23 Ekim 2020 Cuma

Merkez Bankası Net Döviz Rezervi Ekim 2020

Merkez Bankası Net Döviz Rezervi Ekim 2020


  Bir önceki hafta Merkez Bankası net döviz rezervi 17.1 milyar dolardı.(9 Ekim ) Bu hafta açıklanan son veriye göre Merkez Bankası Net Döviz Rezervi 18.4 milyar dolara yükselmiş.( 16 Ekim 2020 tarihi  itibariyle Merkez Bankası net döviz rezervi)


 Merkez Bankasının döviz rezervleri ile beraber swap stoku da artık sık sık sorulmaya başladı. İki verinin açıklanma tarihleri uyuşmuyor fakat fikir vermesi açısından Ağustos ayında merkez bankasının toplam swap yükümlülüğü 64,0 milyar dolardı. (
Merkez Bankası swap işlemleri ne anlama geliyor)



Merkez Bankası net döviz rezervi(Aylara Göre)




Merkez bankasının net döviz rezervlerinin değişimi ise şu şekilde olmuş;


22 Ekim 2020 Perşembe

Neye yatırım yapmalı

Ekonomik krizde neye yatırım yapılır


Giriş Notu: Bu yazıyı 2018'de ekonomik krizde neye yatırım yapılır , resesyondan neye yatırım yapılır gibi soruların sıklıkla sorulması üzerine 2008 özelinde geçmiş krizlerde yatırımcıların neye yatırım yaptığı, geçmişte kriz dönemlerinde piyasaları etkileyen dinamiklerin ne olduğu konuları hakkında yazmıştım. 2020'de krizin başlaması ile ekonomik krizde neye yatırım yapılır sorusu geçmişte kalan bir konudan çok güncel bir konuya dönüştü ve daha çok güncel olarak piyasalarda neler oluyor sorusuna cevap arayanların ulaştığı bir yazıya dönüştü. Ben de bu yazıda güncel olarak piyasada gerçekleşen gelişmeleri paylaşıyorum. 

Bu paylaşımda neler var:




  • TCMB'den sürpriz karar
  • Merkez Bankası'nın önemli faiz kararı
  • Avrupa'da kısıtlamalar yeniden başladı
  • Türk Lirası neden değer kaybediyor
  • Türk Lirasında değer kaybı ve ABD'deki destek paketi
  • Piyasalar için önemli destek paketi ve muhtemel aşı haberi

(23.10.20)

TCMB'den sürpriz karar

TCMB Para Politikası kurulu faiz kararını verdi. Bugün alınan kararda TCMB politika faizini piyasa beklentisinin aksine sabit tuttu; bir önceki PPK toplantısında piyasa TCMB'nin politika faizine müdahale etmeyip dolaylı kanallardan piyasaya müdahale etmesini bekliyordu ama TCMB beklentilerin aksine 200 baz puan faiz artırımı yapıp politika faizini o günlerde piyasayı fonladığı ağırlıklı ortalama fonlama maliyetine yükseltmişti. (Ağırlıklı ortalama fonlama faizinin ne olduğu ile ilgili daha önce yazı yazmıştım bu sebeple ayrıntıya girmeyeceğim: TCMB'nin ağırlıklı fonlama maliyeti ne demektir ) TCMB'nin bir önceki toplantıda politika faizini ağırlıklı ortalama fonlama maliyetine çekmesi bu toplantıda da benzer bir adım atacağı beklentisini doğurmuştu ve piyasada 200 baz puan civarında bir faiz artırımı beklentisi oluşmuştu, hatırlatmak gerekirse TCMB hali hazırda piyasayı kabaca %12,5 civarında bir maliyetle fonladığı için ( 21 Eylül TCMB ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti) politika faizinin 200 baz puan civarında artması piyasa realitesinde büyük değişikliklere yol açmayacaktı.


