30 Eylül 2020 Çarşamba

İran Abd gerginliği

 ABD seçimlerine 30-35 gün kala bir seçim klişesi olarak ABD-İran gerginliği yükseliyor.  2018 Senato seçimlerine yakın dönemde İran yaptırımlarını açıklayan ABD/Trump 3 Kasım seçimleri öncesi İran'a yönelik BM yaptırımlarını yeniden uygulamaya koymak için çaba göstermeye başladı.


  ABD halkının en nefret ettiği ülkelerin başında İran gelmektedir. İran Devrimi sonrası yakalaşık 1,5 yıl süren rehine krizi Amerika'nın karizmasına büyük zarar vermişti ve o günden beri İran'a karşı gerçekleşen her türlü olumsuz eylemin özellikle milliyetçi Amerikalılarda karşılığı oluyor; son iki seçimde de Trump'ın bu damardan yararlanma isteğine şahit oluyoruz.


Hatırlatma: İran Devrimi sonrası yeni yönetim Amerika'da tedavi gören devrik şahı Amerika'dan talep etmişti fakat karşılık alamamıştı daha sonra İran'da öğrenci olup olmadıkları tartışılabilecek bir grup İran'daki ABD elçiliğini basıp onlarca Amerikalıyı bir buçuk yıla yakın rehin almıştı; başarısız kurtarma operasyonu ve benzeri girişimler sebebiyle Amerika'nın karizması ciddi yara alırken Amerikan halkında da günümüze kadar taşınan İran nefreti ortaya çıkmıştı.


  Birleşmiş Milletler, İran'ın nükleer programı sebebiyle İran'a 2006 yılından başlamak üzere bir dizi yaptırım uygulamıştı ve 2015'te İran ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi+ Almanya arasında yapılan anlaşma ile İran'ın nükleer programını sonlandırması koşuluyla yaptırımlar 2016 itibariyle aşama aşama kaldırılmıştı fakat anlaşmayı yapan Obama sonrası göreve gelen Trump diğer bütün katılımcıların itirazına rağmen İran'a yaptırımları yeniden uygulamaya başlamıştı hatta bütün dünyada İran yaptırımlarına katılmayan ülke, kişi, şirketleri de tehdit etmişti ki 2015'te İran ile anlaşma yapan diğer ülkelerin şirketleri dahil kendi ülkelerinin güvencelerine rağmen ABD tehditleri sebebiyle yaptırımlara katılmıştı/katılıyor.


 ABD/Trump İran ile yapılan anlaşmayı sona erdirince İran da taahhütlerini yerine getirmeyeceğini açıklamıştı, ABD şimdi de İran'ın anlaşma şartlarına uymaması sebebiyle İran'a yeniden BM yaptırımları uygulanması için bastırıyor. Geçenlerde BM güvenlik konseyine gelen İran'a yeni yaptırım tasarısı konseyde reddedilmişti. ABD'nin geri gelmesini istediği yaptırımlar arasında İran'a giden veya İran'dan gelen kargoların daha sıkı kontrolü, İran'ın bankacılık işlemlerinin daha yakından incelenmesi gibi kararlar da var ama en önemlisi ABD'nin çekildiği P5+Almanya ile İran arasındaki uzlaştığı süreçle önümüzdeki ay İran'a karşı devam eden 13 yıllık silah ambargosu sona erecek olması etkili oluyor.


 ABD tezlerine yakın olan Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkeler bile Trump ve Amerika'ya karşı çıkıyorlar çünkü Trump'ın tavrı bu ülkelerin güvenirliğini de tehdit ediyor.


ABD iran gerginliği



 Seçim öncesi Trump, İran'ı elinden geldiğince sıkıştırıyor iken İran tarafından gelen tepkilerin sönük kalması da İran anlaşma imkanı arıyor yorumlarını beraberinde getiriyor. Trump daha fazlasını istiyor olsa da İran yaptırımları zaten senelerdir İran'ı ciddi şekilde zorluyordu ve son 2018 yaptırımlar İran'ı boynundaki ipi daha da sıktı diyebiliriz üstelik ABD'nin uyguladığı yaptırımlarda uluslararası hukuk kaygısı taşımaması İran için ayrıca sıkıntılı bir durumu beraberinde getiriyor; son İran yaptırımlarının ne kadar hukuki olduğu tartılır ama bu tartışma zaten yıllarca büyük zarar görmüş İran ekonomisi için bir anlam ifade etmiyor yine ABD, İran'ın IMF gibi kuruluşlarla anlaşma yapmasını da engelliyor.



 Özetle ABD seçimleri öncesi ABD-İran gerginliği muhtemelen yeniden yükselecek. BM'nin İran'a silah Ambargosu 18 Ekim'de sona erecek.






Twitter: Yusuf Yüksel


29 Eylül 2020 Salı

Orta Gelir Tuzağı

 Orta gelir tuzağı; bir ülke ekonomisinin, temsil ettiği halkın orta gelir seviyesine ulaşması sonrası ilerleyememesine verilen isimdir. Dünya üzerindeki birçok ülke bu sorunu yaşamaktadır. Bir ülke nasıl kalkınır sorusuna verilen cevaplar teorik olarak son derece basittir fakat maden bulma, siyasi sebeplerle zenginliğe kavuşma (AB'e girme vs.) gibi doğal olmayan bir süreç sonrası zenginleşen ülkeleri ayırırsak realitede ise orta gelir tuzağından kurtulup gelişmiş ülke sayısı son yüzyılda bir elin parmaklarını geçmez.


 Ekonomilerin sorunlarını bahsederken bir çok olayı değerlendirmek analiz etmek zorunda kalırız ama en geniş çerçeveden bakınca aslında kalkınma olayı son derece basittir: Daha fazla değer üretme...


 Orta gelir tuzağı ne demektir


 Bir ürünü satarken etkili olan üç ana faktör vardır. Bunlar fiyat, kalite ve markadır. Ülkeleri de bir şirket gibi düşünürsek ülkenin ürettiği ürünlerde de yine bu üç faktör ön plana çıkar. Bir üründe kalite ve marka konusunda çıtayı yukarı çeken ülkeler fiyat konusunda çok daha geniş bir alana sahip olurlar fakat kaliteli veya katma değerli ürün üretemeyen ülkelerin ürünleri piyasada var olmak için doğal olarak fiyat rekabeti yapmak zorunda kalır.


 Ülkelerin üretim gerçekleştirirken amaçladıkları kazanım refahını artırmaktır fakat üretimi fiyat rekabetine dayanan ülkelerde ise refah ile pazar arasında bir paradoks oluşur yani ülkelerin refahı arttıkça üretim maliyeti de (İşçilik) aratacağı için bir noktadan sonra refah artışı, refah artışının kaynağı olan üretimi baltalamaya başlar; bu süreç Orta Gelir Tuzağı olarak adlandırılır yani bir ülkenin refahı artıkça rekabetçiliğini kaybetmesi bunun sonucu refahını kaybedip yeniden rekabetçi olması döngüsü olarak da isimlendirebiliriz.


Orta gelir Tuzağı
Türkiye'de kişi başı gelir ve Dünya bankası üst gelir grubu alt limiti


  Üstte gördüğünüz tabloda Dünya Bankası'na göre Türkiye'nin kişi başı geliri (Genelde IMF'in kişi başı gelir hesabı daha yaygın kullanılır.) ve Dünya Bankası'nın sınıflandırmasına göre Üst gelir grubu ülkeler alt limitini görüyorsunuz; tabloda da görüldüğü gibi Türkiye üst gelir grubu sınıfına yaklaştıktan sonra rekabetçilik sorunu yaşamaya başlamış.


 Dünyadaki ülkeleri de değerlendirirken rekabetçilik koşulları incelenmesi gereken bir dinamik olabilir örneğin Çin'in 20 yıllık efsane yükselişi birçok büyük beklentiyi de beraberinde getiriyor ama Çin'in bu süreçte kişi başı gelirindeki gelişim incelenince ise Çin hikayesi o kadar parlak kalmayı sürdürmüyor daha önemlisi Çin ilk defa orta gelir tuzağı ile sınanıyor ve bu sınavı verebilecek mi ciddi soru işareti yine Çin'in üst gelir grubuna yaklaşması ile ekonomisindeki sorunlar arması arasındaki ilişki de son derece dikkate değer.


orta gelir tuzağı



 Türkiye'de refah artacaksa katma değeri yüksek ürünlerle bu sağlanacaktır; benim bildiğime göre Türkiye'de şu an ihraç ürünlerinde yüksek teknoloji ürünlerinin payı %5'lere yaklaştı fakat Dünya Bankası verilerinde bu rakam halen 2018'deki %2. Yüksek gelirli ülkelerde bu rakam 2018'de %20 iken orta ve düşük gelirli ülkelerde %22 idi. Yüksek teknoloji ürünü ihraç etmek önemlidir ama günün sonunda sadece yüksek teknoloji ürünü satmanın da toplumlara refah sağlaması kesin değil; bir çok ülke yüksek teknoloji ürünlerine de yeterli katma değer katamamaktadır o yüzden ihraç ürünlerinin ne kadar değerli olduğu daha önemli bir kıstas olabilir.

