temelli yaklaşımlar bu sorunu geri getirebilir. FED'in faizleri küresel faiz ortamı hakkında fikir verir ve FED'in faizleri %2-3'e ulaşınca bile dünya ekonomisi faiz yüküne dayanamadı; ABD'de enflasyon normalleşirse (%3-5) bunu dengelemek çok zorlu olur.

 Toparlamak gerekirse merkez bankalarının son on yılda gerçekleştirdiği faaliyetlerin hiçbiri kendi sorumluluk alanındaki faaliyetler değildi ve merkez bankalarının kendi sorumluluk alanında olmayan problemleri ''Para politikası'' ile çözmeye çalışması sadece sorunları daha da karmaşık hale getiriyor. Para politikaları ile yapılabilecek ço bir şey kalmadı, dünyada artık ekonomik sorunlara asıl sorumlular müdahale etmek zorundadır. Daha basitçe ifade etmek gerekirse ekonomilerin merkez bankası teşvikleri ile gidecek pek yolu kalmadı, yapısal sorunlara çözüm aramak gerekir. 

  Bunlar neler olabilir diye sorarsanız dünya ekonomisinde sürekli olarak azalan verimliliğin ve zayıflayan büyümenin en önemli sebebi demografik sorunlardır. Günümüzde aşağı yukarı aynı sorunlar ile karşılaşan ülkelerin ekonomik farklılıklarını açıklayabileceğimiz en makul farklılık demografi olabiliyor. Gelişmiş ülkelerde nüfusun yaşlanması geri döndürülemeyecek seviyede ve bunu ithal genç nüfusla çözmek zorundalar. Bir gencin ihtiyaçları ile orta veya ileri yaşta insanların harcaması kesinlikle aynı seviyede olmaz ve nüfus yaşlandıkça ekonominin ivme kaybetmesi kaçınılmazdır.

  Göçmenler gibi siyasetçilerin beceriksizliği, konforu için günah keçisi ilan edilen bir diğer nokta ise dış ülkelerdir. ABD'de net olarak gördüğümüz gibi ekonomi yönetimleri başarısızlıklarını, bundan yararlanan ülkelerin suçu olarak göstermekte çok maharetli fakat suistimaller engellenmesi önemli bir gereklilik olmakla beraber suistimaller sebebiyle küreselleşmeden geri adım atmak dünya için daha yararlı olmayacaktır aksine dünya ekonomisini daha da verimsiz hale getirecektir. Dünya ekonomisindeki sorunları çözmek için para politikası aracılığıyla şapkadan tavşan çıkarmaktan daha yararlı birkaç örnek verdim ve bu örnekler artabilir fakat sorunları daha da büyütme pahasına öteleme mantığı Covid-19 krizi sonrası da dünyaya hakim olursa 1929 krizi gibi sistematik yıkımları beraberinde getiren bir krizle karşılaşma ihtimalimiz ciddi şekilde artar.

Ekleme: 1929 Krizi






Twitter adresim Yusuf Yüksel

2 yorum:

  1. “ABD'de net olarak gördüğümüz gibi ekonomi yönetimleri başarısızlıklarını, bundan yararlanan ülkelerin suçu olarak göstermekte çok maharetli fakat suistimaller engellenmesi önemli bir gereklilik olmakla beraber suistimaller sebebiyle küreselleşmeden geri adım atmak dünya için daha yararlı olmayacaktır”
    Harika yazmışsınız.
    Eksi reel faiz ikliminde emeklilik fonlarının eriyerek gelecekten çalınması da aklı olanı iliklerine kadar titretecek bir gerçek.
    Derya içinde deryadan bihaber balıklar olmamak için çok değerli yazılarınızı severek takip ediyoruz hocam.

    YanıtlayınSil