  Dünyada Covid-19 vakalarının yeniden tırmanışa geçmesi, Avrupa'da çok daha yüksek sesle yeniden kısıtlamaların konuşulmaya başlaması sebebiyle TCMB'nin  durumu yeniden kritik etmeyi düşünüyor olması bugün alınan karara bir sebep olarak gösterilebilirdi fakat TCMB politika faizini sabit tutarken aslında farklı bir kanaldan politika faizinin artırılmasından çok daha güçlü bir sıkılaşma mesajı da verdi ! TCMB, geç likidite penceresi faizini (Geç likidite penceresi ne demektir) %13,25'ten %14,75'e yükseltti, TCMB'nin politika faizini beklentiler doğrultusunda %12-12,5 civarlarına yükseltmesi piyasayı olduğundan çok daha sıkı hale getirmeyecekti fakat son zamanlarda TCMB'nin daha sık başvurduğu geleneksel yöntemli aylık repo ihalelerinde (Geleneksel yöntemli ihale ne demektir) fonlama maliyeti genelde TCMB'nin geç likidite penceresi faizi civarında oluyor/oluyordu (TCMB ihale tutarı ile bunu yönlendirebilir.) bu sebeple de geç likidite penceresi faizini artırılmasından TCMB'nin piyasa şartlarını daha da sıkılaştıracağı anlamı çıkarılabilir fakat politika faizi kararı ile geç likidite penceresi kararından ortak bir anlam çıkarmak zor.

20 Ekim 2020 Salı

Ekonomik krizler

  Bu yazıyı bu blogu ilk açtığım zamanlarda yazmıştım ve yazıyı yazığım günden beri de bu yazıyı sürekli olarak başka paylaşımlarda referans olarak kullanıyorum fakat yeni gelişmeler ve yazının güncelliğini fazlasıyla kaybetmesi sebebiyle yazıyı yeni baştan güncellemeye karar verdim.


Ekonomik Krizler


 Dünya ekonomisi zorlu bir dönem yaşıyor ve ekonomilerdeki sorunlar büyüyerek artıyor; büyük problemlerle birlikte sorunu çözme konumundaki sorumluların sorunları yok sayması ve çok daha büyük bedeller ödeme pahasına ötelemesi sebebiyle kapitalist sistemi de hiç azımsanmayacak sayıda insan sorguluyor ve kapitalizmin sonu mu geliyor sorusu geçmişe göre çok daha popüler... Bu yazı  dünyadaki sorunların nasıl kar topu gibi büyütüldüğü ile alakalı; Geçmişten günümüze ekonomik krizleri tek tek açıklamak son derece sıkıcı olur çünkü krizleri ateşleyen gerekçeler krizleri bir birinden farklı gösterse de büyük resimde olan şey sürekli olarak büyüyen bir problemle birlikte sorunu çözme konumundaki insanların ısrarla sorunları yok saymasıdır diyebiliriz. 

 Çok basitçe somutlaştırırsak kangren müdahalenin ötelenmesi durumunda çok daha büyük sorunlara sebebiyet verebilecek bir rahatsızlık ve bu rahatsızlığa maruz kalan insanın rahatsızlığı artmaması için önemli bir fedakarlık yapması gerekir ama insan doğası gereği gerekli olan tedavi kararı (Uzvun kesilmesi) hastaya bırakılmaz ki günümüzde merkez bankaların varlık sebebi de tam olarak budur; insanlar çoğu zaman çok daha büyük bedeller ödeme pahasına canlarını yakacak kararları almakta zorlanırlar. Merkez bankalarının varlık misyonu politikacıların veya toplumun ödemek istemediği ama ödenmesi gereken bedellere toplumun iyiliği için karar vermektir. Dünyada ne olmuştur diye sorulursa bundan 40 sene önce bir parmakta başlayan kangren ötelenmiş ve hastalık ele, kola derken bütün vücuda yayılmıştır. 

  Aslında dünyadaki ekonomik krizler için çok daha eski zamanlara da gidebilirdik ama seksenli yılları eşik kabul edebiliriz. Yetmişli yılların sonlarında Paul Volcker dünyadaki sorunları görmezden gelme eğiliminin çok uzağında biri olarak ekonomi ile ilgili dünyadaki en önemli mevkiye yükseldi, kendisi çok çok uzun yıllardır görmeye alışmış olduğumuzun aksine sorunları üzerine gitti, aldığı kararlarla dünya ekonomisinin birçok büyük sorununu çözdü ve ardından gelenlere büyük bir hata yapma lüksü bıraktı. Arkadan gelenler de sağ olsun gerekli olan bütün hataları yapıp kapitalizmin sınırlarını zorluyorlar ki en son sınıra çok da uzak olmayabiliriz.... Tabii ki çoktan aşmamışsak... Günümüze kadar taşınan sorunlarda Paul Volcker neden eşik kabul edilebilir sorusunu başka bir makaleye havale edip konuma geçiyorum. (Paul Volcker kimdir)


Not: Ekonomik krizleri ABD üzerinden açıklıyorum çünkü geçmişteki bütün ekonomik krizler ya ABD'de başlayıp dünyaya yayıldı ya da dünyada başlayıp ABD'e sıçrayınca küresel bir krize dönüştü. Yine geçmişteki bütün krizlerin çözümü için ilk adımı FED attı ve diğer merkez bankaları FED'i takip ederek sorunları çözdüler, ötelediler. 