  Türkiye'nin ihraç ürünlerinin kilo başı değeri  geçen sene 1.3-1.4 dolar civarındaydı bu rakam refaha ulaşmış ülkelerde çok çok daha yüksek. (Japonya ~4 dolar, Almanya ~3,7 dolar, ABD'de ~2,5 dolar/ 2019 rakamları) 


 Daha çok katma değer nasıl üretilir sorusunun cevabı da en başta daha kabiliyetli, daha fazla katma değer üretebilecek insanlar yetiştirmektir yani kalkınmanın temeli eğitimdir. Şunu da eklemek gerekir sadece eğitim kalitesini yükseltmek de kalkınma için yeterli olamamaktadır, yetiştirilen yetenekli insanlara uygun ortam veya refah sağlanmazsa günümüzde Hindistan'da olduğu gibi eğitime yapılan yatırım insanlığa hibeye dönüşebilir. Basitçe ifade etmek gerekirse bazen şu soru sorulur; Türkiye'de neden bir J. Bezos veya M. Zuckerberg çıkmasın.... Türkiye'den bu kabiliyette hatta daha fazlası tabii ki çıkar ama günün sonunda Türkiye'nin refah artışı da makul bir seviyeye gelmezse Facebook, İnstagram gibi bir ürün aynı çıkışı Türkiye'de yapamaz örnekten yola çıkmaz gerekirse Facebook alanındaki en yenilikçi ve ilk örnek değildi ama ABD gibi devasa bir reklam piyasası olan bir ülkede ön plana çıkıp dünyaya yayıldı; Zuckenberg Türkiye'de doğsaydı ABD'deki Zuckenberg'e karşı 100-0 yenik başlardı veya şu an Google'daki bütün yazılımcılardan çok daha kaliteli binlerce yazılımcımız olsun bu insanların Türkiye'de istihdam edilebileceği kaç şirket var? Bu yazılımcılar Google'ı Türkiye'de kurmaları için yine üstte bahsettiğim pazar dezavantajı ön plana çıkar ki bu dezavantajı kullanacak birilerinin ortaya çıkmaması sürpriz olur. Kalkınma planlı olmazsa Hindistan'da olduğu gibi çok kaliteli bireylerin yetiştirilir ama bu insanların ülkede istihdam edileceği alan olmaz veya bu alanlar bu insanlar getiri beklentisini karşılayamaz.

 Türkiye'nin sürdürülebilir refah hedeflemesi, gelişmiş ülkeler sınıfına çıkmayı hedeflemesi buna yönelik planlama yapması tabii ki gerekli olan bir şey fakat şunu da eklemek gerekiyor. Günümüzde üst gelir grubu ülkelerin alt limiti Dünya Bankası tanımlaması ile 13.000 dolar civarındayken Türkiye'de kişi başı gelir 9.000 dolar civarında yani Türkiye'nin bu yazıda ifade ettiğim gibi sürdürülebilirliği tartışmalı ve insanlara katabileceği refahın limitleri olan rekabetçi ürünlerle de daha kısa vadede alabileceği büyük bir mesafe var ama bu başka bir yazının konusu olacak.


Orta gelirli ülkeler arasındaki rekabet kızışabilir


  Dünya ekonomisi ile ilgili belki de son yıllardaki en olumlu gelişmelerden biri 2018'in sonlarında 2019'un başlarında orta gelirli insanların ilk defa sayı olarak yetersiz gelire sahip olan insanları geçmiş olması oldu daha önemlisi ise 2030'da dünya nüfusunun neredeyse %65'inin orta gelirli olması bekleniyor. Bunun anlamı şu an ekonomik olarak zayıf olan birçok ülke pazarının yakın gelecekte daha fazla anlam ifade edeceğidir, diğer taraftan dünyada bizim gibi ekonomilerin artması yatırım çekme, pazarlarda rekabeti de kızıştırabilecek bir gelişme olabilir.


orta gelir tuzağı




 Üstteki grafiği 2019'un başında hazırlamıştım geçen zamanda(Kriz) bir değişiklik olmuşsa bile ben tespit edemedim fakat fikir vermesi açısından şu an (En son veride) dünyada yaklaşık 3,4 milyar insan orta gelirli ve 2030'a kadar bu rakamın 5,3 milyara yükselmesi bekleniyor fakat aynı süreçte 200 milyon olan yüksek gelirli insan sayısının sadece 100 milyon artması bekleniyor. Orta gelir tuzağı aşmanın ne kadar zor olduğunu bu şekilde ifade edeyim.


Ekleme: Fiyatta rekabetçilik nasıl kazanılır/kazanılıyor: Ölçek ekonomisi






Twitter: Yusuf Yüksel 

Yeni Ekonomi Programı 2021

 Yeni ekonomi programı 2021-2023 açıklandı. Açıklanan programda eski Orta Vadeli Programlara dönüş diyebileceğimiz bir konsepten de söz edebilirim. Son yıllarda OVP'ler yakın vade hedefleri dışında çok fazla konu yer alıyordu. Yeni Ekonomi programı 2021-2023 en azından benim gözlemimde böyle olmadı. 


Yeni Ekonomi Programı 2021-2023 Büyüme Hedefleri


 YEP 2021'de bu sene sonu %0,3 büyüme gelecek sene ise %5,8 büyüme hedefi dile getirilmiş. Bu rakamlar saygın kurumların beklentilerinden biraz daha iyi rakamlar diyebilirim, buna ek küresel pandemi ile ilgili olumlu beklentilerin gerçekleşmemesine dair alternatif olumsuz senaryoda ise 2020'de %1,5 daralma gelecek yıl ise %3,7'lik bir büyüme tahmin edilmiş. Daha ilerideki yıllarda ise %5'lik büyüme hedefleri belirlenmiş. Kısacası Yeni Ekonomi Programı 2021-2023'te Türkiye'nin ideal büyüme rakamlarına yakın hedefler belirlenmiş ve normal şartlar altında bu hedefler tutturulabilir ama faizler ve döviz kurunda normalleşme sağlanmazsa çok da normal şartlarda olmayacağız.


yeni ekonomi programı
Yeni Ekonomi Programı 2021 Büyüme hedefleri


Yeni ekonomi Programı 2021 Enflasyon hedefi

28 Eylül 2020 Pazartesi

Dolar neden düşmüyor

Giriş notu:  Daha önce yine bu başlıkta bir retorik haline gelen '' FED trilyonlarca dolar bastı dolar neden düşmüyor  veya ABD'de akıl almaz şekilde para basılıyor enflasyon neden uçuşa geçmiyor.'' gibi sorulara cevap vermeye çalışmıştım. Bahsettiğim soruların beslendiği hatalı bakış açısı finansal piyasalarda gerçekleşen birçok fiyatlamayı değerlendirirken hatalı çıkarımları beraberinde getiriyor.  İfade ettiğim hatadan birçok yazıda bahsettiğim ve alttaki makaleyi de sürekli olarak bu paylaşımlarda durumu izah etmek için referans link olarak kullandığım için kişisel fikrim beni sürekli olarak takip edenler alttaki makaleyi illa ki okumuşlardır bu sebeple de alttaki yazının sonuna yapacağım eklemeyi okuyana kolaylık olması açısından başa yaptım, daha sonra yazının altına taşıyacağım. Eğer daha önce bir alttaki makaleyi okumadıysanız bu yazının havada kalmaması için öncelikle alttaki makaleyi okumanız gerekiyor; Bu yaptığım ekleme FED'in bastığı trilyonlarca doların nerelerde takılı kaldığı ve istenen faydayı sağlamayan likiditenin olumsuz etkilerinin neden ortaya çıktığı ile alakalıdır yani neden enflasyon yok sorusuna çünkü para gerektiği şekilde piyasaya ulaşmıyor diye cevap veriyorum, peki kişi/şirket/kamunun borcu neden artıyor sorusu için ise tam yeterli izahat yok.


 FED para basıyor dolar neden düşmüyor


   Bir paranın değer kaybetmesi için enflasyona maruz kalması beklenir; enflasyon ortaya çıkması için de ya ekstra bir maliyet veya mallara olan talebin artması gerekir fakat bahsettiğim sebepler de bir birinden tamamen bağımsız değillerdir yani enflasyon ya talepten ya da maliyetten (Arzın likiditeye göre azalması) ortaya çıkar bu sebeple de FED'in bastığı paraların kağıt üzerinde enflasyon ortaya çıkarması gerekir fakat günümüzde bu olay gerçekleşmemektedir. Çok basitçe ifade etmek gerekirse hep verdiğimiz örnekte ekonomide 10 birim ürün 10 birim para olsun 1 ürün, 1 birim para maliyetinde olur, bu ekonomiye 10 birim para daha eklense (Merkez Bankası) ürün sınırlı olduğu için insanlar daha fazla ürün alamayacak ürünlerin değeri artacaktır fakat bu örnekte bahsettiğimiz merkez bankası 10 değil de 34232 birim para basıp bunu kasasında tutsa ürünlerin fiyatını ilgilendiren bir durum ortaya çıkmayacaktır veya merkez bankası bu parayı bankalara enjekte etse fakat bankalar bunu insanların kullanımına sunmazsa önemli bir etki ortaya çıkmayacaktır veya bu para bankadan çok sınırlı sayıda şirketin kasasına girse ve piyasa ile buluşmazsa durum değişmez.

Flash Crash nedir

  TL dün yeni bir flash crash ile 7.89'u gördü. Prensip olarak yazılarında yabancı terimleri kullanmamaya özen gösteriyorum fakat flash crash kavramının yaygın olarak kullanılan bir Türkçe karşılığı yok.


Flash Crash ne demek

 Flash crash, piyasalarda birden bire ortaya çıkıp kaybolan fiyatlamalara verilen isimdir. Flash Crash, 2010'da ABD borsalarında birden bire ortaya çıkan tuhaf fiyatlamayla literatüre girdi ve o günden beri dünyanın birçok yerinde benzer fiyatlamalar görülüyor. Son yıllarda finansal piyasalardaki işlemlerde algoritmaların etkisi günden güne artmaktadır hatta manuel işlemler çoğu piyasada toplam işlemlerin %20-30'una kadar gerilemiş durumda bu durum da bazı sorunlara sebebiyet verebilmektedir.

flash crash


 Algoritmalar sermaye sahiplerinin duygusal kararlar verip hata yapmasını engellemektedir fakat bahsettiğim bu algoritmaların hepsi aşağı yukarı aynı kıstaslara göre programlandığı için bazı zamanlar piyasalarda anlaşılmaz fiyatlamaları tetikleyebiliyorlar. Örneğin algoritmaları harekete geçiren en önemli kıstaslardan biri işlem hacimleri olmaktadır fakat algoritmalar harekete geçtikçe işlem hacimleri artmaktadır ve kendi kendini besleyen kısır döngüler sebebiyle satışı gerçekleştirenler dahil kimsenin sebebini bilmediği satışlar yaşanabilmektedir.


Türk Lirasında flash crash


 Yazının başında ifade ettiğim gibi dün Türk Lirasında flash crash yaşandı ve geçen haftayı 7.65 civarında kapatan dolar/TL kuru hızlıca %3'ten fazla değer kaybederek 7.9'un sınırından döndü. Türk Lirasında bu ilginç fiyatlama neden ortaya çıktı diye cevap vermek gerekirse;

25 Eylül 2020 Cuma

İkiz Açık nedir

  İkiz açık hipotezi bir ülkedeki cari açığın bütçe açığını, bütçe açığının ise cari açığı beslemesini açıklayan bir teoridir. İkiz Açık veya Üçüz Açık Teorisi, Türkiye'de bütçe açığının artmaya başladığı her dönem gündeme gelir. Çok basit şekilde ifade etmek gerekirse hipoteze göre ülkedeki özel kesim tasarrufları ile yatırımları farkına kamu gelir gideri arasındaki fark eklenirse çıkan değerin cari dengeye eşit olması gerektiği ifade edilir daha da basitçe bir ülkede iç ekonomik denge ne kadar açılırsa bunun finansmanı dış kaynaklı olacağı için dış ekonomik denge de o kadar açık verecektir. 


 Örneğin bir ülkede bütçe açığı arttıkça ülkede yeterli tasarruf yoksa  bunun finansmanında dış kaynakların payı artacaktır; kamu dış kaynak kullanmazsa bile ülkedeki tasarrufların önemli kısmını kullanacağı için özel sektör buna mecbur kalacaktır daha sonra ise cari açık sebebiyle iç denge bozulacak ve daha çok bütçe açığı ihtiyacı ortaya çıkacaktır ve bu döngüsel olarak devam edecektir. İkiz açık teorisi örneğin ABD ekonomi üzerinde test edilirse doğrulanabilmektedir.

 İkiz açık hipotezi bütçe dengemizin bozulduğu dönemlerde sık sık gündeme geliyor olsa da bu hipotezin Türkiye'de çalıştığını iddia etmez zor. Türkiye'de bir birini besleyen cari açık, bütçe açığı döngüsünden pek söz edemiyoruz hatta Türkiye örneğinde cari açık ile bütçe açığı arasında ters korelasyondan bahsetmek bile mümkün.


Türkiye'nin cari açık problemi


 Cari açık için Türkiye'nin kronik sorunu diyebiliriz. Saygın basın kuruluşları bile cari dengemiz açık vermediği dönemler ''Cari açık fazla verdi.'' manşeti ile haber geçebilmektedir. Küresel şartlar da son derece önemli olsa da bir ülkede cari açığın milli hasılaya oranı %3'leri aşması rahatsız edicidir; %5'ler ise sorun ifade eder diyebiliriz. Türkiye ekonomisi ideal veya idealin üzerinde büyüme gösterirken sürekli olarak cari açık vermektedir; rahatsız edici seviyede cari açık vermediğimiz dönemlerde ise bu defa büyüme performansı tatmin edici olmamaktadır.


ikiz açık nedir
2020 yılı için Temmuz ayı verisi kullanıldı


   2020 yılı Temmuz ayında cari açık yaklaşık 15 milyar dolar civarında ve cari açık milli hasılanın %2'sine denk geliyor. TCMB beklenti anketine göre sene sonuna kadar bu rakamı 22 milyar dolar civarına ve mili hasılanın %3'ten fazlasına yükselmesi bekleniyor.


ikiz açık nedir
2020 yılı için Temmuz verisi alındı

 2020 yılında cari açığın sorun oluşturmasının sebebi bu açığın finansman şartlarının bu sene daha zorlayıcı olmasıdır Cari dengemize önemli katkı veren Turizm 2020 yılında bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de büyük yara aldı; Türkiye'den çıkan sıcak para son yıllardaki en yüksek rakama ulaştı bu da miktarsal olarak daha az bir rakamı ifade ediyor olsa da cari açığın ekonomi üzerinde sorun yaşatmasına sebebiyet veriyor.


 Cari açık için ülkenin yıllık yeni borçlanması tabirini kullanabiliriz ve Türkiye ekonomisi üzerindeki dış borçluluk sorununun kaynağı bu açıktır. Cari açık, dış borçluluğun artmasına sebebiyet verirken dış borçlarda sürekli olarak ekonomi üzerinde kur baskısına sebebiyet vermektedir.


Türkiye'de Bütçe dengesi

BDDK Yabancılara Türk Lirası Likiditesini Kısıtlaması

 BDDK, 2018'in Ağustos ayı ile birlikte başlayan ve aşama aşama artan yabancılara TL kısıtlaması kararlarını yaklaşık iki sene sonra gevşetmeye başladı. Bugün alınan kararla BDDK bankaların yabancılara TL sağladığı swap, opsiyon ve benzeri  işlemlerinin limitini bankaların öz kaynaklarının %1'inden %10'una yükseltti. Bununla beraber uzun zaman önce alınan yabancıların TL'deki değerlenmeden kısa vadede nemalanmasını zorlaştıran (Karar aralık 2019'da alınıştı.) sınırlamalar da gevşetildi yani yabancılar kısa vadede de TL'nin değerlenmesine daha rahat oynayabilecekler.