 Ekonomik krizler neden çıkar ve merkez bankaları ekonomik krizlere nasıl müdahale eder soruları bir makaleye sığmayacak kadar uzun konular ama en basit şekilde ifade etmek gerekirse geçmişte yaşanan bütün ekonomik krizler her ne sebeple çıkmış olursa olsun arkadaki birçok önemli faktöre rağmen insanlar/kurumlar borçlarını ödeyemeyince kriz başlamıştır. Olayın diğer tarafına geçince ise merkez bankaları yapması gereken krizlerin sebeplerini tespit edip bu sorunları çözmeye çalışma veya çözecek kurumlara havale etme olmalıydı ama yine çok genellemeci bir bakış açısıyla gerçekleşen bu olmamıştır; merkez bankaları sınırın sonuna gelene kadar her krize finansal şartları daha da fazla gevşeterek müdahale etmiştir. Daha somut ifade etmek gerekirse borç sürekli olarak borçla çevrilmiş; sorunlar daha fazla büyütülerek ötelenmiştir. Rakamlarla ifade etmek gerekirse;


1990'da Saddam'ın Kuveyt işgali ABD'de resesyona sebebiyet verdi, resesyon Öncesi FED'in efektif faiz oranı %9,85'e kadar yükselmişti (Bir önceki dip sonrası en yüksek seviye.) kriz ve sonrasında ise bu oran %2.92'e kadar geriledi.

Bu dönemde borçlar ne durumda sorusuna cevap vermek gerekirse ABD'de kamu+hane hakı+ finansal kesim borcunun milli hasılaya oranı kriz öncesi %156,5'miş.

 Yani 1990 resesyonu öncesi ABD ekonomisi FED'in faizlerini %10'lara bile yaklaştırmasına bile izin verebilecek durumda iken ekonominin kendini toparlaması için FED'in faizleri efektif olarak %2,92'e kadar düşürmesi gerekmiş.

ekonomik krizlerin nedenleri
FED'in efektif faiz oranları


19 Ekim 2020 Pazartesi

CDS nedir

  CDS son zamanlarda piyasaları takip eden herkesin daha yakından takip etmeye başladığı bir veri oldu ve doğal olarak CDS hakkında hatalı bilgiler de artmaya başladı. CDS bir ülkeye dair risk algısını ifade eden en güncel verilerden biridir ve Türkiye'nin CDS primi emsali ülkelere göre son derece yüksektir fakat son zamanlarda Türkiye'nin CDS primi ile alakalı son derece tuhaf yorumlara şahitlik ediyoruz. Türkiye'nin CDS primi emsallerine göre son derece yüksektir ama Türkiye, dünyada CDS primi en yüksek ülke yada en yüksek birkaç ülkeden biri değildir. Buraya geri geleceğim ama öncelikle CDS nedir sorusu için hatırlatma yapmakta fayda var.


CDS nedir


 CDS (Credit Default Swap) Türkçe kredi temerrüt takası olarak çevrilen bir terim. CDS, bir yükümlünün yükümlülüğünü yerine getirememesi durumunda alacaklının hakkını tanzim etmek için var olan bir varlık türüdür yani daha basitçe ifade etmek gerekirse bir nevi sigorta sözleşmesidir. Örneğin bir tahvile yatırım yapan bir yatırımcı bu tahvilin temerrüte düşmesi hatta tamamen iflas etme riskini de almış olur; CDS, bu riski ortadan kaldıran bir varlık türüdür; CDS primi ise bu sigorta işleminin maliyetini ifade eder. Bu yazı yazıldığında Türkiye'nin CDS primi 520 puandı yani Türkiye'nin 5 yıllık tahvilini sigortalamak isteyen bir yatırımcı sigortaladığı meblağın %5.2 kadar bir prim ödeyerek alacağını sigortalayabilmektedir. Ekleme yapayım CDS primi vadelere göre değişir ama ülkelerin CDS priminden söz edilirken yaygın olarak 5 yıllık tahvillerin CDS primi kıyaslamalarda kullanılır.