 BDDK yeni kararıyla; 

  • Vadesi 7 güne kadar olan vadede TL satım işlemlerinin limiti (Swap opsiyon vs.) öz kaynakların %1'inden %2'sine,
  • Vadesi 30 güne kadar olan vadede TL satım işlemlerinin limiti (Swap opsiyon vs.) öz kaynakların %2'sinden %5'ine,
  • Vadesi 1 yıla kadar olan vadede TL satım işlemlerinin limiti (Swap opsiyon vs.) öz kaynakların %10'undan %20'sine,
yükseltildi. BDDK'nın yabancıların TL'deki değerlenmelerden neden kısa süreli yararlanmamasını istemediğini ve bunun muhtemel etkilerini şurada yazmıştım. Yazının sonuna eklediğim linkte yazmıştım yine BDDK'nın yabancıların TL borçlanmasını uzun süredir niye zorlaştırdığını ve bunun sonuçlarını alttaki makalede açıklamaya çalışmıştım.



BDDK neden yabancılar Türk Lirasına ulaşmasını engelliyor


 Türk Lirasının üzerinde yüksek dış borçluluk, zayıf döviz rezervi kaynaklı baskı mevcuttur fakat bu doğal baskının dışında geçmişte Türk Lirasının çok fazla değer kaybetmesinde spekülatörlerin de önemli katkısı vardı ve 2018 yazından başlamak üzere alınan önlemlerle bu faktör bazı olumsuz etkilere de yol açması pahasına zayıflatıldı.


 Bizim kur olarak takip ettiğimiz rakamlar aslında piyasadaki Türk Lirası-Döviz arz talep dengesini ifade eder ve Merkez Bankası'nın görevlerinden biri bu dengeyi yönetmektir. Piyasada dövize olan talep artınca doğal olarak Türk Lirası değer kaybeder ve piyasanın ihtiyaç duyduğu dövizi sağlayacak son merci Merkez Bankası'dır. Merkez Bankası bir taraftan piyasanın döviz talebini karşılar iken diğer yandan Merkez Bankası'nın döviz rezervindeki değişiklikler de kendi başına piyasadaki döviz talebini etkileyen önemli bir faktördür daha açık ifadeyle Merkez Bankası piyasanın döviz talebini karşılar iken rezervlerini ciddi şekilde zayıflatırsa bu durumun dövize talebi daha da artırması ve bir kısır döngü oluşturması beklenir yani Merkez Bankası  piyasanın döviz talebini karşılarken  döviz rezervini de çok fazla zayıflatmamalıdır.

24 Eylül 2020 Perşembe

Muhtemel Büyük İstanbul Depreminin Ekonomik Etkileri

 Elazığ'da yaşanan 6.8 büyüklüğündeki deprem bütün Türkiye'ye yeniden deprem acısı yaşattı ve doğal olarak yeniden muhtemel Büyük İstanbul depremi ve sonrası olabilecek senaryoları akla getirdi. İnsan hayatının söz konusu olduğu bir konuda ekonomiden bahsetmek biraz rahatsız edici ama sonuç olarak Muhtemel büyük İstanbul depreminin ekonomik etkilerinin de konuşulması şart. Depremler çok büyük belirsizlik içeren bir konu olduğu olduğu için doğal olarak ekonomik risk olarak değerlendirilmiyor ama bilim adamlarının çok uzak olmayan bir gelecekte büyük İstanbul depreminin kaçınılmaz olduğunu belirtmesi ve bu depremin Türk ekonomisi üzerinde oluşturabileceği orantısız riski düşününce aslında deprem Türkiye'nin hızla hazırlıklarını yapması gereken bir risk olarak ortaya çıkıyor.

 Üzerinden uzun zaman geçmiş olsa da 99 Depremi ve sebep olduğu ekonomik yıkımın hatıraları halen taze... 99 Depremi yaklaşık 20 bin vatandaşımızı aramızdan alırken kabaca 300 bin konutun ve 50 bin iş yerinin ağır hasar görmesine sebep olmuştu. 99 Depreminin maliyeti o günün parasıyla 10-15 milyar dolardı ki bu Türk ekonomisinin %4-6'sına denk gelmekteydi ! Gölcük depremi sonrası Türkiye ekonomisi bir türlü toparlanamadı ve bu deprem 2001 Krizinin de en temel sebepleri arasındadır.


olası istanbul depreminin ekonomik etkileri
Gölcük depremi maliyeti

 İstanbul Depremi neden çok ciddi risk



23 Eylül 2020 Çarşamba

Geç likidite penceresi ne demektir

 TCMB'nin ortalama fonlama maliyetindeki artış sebebiyle geç likidite penceresinin yeniden yoğun olarak kullanılmasına şahit olabiliriz. Merkez Bankası'nın şu anki politika faizi %8,25 ve TCMB'nin politika faizine müdahale etmeden sıkılaşmaya ihtiyaç duyduğu dönemlerde kullandığı gecelik borçlanma faizi %9,75 seviyesinde iken son günlerde yapılan geleneksel yöntemli repo ihalelerinde daha yüksek rakamlarla karşılaşıyoruz. Üstelik dün TCMB, gecelik faizle yaptığı fonlama limitlerini de yarıya düşürmüştü. (18.08.20) TCMB faiz artırmadan daha çok sıkılaşma ihtiyacı duyarsa ne yapar diye düşününce akla gelen yöntemler  geç likidite penceresi kanalıyla piyasayı fonlamak ya da daha uzun vadeli repo ihalelerinin kullanılması. Şu an  Geç likidite penceresi faiz oranı %11,25 ve geçenlerde (17 Ağustos 2020) gerçekleşen uzun vadeli repo ihalesinde çıkan ortalama faiz %11,25 olmuştu. 

Geç Likidite penceresi nedir


 Günümüzde sıradan bir fonlama kanalına dönüşme eğilimi gösteren geç likidite penceresi aslında geçmişte çok istisnai bir fonlama kanalıydı. Yanlış bilmiyorsam doksanlı yıllarda Merkez Bankası fonlama kanalları arasına giren yöntemin 2017 yılına kadar işlem adedi bir elin parmağını geçmez ve bankaların bu kanaldan fonlanması sıkıntılı bir durumun varlığına işaret ederdi. Ünlü Demirbank iflasında TCMB'nin bankayı bu kanaldan neden kurtarmadığı tartışılan bir konudur.

Dolar Endeksi(DXY) nedir

Dolar endeksi nedir



Dolar endeksi,  Bretton Woods anlaşmasının sona erdirilmesi/karşılıklı para basma sisteminin sona ermesi (Mart/1973) sonrası ülke para birimi kurlarının karşılaştırılmasına yardımcı olmak için hesaplanmaya başlamıştır.

 Dolar endeksi bize Abd'nin ticaret ortaklarının para birimlerinden oluşan bir sepete göre doların değerini ifade eder yani doların değerli veya değersiz olduğun kur ile değil de DXY ile takip ederiz. 


Dolar endeksi(DXY) nasıl hesaplanır


 Dolar endeksi, Abd'nin ticaret ortaklarının para biriminden oluşan bir sepetin nominal değeri ile doların nominal değerini karşılaştıran bir endekstir. Dolar endeksinde kıyaslama için kullanılan sepetin %57.6'sı euro, % 13,6'sı yen, %11.9'u paund, %9.1'i Kanada doları, %4,2'si İsveç kronu, %3.6'sı İsviçre frankından oluşur. Çin yuanının serbest piyasa koşulları altında fiyatlanması Çin yönetimi tarafından engellendiği için yuan dolar endeksi hesaplamasına eklenmemiştir. (Abd'nin en büyük ticaret ortağı olmasına rağmen)



dxy nedir
Dolar endeksi nedir

Dolar endeksi nasıl yorumlanır

22 Eylül 2020 Salı

Mississippi Balonu ve John Law

 Tarihteki en önemli manipülasyonlar biri olan Mississippi balonu dolaylı olarak sebep olduğu siyasi sonuçlar sebebiyle tarihin akışına yön vermiş bir olaydır. Mississippi balonunu anlamak için öncelikle John Law hakkında bilgi sahibi olmak gerekir.



John Law Kimdir


John Law tarihteki en ilginç ekonomistlerden biridir, kumar düşkünlüğü ile ünlüdür, Mississippi balonu sürecinde Fransa'nın finans bakanıydı. Fransa ve dünya ekonomisine birçok konuda katkı sağlamış olsa da adı Mississippi balonu ile özdeşleşmiştir.

 Zengin bir banker çocuğu olan John Law, çocukluğunda ekonomi eğitimi almıştı ve matematik konusunda çok başarılıydı. Babası vefat ettikten sonra kendisine büyük bir miras kalmıştı fakat John  Law bu serveti kumar düşkünlüğü sebebiyle kaybetti, genç yaşında bir kız için cinayete karıştı ve idam cezası ile cezalandırıldı ama cezası müebbet hapse çevrildi daha sonra ise annesinin desteğiyle hapishaneden kaçtı ve Holanda'ya yerleşip bir bankada çalışmaya başladı. İngiltere ve Hollanda tecrübesi sayesinde Law sistemini geliştirdi.

Margin Debt nedir

 Yazmak planladığım bir makale için link verebilecek bir kaynak bulamamam sebebiyle bu konuyu makalemden bağımsız yazmak istedim. Margin debt kavramı Amerika'da yaşanan ve dolaylı olarak bütün dünyada hissedilen bütün borsa krizlerinin teknik sebebidir. Örnek vermek gerekirse 1920'lerin sonunda Margin debt ile ilgili regülasyonların zayıflığı (kaldıraç oranı %90 vs.) sebebiyle The Dow'daki (Bugünkü Dow Jones) %25'lik düşüş bir günde yüz binlerce yatırımcı ve dört bin bankanın iflasına yol açtı, bu olay Büyük Buhran'ın teknik başlangıcıdır.

 Margin debt nedir sorusundan önce kaldıraç kavramını açıklamak gerekir. Amerika'da yatırımcılar hisse senetleri alırken aracı kurumlar yatırımcının hisselerini ipotek altına alarak portföyün %50'si(kaldıraç oranını regülasyonlar belirler.) kadar  kredi sunarlar. Daha basit ifadesiyle bir yatırımcı 100 birim ana para ile hisse senedi alırken isterse aracı kurum da hisse senedi almak için yatırımcıya 100 birim daha kredi açar. Hisselerin değeri artarsa dolaylı olarak ipoteğin de değeri artacağı için yatırımcının kredi kapasitesi artar, hisselerin değeri düşünce ise bir noktadan sonra yatırımcı yatırımı üzerindeki tasarrufunu sürdürebilmek için teminat çağrısı ile karşılaşabilir.(Margin Call) Bu şekildeki borçlanmaya margin debt (Marj borcu) denir.

 Margin debt ile borçlanma yatırımcıya çok daha hızlı ve fazla kar edebilme imkanı sunar. Örneğin sıradan bir hisse yatırımında,  yatırım yapılan ürünün %10 prim yapması yatırımcıya %10 kar sağlar iken margin debt limitinin tamamını kullanan bir yatırımcının yatırım yaptığı bir hisse %10 civarı prim yaparken yatırımcının karı %30'lara yaklaşır.( Hisse prim yaptıkça yatırımcının kredi limiti de artacağı için %20 değil.) Bu işlemlerde bir de alınan kredinin faiz maliyeti vardır ama günümüzde Amerika'da faizler çok düşük olduğu için hesaba katmadım.

17 Eylül 2020 Perşembe

Snowflake Hisseleri

  Snowflake hisseleri halka arz edildikten sonra dün ilk defa borsada işlem gördü ve inanılmaz fiyatlamalara şahitlik ettik. Dünkü fiyatlamalara şahit olan herkes bu şirketin ekstra numarası ne? Ben ne kaçırıyorum diye merak etmiştir diye düşünüyorum ama bu düşünce ile buraya ulaştıysanız sizde sorun yok çünkü gerçekten de Snowflake şirketinin en azından internet ortamında paylaşılmış ekstra bir hikayesi yok.


 Şirket hakkında bildiklerimiz cloud tabanlı veri depolama şirketi olması ve şirket hızla büyüyor. Genelde teknoloji hisselerine pek fazla yatırım yapma eğilimi olmayan Warren Buffett bu şirketin halka arzını katılmış ki bu katılım şirketin halka arzına olan talebi arttırdı. Bu halka arzdan sonraki ilk işlem gününde Warren Buffett'ın şirketinin elindeki Snowflake hisseleri 800 milyon dolar prim yaptı. Snowflake daha işleme açılmadan zaten bir tuhaflık olacağının işaretlerini vermeye başlamıştı. 70-80 dolardan halka arz edilmesi beklenen şirket gelen yoğun talep sebebiyle halka arz fiyatını 120 dolara yükseltmişti dün ise Snowflake hisseleri 240 dolardan işleme açılıp 253 doları test etti. Hisseler işlem görmeye başlaması ile şirket bir ara +80 milyar dolar civarında değere yükseldi ve günü 70 milyar dolar civarında piyasa değeriyle kapattı. Bugün ise şirket 60 milyar dolar civarında bir değere sahip.


Snowflake hisseleri neden büyük sükse yaptı


 Snowflake şirketi hızla büyüyen bir profil çiziyor. Geçen sene 265 milyon dolar ciro yapan şirket bu sene 400 milyon dolar ciro bekliyor. Şirket geçen sene 400 milyon dolar ciroyla beraber 348 milyon dolar da zarar yazmış.

Snowflake şirketi
Snowflake'in cirosu


16 Eylül 2020 Çarşamba

Endonezya Hükumeti Robicon'un üzerinde dans ediyor

 Roma İmparatorluğu döneminde bir komutan asker kimliği ve ordusu ile başkent Roma'ya giremezdi o yüzden Roma şehrinin sınırı olan Rubicon Nehri komutanlar için sınır kabul edilirdi. Rubicon'u geçen bir komutan kararından vazgeçse bile cezalandırılacağını bildiği için ''Rubicon'u geçmek'' yüzlerce yıldır bütün dünyada geri dönülmez bir yola girmek anlamına gelen bir deyim haline gelmiştir. Bugünlerde Endonezya yönetimi sürekli olarak merkez bankacılığı kurallarının sınırlarını aşıyor; piyasaların yeterli tepki vermemesinden mi rahatsız oluyor bilemiyorum ama tepki gelmeyince sınırlar daha da aşılıyor. 

 En başından başlarsak Endonezya Merkez Bankası küresel salgının etkileri görülmeye başlaması ile birlikte hükumetin aldığı bir kararla ''Birincil'' piyasadan hükumet tahvili almaya başladı. Merkez bankalarının devlet tahvili alması günümüzde sıradanlaşmış bir uygulamaya dönmüş olsa da birincil piyasadan tahvil almak ile ikincil piyasadan tahvil almak arasında dünya kadar fark var. Piyasaları yönlendirmek sorumluluğu olan merkez bankalarının birincil piyasadan işlem yapması hakemin sahaya girip maça müdahale etmesi gibi bir işlem. Büyük çerçeveden bakınca hakem bir takımın kaybetmesine karar vermişse zaten bunu yapar ama piyasalara doğrudan müdahale etmek ileride suistimallerin önünü açmaktır fakat koşullara bakınca geçtiğimiz Mart ayında anormal bir dönemdeydik ve birçok anormallik yaşanırken Endonezya Merkez Bankası'nın ilginç kararları çok göze batmadı.


 Konu dışı: 2008'den beri merkez bankalarının yaptığı birçok şey kanuni sınırlarını aşan şeyler ama hükumetlerin görev sahasında olan şeylere müdahale etmemesi sonucu son on iki yılda merkez bankaları bütün sorunların çözüm mekanizması gibi saçma bir konuma itildiler buna rağmen kanuni sınırlar kağıt üzerinde korunuyor. Örneğin Fed kredi verdi, tahvil aldı ve benzeri birçok işlemi basitçe açıklıyoruz fakat bunların çoğu kanunların izin verdiği sınırlara çekilmek için kurulan çeşitli mekanizmalar üzerinden gerçekleşiyor yani ''Yeni Normal'' haline gelmiş birçok tuhaflık kağıt üzerinde halen istisnai bir yöntem muamelesi görüyor.




 Geçen bahar mevsiminde FED ile yapılan 60 milyar dolarlık repo anlaşmasının piyasalara verdiği güvenle ilk şokun ardından Endonezya rupiahı yaza kadar güçlendi ama daha sonra Endonezya Merkez Bankası ve hükumeti yeniden sınırları zorlayan bir karara imza attı. Endonezya hükumetinin 40 milyar dolar büyüklüğündeki mali borç finansman programının 27 milyar dolarlık kısmı (~398 trilyon rupiah) Endonezya Merkez Bankası tarafından ''Yük paylaşımı'' planıyla üstlenildi. (Borcun parasallaştılması)

 Borç parasallaştırılması: Borcun parasallaştırılması hükumetin borçlarının merkez bankası tarafından basılan para ile ödenmesine verilen isimdir.