CDS primi nasıl yorumlanır


 İfade ettiğim gibi CDS primi ülkeye dair risk algısını ifade eder.Risk algısı da her türlü varlık fiyatı üzerinde etkilidir. Risk primi arttıkça insanların varlıklardan beklendiği getiri artmaktadır yani örneğin Türkiye'nin risk primi artıyorsa insanlar tahvillerin veya borsanın daha fazla getiri sunmasını ister fakat tahvil faizlerinin artması çoğu zaman problemleri artıran bir dinamiktir ve CDS primini artırır. Fazlaca ayrıntıya girip yazıyı gereksiz uzatmak istemiyorum ama CDS primi arttıkça ülkede işlerin kötü gitmesi, ülkede işler kötü gittikçe CDS priminin artması ekonomilerde sık sık görülen bir durumdur. 


 Öte yandan son zamanlarda Türkiye'nin CDS primi ile Türk varlıkları arasında orantısal ilişki bekleyen yorumlar da görüyorum ki bu yanlıştır yani CDS'in belli bir seviyesinde Türk lirası veya borsanın seviyesini alıp CDS'teki değişime göre orantısal bir değişim beklemek hatalıdır. Ülkelerin cds puanlarında eğilim/trend genelde ülke varlıklarıyla etkileşim halindedir yani çoğu zaman CDS yükselirse borsalar düşer, yerel para birimi zayıflar ama bu orantısal olmaz. Öte yandan CDS de günün sonunda alınıp satılan bir varlıktır ve üst bir değerlendirmenin sonucu değil, piyasanın arz-talep dengesinin sonucudur bu sebeple ülke varlıkları ile ülkelerin cds puanları her zaman aynı yönlü hareket etmez.


Ülkelerin CDS puanları risk kıyaslamasında kullanılabilir mi

16 Ekim 2020 Cuma

Dijital para nedir

  Dijital paralar günümüzde en fazla dikkat çeken konulardan biridir diyebilirim. Son zamanlarda bütün merkez bankalarının yeni dijital paralarını tanıtmak/geliştirmek için sıraya girdiğini görüyoruz. Merkez Bankalarının bize yenilik olarak sunduğu dijital paralar ne kadar büyük yenilik ve merkez bankalarının veya daha büyük çerçevede ekonomi yönetimlerinin dijital paralara yaklaşımındaki akıl almaz saflık bunun gerçekten bir saflık mı olduğu sorusunu insanın aklına sokuyor. Merkez bankalarının dijital para projelerini pazarlarken ifade ettiği amaçlar ile gerçek amaç arasında inanılmaz büyük farklar olabileceğine inanıyorum.

 

 Öncelikle en baştan başlarsak dijital paralar son zamanlarda büyük bir yenilik olarak sunuluyor olsa da kredi kartları sayesinde elektronik/dijital paralar çok uzun yıllardan beri hayatımızın içinde, son yıllarda Bitcoin başta olmak üzere kripto paraların hayatımıza girmesi ile dijital paralara bakış çok ciddi şekilde değişikliğe uğradı fakat şunu da ifade edebilirim; merkez bankalarının dijital paraları ile kripto paralar aynı şeyler olduğu tartışılır ve bazı açılardan bir birlerine en uzak varlıklar bile diyebilirim.


Dijital paralar bize ne sunacak


 Ben kripto paraların ''Yeni dünya düzeni'' veya ''Yeni dünya para birimi'' olduklarına dair bir işaret görmüyorum; açıkçası Şant Manukyan gibi Türkiye'de hem ekonomiden hem de kripto paralardan çok iyi anlayan bir ekonomistin de dediği gibi: '' Kripto paradan anlayan insanlar ekonomiden pek anlamıyorlar, ekonomiden anlayan insanlar ise kripto paraları pek anlayamıyorlar.'' İşin ekonomi kısmına hakim olanlara kripto paraların devrim yapması pek makul gelmiyor çünkü kripto paralar bize 50 sene önce aşılmış hataları yenilik olarak sunuyor, insanlığın binlerce yıllık birikiminden yola çıkarak varlığına inandığımız bir paranın sahip olması gereklilikleri yok sayıyor ve yeni dünya para birimi gibi şeylerden bahsediyor. Ben buna biraz bile inanamıyorum. Bahsettiğim şeyi daha çok iktisadı yok sayan ama kripto paralara hakim insanlar yapıyor.


  Diğer tarafta da kripto paralara halen fişi çekilince ortadan kalkacak bir meta muamelesi yapan ekonomistler var ki bu da çok yanlış. Kripto paralar halen istikrar sağlamış varlıklar değil belki isimleri değişecek, teknolojileri değişecek ama hayatımızda var olacaklar hatta bu varlık yavaş yavaş hayatın her alanında güçlenecek.