15 Eylül 2020 Salı

Softbank ve Masayoshi son

 Geçenlerde Softbank'ın tek başına ABD piyasalarında büyük dalgalanmalara sebep olduğuna dair bir yazı yazmıştım. Bu yazı da S&P 500, NASDAQ gibi dünyanın en büyük borsalarında ''Balina'' etkisi oluşturabilecek kapasitesi olan Softbank ve CEO'su Masayoshi Son hakkında.


Softbank nedir


 Softbank, Japonya'da bir telekomünikasyon firması olarak kurulmuş olsa da günümüzde bir holding haline gelmiştir. Forbes'e göre dünyanın en büyük 36. Japonya'nın ise Toyota'dan sonra en değerli şirketidir. Softbank'ın değeri şu an 110-120 milyar dolar civarındadır (12,25 trilyon yen) ve şirket teknoloji şirketlerine yaptığı yatırımlarla dikkat çekmektedir. 



Masayoshi Son


 Masayoshi Son, Softbank'ın kurucusu ve CEO'sudur. Son şirketi 24 yaşında kurdu ve şirketin başarısında çok büyük pay sahibidir. 2008 yılından beri reel/nominal getiriler bütün dünyada son derece düşük bu sebeple de büyük ya da küçük sermaye sahibi bütün yatırımcılar servetlerini korumak veya bir getiri sağlamak için daha riskli yatırımlar yapmaya daha meyillidir diyebiliriz. Bahsettiğim durum Japonya'da ise doksanlı yılların başından beri yaşanıyor bu sebeple de Japonlar yatırım eğilimi yüksek bir millet. Masayoshi Son ise japonların Warren Buffet'ı gibi bir sima; ülkedeki en popüler kişilerden biri (Twitter'dan 2,7 milyon insan takip ediyor.) ve yatırım kararları toplum tarafından önemli bulunuyor.


Masayoshi son
Masayoshi Son

14 Eylül 2020 Pazartesi

Borsaları balinalar mı sürüklüyor

 Geçenlerde Abd'de teknoloji hisselerinin yükseliş ve düşüşünde Softbank'ın katkısı hakkında bir yazı yazmıştım; bu yazı ise o yazının devamıdır.

  Öncelikle Ağustos ayının sonunda teknoloji hisselerindeki abartılı yükseliş ve arkasından gelen düşüşte Softbank'ın payı ile ilgili yazdığım şu yazıyı okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.(Softbank olayı) Yazıda da belirtmiştim Softbank çok kısa sürede 4 milyar dolar değerinde opsiyon alması piyasaların dengesini bozmuştu ama büyük resme bakınca piyasaların üzerinde opsiyonları etkisi uzun zamandır Softbank'ın etkisinden çok çok daha güçlü ve bunun kaynağı da geçmişte gördüğümüzün aksine küçük yatırımcılar !

 Üstteki linki okumadıysanız yine kısaca hatırlatayım; bir müşteri 1 adet hisse alırsa aracı kurum bunu ''Hedge'' etmek için gidip 1 adet hisse alabilir (Genelde alır) ve örneğin 1 adet opsiyon 5 dolar, hisse 500 dolarsa opsiyon sahibi opsiyon aldığı hissede kendi sermayesinin 500 katı para girişine sebebiyet verebilir. Hisse değer kazanırsa aracı kurumun bir zararı olmaz zaten aracı kurumun bu işlemde karı opsiyonun maliyetidir. Hisse değer kaybederse aracı kurum daha da fazla kar etmek için alan kazanır. Bir hisse opsiyonunda durum bu iken piyasada opsiyon olayı anormalleşir ise durum apayrı bir hal alır.

12 Eylül 2020 Cumartesi

Nikola Corporation hisseleri

Nikola hisselerinde büyük entrika


 Günümüzde yatırımcıların en fazla rağbet gösterdiği yatırım alanlarından biri emisyonsuz araçlar oluyor. Emisyonsuz/Elektrikli araçlar ile ilgili her türlü girişim birazcık umut vaat ederse yatırımcıların hücumuna uğruyor ama bu durum da suistimalleri ve fırsatları beraberinde getiriyor. Otomotiv sektörü şu an iki binlerin başındaki internet çılgınlığına ciddi şekilde benzemeye başladı. Günümüzde Amazon, Microsoft gibi hisselerin geldiği yerlere bakınca insan bu hisselere 20 yıl önce yatırım yapsaydım ne olurdu diye düşünmeden edemiyor fakat 20 yıl önce finansal piyasalar yüzlerce çöp sadece sonunda ''.com'' ibaresi olduğu için kapışılıyordu o yüzden emisyonsuz araçlarla ilgili projelerin hangisi hayal satıyor hangisi büyük fırsatlar sunuyor sorusu üzerinde fikir yürütmek gerekir. Nikola hisseleri bahsettiğim durumu izah etmek için geçen hafta bize çok güzel bir hikaye sundu.

 Geçtiğimiz hafta General Motors ile Nikola Corporation birlikte pick-up üretmek konusunda anlaşma yaptıklarını duyurdular. General Motors, bu anlaşmayla birlikte Nikola hisselerinin %11'ini alacağını duyurunca her iki şirketin hisseleri teknoloji hisselerinin sıra dayağı yediği bir haftada büyük kazançlar sağladı; haber ile Nikola hisselerinin günlük değer kazancı %40 olmuştu.



 Dün ise şirket hisseleri skandal iddiası ile %15 civarında değer kaybetti ve GM ile ortak üretim rüzgarıyla 35 dolar seviyesinden başlayan ralli 35 dolar seviyesinin de gerisine düştü.

Hindenburg Research, Nikola'nın Ceo'su Trevor Milton ve şirketi dolandırıcılıkla itham etti. Hindenburg iddiaları arasında şu türlü ithamlar var.

  • Nikola'nın yolda gittiğine dair videolar yayınladığı tır hareket etmiyor, yokuş aşağıya bırakılmış.
  • Nikola Corporation'ın çok iddialı olduğu hidrojen üretimi direktörü olarak inşaat sektöründeki kardeşini atamış. (Nikola rakiplerine göre %81 daha ucuz maliyetle Hidrojen üretebileceğini iddia ediyor.)
  • Nikola fabrikası iddia edildiği gibi güneş enerjisi ile elektrik üretimi yapmıyor, fabrikanın çatısında güneş panelleri yok.
  • Nikola Corporation'ın şimdiden 3,5 milyar dolarlık ön sipariş aldığı belirtilmiş ama bu siparişlerin neredeyse 1/3'ünü veren şirketin sadece 1,3 milyon dolar nakiti var.

11 Eylül 2020 Cuma

Borsa yorumları

  Dünya borsalarının göstergesi olarak kabul gören S&P 500 endeksi iki haftadır düşüş yaşıyor yine teknoloji hisselerinin göstergesi olarak kabul gören NASDAQ endeksi çok daha belirgin bir düşüş yaşıyor. Bu başlıktaki son yazımda yatırımcıların 2008 tecrübesinden dolayı uzun yıllardır muhtemel bir krize büyük bir fırsat olarak yaklaştıklarını ve 2020'de de bu bakışın piyasalardaki ana hikaye olduğunu yazmıştım fakat NASDAQ veya S&P 500'deki son yaşananlar daha özgün bir olayın sonucudur diyebiliriz.

 Ben olayı endeksler üzerinden anlatmaya çabalasam da aslında bahsettiğim endekslerin hem yükselişi hem de düşüşü çok sınırlı sayıda teknoloji devi kaynaklı oldu. Ağustos ayının sonlarında APPLE neredeyse her 1-2 günde bir 100 milyar dolar civarında değer kazandı yine yatırımcılar TESLA'nın değer kaybedeceğine (Short) dair aldıkları pozisyon kendisinin 7-8 katı APPLE'ın değer kaybedeceğine dair oynanan pozisyonların çok çok yukarısında iken şirket yaklaşık 15-20 günde %50 civarında prim yapabildi örnekler artırılabilir FAANG (Facebook, Google hisseleri, Apple, Netflix, Amazon) + Microsoft ve Tesla hisselerinde Ağustos ayının sonundan beri tuhaf şeyler oluyor ki endekslerde de bahsettiğim oynaklığın kaynağı bu hisseler... Bahsettiğim hisselerdeki hareket endekslere %3-5 etki etmiş olsa da hisselerdeki oynaklık çift haneleri gördü.


en iyi borsa yorumları


ABD borsalarında büyük spekülasyon


  Japonya merkezli Softbank şirketi Ağustos ayının sonundan beri Abd borsalarında saydığım 7 hissede ilginç işlemler gerçekleştiriyor. Softbank 21 Ağustos'tan başlamak üzere bahsettiğim hisselerde 4 milyar dolarlık 'Call opsiyonu'' satın almış ve bu işlemin takip eden işlemlerin de katkısıyla ABD borsalarında opsiyon hacimleri geçen yıllara göre üç kat artmış. Kurallara uygun bu işlem neden eleştiriliyor konusuna gelince;

10 Eylül 2020 Perşembe

2008 EKONOMİK KRİZİ

 Bu makaleyi uzun zaman önce yazmıştım ama eski yazıyı tekrar okuyunca hissettiğim eksiklikler sebebiyle yazıyı güncellemek istedim. 2008 ekonomik krizi dünya için çok önemli bir eşik; bugün bile yaşadığımız birçok sorun aslında 2008 kaynaklı ve bu kriz gerçek anlamda hiç bitmedi dersek hatalı olmaz. 2020 Krizi, çıtayı çok yukarıya taşımış olsa da yakın zamana kadar finansal kriz gözümüzde tarihin gördüğü en büyük krizlerden biriydi ve ancak Büyük Buhran ile kıyaslanabilirdi.

 2008 Krizi ile sadece ABD'de 10 trilyon dolar değerinde servet yok olmuştu ve 10 milyona yakın insan işini kaybetmişti; 2020 perspektifinde bu rakamlar çok büyük görülmüyor olsa da o dönem görülmemiş bir ekonomik yıkımdı.

2008 ekonomik Krizi neden yaşandı



 Bu yazı yazıldığında FED'in bilançosu 7 trilyon doları aşmıştı ve dünyadaki negatif getiri vaat eden tahvil stoku 16 trilyon dolar civarındaydı yani özetle dünya inanılmaz bir likidite bolluğunda bulunuyor. 2008 yılı da yine benzer bir likidite bolluğuna sebebiyet vermişti. 2008 öncesi FED'in bilançosu sadece 800 milyar dolar iken ilerleyen yıllarda krizin etkilerinden kaçınmak için bu rakam 4,5 trilyon dolara kadar çıkmıştı.

2008 ekonomik krizi


Not: FED dünya merkez bankalarının liderliğini yapar. dersek hatalı olmaz; bu sebeple FED'in bilançosu dünyadaki destek/teşvikler hakkında fikir verir.

 2008 ve 2020'deki akıl almaz likidite bolluğunu geçmişle kıyaslamak mümkün değil ama bu iki çok istisnai dönemi saymazsak 2000 sonrası da dünyada likidite bolluğunun görüldüğü bir dönem yani Büyük merkez bankaları neredeyse 20 yıldır daha ne yapabilir ki diye düşünen piyasalara şapkadan yeni tavşanlar çıkarıyor. O yüzden 2008 konjonktürünü anlayabilmek için son yıllardaki tuhaflıkları unutmak gerekiyor. 2008 öncesi dünyada ekonomiler sadece faiz kararlarıyla bile yönlendirilebiliyordu.

9 Eylül 2020 Çarşamba

FED'in ortalama enflasyon hedeflemesi kararı

 Ön not: Fed'in geçtiğimiz günlerde aldığı çok önemli ortalama enflasyon hedeflemesi kararının önemi ve etkileri ile ilgili daha önce başka başlıklara yazılar yazmıştım. Link verme konusunda bana yardımcı olması için makaleleri bu başlığa topladım.

(17.09.20)

Ortalama Enflasyon Hedeflemesi: Dağ fare mi doğurdu



  Türk lirasının yeniden baskı altında kaldığı bir gündeyiz. Bu yazı yazıldığında dolar/Türk Lirası 7.55 civarındaydı. Türk Lirası neden dolara karşı değer kaybediyor sorusuna cevap vermek gerekirse bizim sorunlarımıza ek şu an dolarda bir miktar güçlenmeye şahit oluyoruz. Dünkü FED'in olağan toplantısında açıklanan kararlar sonrası dolarda güçlenmeye şahit oluyoruz; bizim de içinde olduğumuz gelişmekte olan ülke para birimlerindeki değer kaybı ise dolardaki güçlenmeye kıyasla daha fazla.


 Daha önce FED Başkanı Powell'ın Jackson Hole sempozyumunda açıkladığı FED'in yeni ortalama enflasyon hedefi kararı hakkında birkaç yazı yazmıştım, okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.(FED neden ortalama enflasyon hedeflemesine geçtiDoların birkaç haftadır diğer para birimlerine karşı son birkaç yıldaki en zayıf seviyesine gerilemesinin en önemli sebeplerinden biri FED'in enflasyon ile mücadelede yeni yaklaşımı idi. Kısaca özetlemek gerekirse FED Başkanı Powell, Jackson Hole'de FED'in artık enflasyondaki artışlara çok daha ılımlı tepki vereceğini ifade etmişti fakat birçok önemli noktayı da muğlak bırakmıştı. FED'in enflasyona çok daha ılımlı, yavaş müdahale etmesi daha zayıf dolar (Enflasyon) ve daha az reel/nominal sabit getiri anlamı taşır. ( Tahvil faizleri) Hem doların zayıflaması hem de sabit getirilerin düşmesi borsalar, para birimleri, altın başta olmak üzere her türlü finansal varlığı pozitif etkileyebilecek bir gelişme ve bu gelişmenin işaretlerini de aslında gördük ama dünkü FOMC toplantısında bahsettiğim muğlak noktalarda bir netleşme olmadı.


 Örneğin FED'in ortalama enflasyon kavramında ima ettiği süre nedir sorusunun cevabı halen net değil yine FED Başkanı Powell ortalama enflasyonun %2'nin biraz üzerinde seyretmesine müdahale etmeyeceğini ifade etti ama bu ifadedeki biraz kavramı hakkında bilgi vermedi. İfade ettiğim gibi FED'in ortalama enflasyon hedefi kararı sebebiyle birçok varlıkta belirgin fiyatlama ve dolarda zayıflama gördük fakat bu karar öncesi yaklaşık bir sene önce alınan ortalama enflasyon hedefine benzer simetrik enflasyon hedefi kararı sebebiyle zaten 2023'e kadar FED'ten bir faiz artırımı beklenmiyordu; şu an bu konuda bir değişiklik yok yani FED'in aldığı kararın realitede neyi değiştirdiği sorusuna cevap bulmak zor. Gelişmeler açısından bakılacak olursa örneğin beklentilerin aksine enflasyon çok kısa sürede örneğin %3'e çıkarsa FED ne yapar sorusu realiteye bir farklılık getirir ama bu yönde sorulan sorulara da Powell'dan tatmin edici bir cevap gelmedi. Özetle FED'in çok önemli ortalama enflasyon hedefi kararı üzerindeki muğlaklıklar devam ediyor ve bu kararın piyasalar üzerine muhtemel etkileri hakkında yatırımcılar henüz bir fikir edinemedi.

Tesla Hisseleri

 Tesla hisseleri halka arz edildiği günden beri en büyük günlük  düşüşünü yaşadı. Hisseler dün %21,06 değer kaybetti ve şirketin piyasa değeri 82 milyar dolar azaldı. Ağustos ayının 11'inde 274 dolar olan (Bölünme sonrası düzenlenmiş haliyle) Tesla hisseleri bölünme etkisi ve şirketin S&P 500 endeksine ekleneceği beklentisiyle bölünmenin sonlanacağı 31 Ağustos günü 498 doları gördü.

 Hisse senetlerinde bölünmelerin hisseleri olumlu etkilemesi geçmişte de sık sık karşılaştığımız bir şeydi ama bir hissenin 20 günde %80'nin üstünde prim yapması çok ayrı bir şey. Beklentinin sona ermesi ve sürpriz bir şekilde S&P kotasyon ekibinin Tesla'yı S&P 500 endeksine almaması sebebiyle Ağustos başından beri Tesla hisseleri ciddi satışlara maruz kalıyor. Bu yazı yazıldığında şirketin aylık değer kaybı ( 5 iş günü) %34 civarındaydı. 


Tesla hisseleri neden satılıyor



 Tesla hisselerindeki büyük satışın sebeplerini saymak gerekirse;


  • Şu an sadece Tesla değil, uzun zamandır piyasadan pozitif ayrışan bütün teknoloji hisseleri ( Apple, Google hisseleri(A,B,C) Facebook vs.) ciddi satışlara maruz kalıyor ve en fazla prim yapanlardan Tesla satışlarda da hisselere liderlik ediyor.
  • Daha önce hisselerin yükselişinde Tesla hisselerinin değer kaybedeceğine iddia girenlerin önemli katkısını açıklamaya çalışmıştım. Konu hakkında alttaki videoyu izleyebilirsiniz.