15 Ekim 2020 Perşembe

Dolar tekrar 1,5 lira olur mu

  Türkiye'de insanların ekonomi algısı döviz kurları ile özellikle de dolar/TL kuru ile son derece güçlü etkileşim halindedir. Dün sosyal medyada ilgiyle takip ettiğim bir konu vardı, insanlar dolar kurunun yeniden 1,5 TL'e nasıl dönebileceğini tartışıyordu ama tartışılan şey dolar kuru değil, Türkiye'nin nasıl yeniden ekonomik olarak rahat bir döneme gireceğiydi yani insanlar dolar kurunun iyileşmesi ile refah arasında çok ciddi bir bağ kuruyorlar fakat gerçekte bu böyle değil. Neden 1,5 TL sorusuna cevap vermek gerekirse Türk halkı ekonomik olarak kendini mutlu hissettiği dönemlerde dolar kuru çok uzun süre 1,5 lira civarlarında kalmıştı. Soruyu düzelteyim; rakamlara takılmadan Türkiye'de ekonomik durum iyileşirse beklenmesi gereken veya optimum faydayı sağlayacak olan gelişme Türk Lirasının sürekli olarak değerlenmesi midir? Kişisel fikrim bu sorunun cevabı da hayırdır.


dolar 1,5 tl



 Bu olayın bir para politikası kısmı var: Ali ağaoğlu'nun (ekonomist olan) bu konuda şöyle bir açıklaması var ki ben de katılıyorum; cümle tam olarak böyle miydi bilemiyorum ama kendisi: ''Bana yeni bir pasaport ve hayatımı idame ettirecek para verin dolar kurunu birkaç ayda 1 liraya indireyim gibi bir cümle kurmuştu.'' Daha net ifade edeyim; Türkiye'de dolar kuru tabii ki hızla düşürülebilir ama bunun bedeli önemlidir; yarın Merkez Bankası piyasadaki TL likiditesini boğup 10 doları 1 TL'e de eşitler ama bunun bedeli olarak Türkiye ekonomisi akıl almaz bir daralma yaşarsa bunun ekonomik olarak bir faydasından söz edemeyiz. Ben en uç noktayı ifade ettim, daha uygun şartlarda para politikası yapıcılarının Türk Lirasını değerlendirmek için Türk Lirası likiditesini olması gereken seviyenin altında tutmadığı müddetçe Türk lirasının güçlenebilmesi için ülkemizde katma değerin artması veya daha fazla üretim gerçekleştirmemiz gerekir.

14 Ekim 2020 Çarşamba

Sendikasyon kredisi nedir

 Sendikasyon kredisi, bir banka liderliğinde çok sayıda banka veya finans kurumunun kaynak sağladığı genelde büyük şirket veya bankalara kullandırılan kredilere verilen isimdir. Sendikasyon kredilerine neden ihtiyaç duyulur sorusuna cevap vermek gerekirse ana sebep finans kurumlarının risk dağıtma eğilimidir yani bir finansman kurumu aynı risk değerlendirmesinde bulunduğu bir şirkete 100 milyon dolar kaynak sağlamak yerine genelde 10 şirkete 10 milyon dolar kaynak sağlamayı tercih eder. Genel eğilim bu olduğu için büyük krediler çok sayıda katılımcının kaynak sağlaması ile temin edilir. Bunun dışında ülkeye veya finansman kurumuna göre büyük kavramı değişiklik gösterse de çoğu bankada büyük meblağlar krediye hazır olarak beklemez ki aksi senaryo finans kurumunun işleyişi veya sağlığı hakkında soruları beraberinde getirir. Bu sebeple de büyük krediler çok sayıda finans kurumunun katılımını gerektirebilir.

 Sendikasyon kredilerine katılım, sendikasyon kredisini temin eden banka/şirketin prestijini artırır diğer taraftan yine bu prestijin varlığı katılımı etkiler. Bunun dışında sendikasyon kredisi şartlarını belirleyen en önemli faktör şirketin kredi notudur ve bu konuda bir kural var mıdır bilgim yok ama realitede hiçbir ülkede şirketlerin kredisi notu ülke kredi notunun üzerinde olamamaktadır sonuç olarak da ülkeye dair algı şirketlerin maliyetlerini doğrudan etkilemektedir.

Sendikasyon kredilerinde güncel durum


 Bugün Akbank, geçen sene aldığı sendikasyon kredisi yenilediğini açıkladı. Akbank'ın aldığı sendikasyon kredisi şu bakımdan çok önemli; geçen sene de Ekim ayında yeni seninin ilk sendikasyon kredisini Akbank almıştı ve Akbank'ın şartları diğer birçok bankaya referans olmuştu. (Diğer bankalar da neredeyse aynı koşullarda kredilere ulaşmıştı.) Akbank'ın sendikasyon kredisi için başarılı diyebiliriz, son bir yılda Türkiye'nin CDS'i yaklaşık 150 baz puan yükselirken (CDS genelde 5 yıllıklar üzerinden takip edilir.) Akbank'ın sendikasyon yenilemesi dolar cinsi kredide 25 baz puan, euro cinsi kredide ise 15 baz puan daha yüksek oldu. 

 Akbank; dolar cinsi krediyi libor+250 baz puan; euro cinsi krediyi ise euribor+225 baz puan maliyetle temin etti. Şunu da eklemek lazım kurdaki artışın olumsuz etkisini de unutmamak kaydıyla  Akbank örneği geçen seneki gibi sendikasyon kredilerine referans olursa libordaki hareket sebebiyle temin edilen kredilerin maliyeti geçen seneye göre düşecek.

sendikasyon kredisi ne demek


13 Ekim 2020 Salı

2020 Abd Seçimleri

Amerika seçimleri doları nasıl etkiler

 

 2020 ABD seçimleri için yaklaşık 20 gün kaldı ve anketler Temsilciler Meclisi'nin demokratlarda kalacağını neredeyse garanti görüyor; başkanlık seçimini Biden'ın kazanması ihtimali güçlü, son zamanlarda senatonun da demokratlara geçebileceğine dair beklentiler güçleniyor yani ''Mavi Dalga'' beklentisi dile getirilmeye başladı ve anketlere bakınca demokratların pozisyonlarını korumak için büyük bir çaba harcaması gerekiyor mu tartışılır çünkü çok basitçe ifade etmek gerekirse Biden kazanmak için büyük bir çaba sarf etmiyor, Trump'a karşı tepki güçlü diyebilirim. 2020 Abd seçimlerinde son durumla alakalı altta bir yazı var o yüzden seçimlerde son durum ile ilgili ayrıntıya girmeyeceğim, bu yazı Amerika seçimleri doları nasıl etkiler sorusu ile alakalı.


2020 Amerika seçimleri doları nasıl etkiler


 İfade ettiğim gibi anketler şu an Biden'ın başkan olmasına ve demokratların bütün seçimlerden üstün çıkabileceğine dair işaretler veriyor bu yüzden Biden sonrası ABD ekonomisi için önemli olacak dinamikleri ifade etmek gerekirse;


  • 2020 ABD seçimleri sonrası enflasyon


 2020 Amerika seçimlerinin ekonomik etkilerinden söz etmek gerekirse piyasaların kısa vadede en fazla önem verdiği konu ABD'de destek paketinin ne olacağı sorusudur diyebilirim. Coronavirüs salgını sebebiyle hükumetin daha önceki destekleri Eylül 2020 itibariyle sona erdi ve ABD'de taraflar yeni bir destek paketi konusunda anlaşamıyorlar. Muhtemel destek paketinin etkileri ve gecikmesinin sonuçları ile ilgili daha önce birçok yazı yazdım o yüzden bu yazıyı linklere boğmak istemiyorum fakat özetlemek gerekirse;

 ABD ekonomisi tarihi bir daralma yaşıyorken şirket iflasları bir önceki seneye göre sadece %33 artmış. Destek paketinin etkisinin sona erdiği Eylül ayında bu rakam %78. Hane halkı açısından resim çok daha farklı; 2020'de ticari olmayan iflaslarda bir artış yok hatta iflas başvurusu şekline göre  %23 ile %43'lük düşüşler var. Sebebine gelince ilk destek paketinde halka aktarılan kaynaklar o kadar güçlüydü ki 2020 Krizi insanların kişisel reel gelirlerini düşürmedi aksine çok istisnai bir şekilde yükseltti hatta yeni paket görüşmelerinde önerilen desteklerin işsizliği teşvik etmemesi tartışıldı !

abd seçimlerinde dolar ne olur
ABD'de reel kişisel gelirler

 
İlk destek paketleri amacına ulaşmış olsa da ABD'de halkın halen ciddi şekilde desteğe ihtiyacı var diyebiliriz. Kriz şimdilik zayıflamış olsa da örneğin işsiz sayısı 2008'deki zirve ile kıyaslanabilecek durumda ya da üstteki grafikten yola çıkarsak ABD'de kişisel gelirlerden kamunun transferlerini arındırırsak tarihi gelir artışı, tarihi gelir kaybına dönüşüyor ve yeni destek geciktikçe de bunun etkilerini görebiliriz.