 Fazla teknik bulduysanız videoyu bahsedilen durumu şurada basitçe anlatmaya çalışmıştım.(Short squeeze nedir)


8 Eylül 2020 Salı

Coronavirüs Aşısının Ekonomik Etkileri

 Geçtiğimiz haftalarda koronavirüs aşısı bulduğunu iddia eden Rusya, geçen hafta da bu aşının antikor ürettiğini ( aşının Covid-19 için bağışıklık sağladığını) açıkladı. Rusya'nın aşı bulundu açıklaması finansal piyasalarda kar realizasyonu gerekçesi olmuşken son açıklama ise yatırımcılar tarafından pek  önemsenmedi.( Haberlerin sıralaması ayrıca ilgi çekici.)

 Piyasaların coronavirüs aşısı haberlerine hassasiyeti yüksek, bundan da ekonomik, siyasi kazanım elde etmek isteyenler oluyor.  Hatırlatmak gerekirse geçenlerde Trump da aylardır kullanılıyor olan Covid-19 geçirmiş kişilerin kan plazmalarını aktif hastalara nakil yöntemini yeniden keşfetmişti bu Trump'ın konu üzerindeki ilk keşfi değil, daha önce de Trump salgının başından beri yaygın olarak kullanılan hidrosikolorokin  yeni bir buluş gibi basınla paylaşmıştı. Trump sonuçta vücuda dezenfektan enjekte ederek Covid-19'u yenmeyi teklif etmiş bir isim ( Saygın kurumlar ciddi ciddi lütfen dezenfektan/çamaşır suyu içmeyin diye uyarı yaptılar.) ama etkin konumdaki insanların konuyu kişisel kazanımlar için suistimal etmesi gerçekleşebilecek gerçek olumlu gelişmelerin inandırıcılığını zayıflatıyor.


Coronavirüs aşısı sonrası ekonomiler düzelecek mi

  Şu an dünyanın birçok yerinde koronavirüs aşısı geliştirme çabaları var ve yatırımcıların koronavirüs aşısına yüklediği anlam son derece yüksek ama bulunabilecek aşılar arasında dağlar kadar fark var.

 İşin sağlık ile ilgili kısmını yazmak benim haddime değil ve hatalı bir ifade kullanmam durumunda işin ehli bir düzeltirse çok mutlu olurum ama ekonomik açıdan bakınca bulunabilecek koronavirüs aşıları çok farklı etkinliğe sahip olabilir ve ekonomilerin geleceğini de hakkında fikir yürütebilmek için bulunacak coronavirüs aşısının etkinliği hakkında fikir sahibi olmamız gerekiyor ki en azından ekonomi basını bize işin bu kısmından söz etmiyor.

 Günümüzde kızamık veya su çiçeği gibi hastalıklar geniş çaplı salgınlara sebebiyet veremiyor  çünkü bu hastalıklar için %100'e yakın etkinliğe sahip aşılar var ve yine toplumun çok büyük kısmı bu aşıları olduğu için bahsettiğim aşıların bağışıklık sağlamadığı insanlara bu hastalıkların bulaştırılması veya bu insanların bu hastalıkları başkalarına bulaştırması çok mümkün olmuyor.

coronavirüs aşısı


7 Eylül 2020 Pazartesi

Philips Eğrisi nedir

 Bu yazı biraz bilgilendirme biraz da güncel önemli bir gelişme ile alakalı. Daha önce FED'in yeni ortalama enflasyon hedefi kararı ile ilgili birkaç yazı yazmıştım çok kısaca özetlemek gerekirse FED artık ABD'de enflasyona karşı çok daha ılımlı olacak ki bu ekonomiler için büyük bir haber. Bununla beraber Powell'ın ifadelerinde yer alan bir diğer önemli mesaj ise şuydu; FED bundan sonra iş piyasasının gevşek olmasını (İşsizlik yüksek) deflasyonist olarak yorumlayacak iken iş piyasasının sıkı olması ileride enflasyonist risk olarak değerlendirilmeyecek veya daha az değerlendirilecek. Bu sadece Powell'ın açıklamalarında yer bulan bir konu değil; geçenlerde FED yöneticilerinden Clarida da aynı mesajı içeren bir açıklama yaptı.

  Piyasalardaki fiyat hareketlerini etkileyen en önemli veriler nedir sorusuna cevap versek bence listenin ilk üç sırasına istihdam verisini koymayacak çok fazla ekonomist yoktur ama FED'in yeni yaklaşımı istihdam verilerinin piyasalar üzerindeki etkinliğini azaltacak çıkarımı yapabiliriz. 


Philips Eğrisi nedir


 Philips Eğrisi, istihdam piyasası ile enflasyon arasında bağı açıklamaya çalışan bir eğridir. Konu hakkındaki çalışmanın sahibi olan William Philips'ten ismini alır. İşin teknik kısmını pek yazmayacağım ama en basit şekilde ifade etmek gerekirse Philips eğrisine göre; bir ekonomide işsizlik azaldıkça insanların alım gücü artar> İnsanların alım gücü arttıkça tüketme talepleri artar>Tüketim talebi arttıkça üretim artar ve daha çok insan istihdam edilir> İşsizlik azaldıkça iş gücü piyasası sıkılaşır ve işverenler için çalışan bulma zorlaşır bu da insanların daha yüksek maaş talep edebilmesine yol açar.>Maaşlar arttığı için enflasyon artar.
philips eğrisi nedir
Philips eğrisi nedir

3 Eylül 2020 Perşembe

ABD Emlak balonu

 Öncelikle bu yazıya uygun bir başlık bulmakta zorladım. ABD emlak krizi başlığı bile bence abartılı olmaz ama öte yandan bir kriz var da bu neden dillendirilmiyor sorusunun cevabı ben de yok o yüzden ABD emlak balonu tabirini tercih ettim.



 Geçenlerde Bloomberg'te FED'in 2020 yılında aldığı gayrimenkul varlığa dayalı tahvillerin (Mortgage Backed bonds) 900 milyar dolar civarında olduğu haberleştirildi ve FED'in son aylardaki varlığa dayalı tahvil alımı (Türkçe kısaltması VDMK) aynı hızda devam ederse yıl sonuna kadar FED'in bilançosuna eklediği VDMK miktarı 2008'deki seviyeyi geçecek.



 Öncelikle VDMK nedir sorusuna çok basit ve kısa bir cevap vermek gerekirse A Bankası'nın 100 birim konut kredisi kullandırmak için sermayesi olsun ve bu kredileri kullandırarak riskiyle beraber 20 birim karı olsun. A Bankası, bütün kredi kapasitesin kullandırdıktan sonra halen kredi satma potansiyelinin varlığını bilirse sattığı kredileri menkul bir varlığa çevirip (VDMK) satar, artan sermaye ile daha fazla kredi verip daha fazla kar eder. Daha da basitleştirmek gerekirse örneğin üsteki örnekteki A Bankası %20 kar edeceği kredileri VDMK yapıp %15 karla satar; Artan sermayesi ile yeniden %20 karla konut kredisi verir. Bankalar VDMK ile kredileri ve kredi risklerini satabilir ya da tam tersi senaryoda konut sektöründe sorunlar yaşanıyor ve insanlar kredilerini ödemiyor olsun. Bankalar bilançolarını düzeltmek için ellerindeki kredileri paketleyip elden çıkarıp bilançolarını temizlemeyi tercih edebilirler. 

 2008 Krizinde ABD'de yukarıda basitçe ifade etmeye çalıştığım süreç çok ağır şekilde suistimal edilmiş olup VDMK'lardan üretilmiş olan türev bir ürün olan CDO'lar (VDMK'ların birleşiminden üretilmiş ayrı bir enstrüman) bankaların bilançolarında kalmıştı. Yine basit bir örnek vermek gerekirse A Bankası'nın bilançosunda 100 birim CDO vardı ve banka halen iflas etmemiş görünüyordu ama realitede A Bankası'nın bilançosundaki CDO'ların piyasa değeri 10-20 birime düşmüştü ve banka realitede iflas etmişti. Fed bu aşamada devreye grip çöp olmuş CDO'ları alarak bankaların iflasını engellemişti.(Şurada daha ayrıntılı olarak konuyu yazmıştım : Toksik varlık nedir)