2020 abd seçimleri
Kamu transferlerinden arındırılmış ABD'de kişisel reel gelirler


 Abd'de kamunun insanların cebine para koyduğu paranın olumlu etkilerini birçok veride gördük yani eski paketler amacına ulaştı fakat yeni paketin gecikmesi kazanımları riske ediyor.

  Konuma dönersem 2020 Amerika seçimleri doları nasıl etkiler sorusunun kısa vadede en önemli cevabı bu olabilir: Destek paketi ne kadar olacak? Ne zaman karar alınacak? 

9 Ekim 2020 Cuma

Çin Ekonomisi

Küresel salgın için aşı umutlarının arttığı şu dönemde insanlar Covid-19 sonrası yeni dönem hakkında da fikirler yürütüyor. Yeni bir dünya düzeninden söz etmek bence abartılı olsa da Çin ve Çin ekonomisi için birçok şeyin geçmişteki gibi olmayacağını rahatlıkla söyleyebilirim ve bu durumun Türkiye ve benzeri birçok ülke için fırsatlar barındırdığını da... 


 Covid-19 salgını bütün dünyaya yayılmamış olsaydı da 2020 ekonomi krizi kuvvetle muhtemel yaşanacaktı. Salgının Çin sınırlarından taşmadığı dönemlerde de dünya ekonomisi sadece Çin'deki krizden bile yeterince zarar görmüştü çünkü Çin dünyada üretilen neredeyse her şeyin tedarik zincirinin bir halkası olmayı başarabilmişti; 2019'un sonundaki gibi bir krizde ülkelerin veya şirketlerin üretimi başka bölgelere kaydırma imkanları yoktu/yok çünkü dünyada üretim için kullanılan yatırım mallarının da çok önemli bir kısmının menşei Çin... Çin birçok sebepten dolayı günümüzde halen yatırım için son derece cazip bir ülke fakat dünya tedarik zincirlerinde Çin'in hakimiyetini artık bir ekonomik sorun olarak değil, güvenlik sorunu olarak değerlendiriyor ve yakın zamanda bunun etkisini bütün dünyada göreceğiz. Neden şimdi değil sorusuna cevap vermek gerekirse şu an geniş çerçeveden bakınca dünyada yatırım pek yapılmıyor fakat normalleşme sonrası yatırım eğilimi geri dönecek.


 Çin ekonomisinin  alternatifsizliği Covid-19 salgını öncesinde de ciddi şekilde zayıflamaya başlamıştı ve bu zayıflamanın zamanla artması bekleniyordu; bunun üstüne bir de Covid-19 salgını sonrası ülkelerin tedarik zincirlerini artık ekonomik değil de milli güvenliği ilgilendiren bir konu olarak değerlendirmesi Çin'in aleyhine oldu ve tabii ki bu süreç birçok ülkeye de fırsatlar sunuyor.


 Çin ekonomisi yatırım cazibesini neden kaybetmeye başlamıştı konusuna geri döneceğim fakat öncelikle Türkiye için yatırım çekmenin önemine değinmek istiyorum.


  Türkiye ekonomisinin olumlu bir ivme yakaladığı 2000'li yılların ortalarında Türkiye'ye yapılan doğrudan yabancı yatırımlar yıllık 20 milyar doları aşmıştı üstelik bahsettiğim rakamı bugünün rakamları ile değerlendirmemek lazım; 2005'ten günümüze doların da kümülatif enflasyonu %33 ve o zamanlar 20 milyar dolar milli hasılanın %2,5-3'ü civarındaydı.


çin ekonomisi

Not: Rakamlar yuvarlanmıştır.


Konum Türkiye'ye doğrudan yatırımlar olmadığı için çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim ama Türkiye'ye doğrudan yatırımlar azalırken Türkiye'den dışarı giden yatırımlar ile gelen yatırımlar arasındaki denge son yıllarda bizim aleyhimize; bunun dışında son yıllarda gelen doğrudan yatırımın önemli bir kısmı gayrimenkule geliyor ! Her türlü yatırım olumludur fakat dünyanın bir yerlerinden gelip Türkiye'ye fabrika açan yatırımcının bu ülkeye sağladığı fayda ile Türkiye'den konut alan yatırımcıyı aynı kefeye koyamayız.

7 Ekim 2020 Çarşamba

TCMB ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti nedir

  TCMB'nin ağırlıklı ortalama fonlama maliyetine daha önce birçok yazıda değinmiştim fakat konu son zamanlarda bir miktar popüler olması ve konu hakkında sık sık sorular gelmesi sebebiyle konuyu ayrı bir başlığa taşımaya karar verdim.


TCMB Ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti ne demek


 TCMB ağırlıklı fonlama faizi için TCMB'nin piyasayı fonladığı asıl faiz tanımını yapsak hatalı olmayabilir. TCMB'nin piyasayı fonladığı ana kanal politika faizidir ve Türkiye'de politika faizi haftalık repodur fakat bazı zamanlarda TCMB'nin politika faizi, TCMB'nin piyasa yönlendirmesi konusunda yetersiz kalır böyle zamanlarda TCMB alternatif kanallardan fonlama yapar. (Gecelik faiz vs.) TCMB'nin politika faizi bize TCMB'nin piyasayı yönlendirmek istediği faizi gösterir, TCMB'nin ağırlıklı ortalama fonlama faizi ise TCMB'nin realitede piyasayı fonladığı maliyeti gösterir.

Reel efektif döviz kuru endeksi ne demektir

Reel efektif döviz kuru nedir


 Reel efektif döviz kuru Türk Lirasının değerini takip için başvurulabilecek en değerli verilerden biridir. Doların gerçek değeri için nasıl DXY takip edilirse Türk Lirasının reel değeri için reel efektif döviz kuru endeksi takip edilir. Reel efektif döviz kurunu Türk Lirası endeksi olarak kabul edebiliriz.

 Basitçe ifade etmek gerekirse reel efektif döviz kuru bize Türk Lirasının belli para birimlerine göre gerçek değerini ifade eder örnekle açıklamak gerekirse biz Türk Lirasının değerini ifade ederken genelde Türk Lirasının dolara karşı nominal değerini kıstas alıyoruz ama bu çok doğru bir değerlendirme değil çünkü belirttiğim gibi dolar da sabit bir değer değil. Mesela bu yazı yazılırken dolar endeksi 103'ün üzerindeydi ve son bir yılda dolar endeksindeki oynaklık %10 civarında. (94.6-103.8) Yani dolar mı değerleniyor yoksa TL mi değer kaybediyor sorusunun cevabı sürekli olarak değişir ki bu sadece bir döviz kuru ! Türk lirasının etkileşim halinde olduğu onlarca para birimi var.


5 Ekim 2020 Pazartesi

Eylül 2020 Enflasyon Açıklaması

    Merkez bankası Eylül ayı enflasyonunu açıkladı. Piyasa beklentisi TÜFE'nin aylık %1,3 civarında artması iken TÜFE'de %0,97 artış açıklandı böylece yıllık enflasyon %11.75 oldu. Manşet enflasyon %11,75 olarak açıklanırken çekirdek enflasyon (Enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, tütün ve alkollü içecekler, altın hariç) %11,32'e yükseldi.


 Alt kalemlere bakmak gerekirse pandeminin etkisi bazı sektörlerde net şekilde hissediliyor. Okullar ve diğer eğitim kurumlarında yeni döneminin başı olduğu halde Eğitim alt kaleminde enflasyon yok hatta sınırlı bir deflasyon var.(-%0,07) Bununla beraber insanların dışarı çıkma eğiliminin azalmasının etkisi en fazla giyim sektöründe görülüyor, giyim ve ayakkabı alt kaeminde de küçük bir deflasyon var.


 En fazla fiyat artışı olan alt kalemler ise Ev eşyaları, Konut ve Ulaştırma. Eylül 2020'de Tüfe'de yer alan 418 üründen 62 tanesinin fiyatları düşerken 42 tanesinin fiyatı sabit kalmış, 314 adet ürünün ise fiyatları artış göstermiş.


 Uzun süredir gündemimizden uzaklaşan ÜFE'de yeniden belirgin artış göstermeye başladı. 2018'de %50'lere yaklaşan ÜFE'nin baz etkisiyle geçen sene ÜFE %3'lerin bile altını görmüştü fakat şu an yeniden belirgin yükselişler sergiliyor. ÜFE, Eylül ayında %2,65 artarak yıllık %14,33'e yükseldi üstelik bu artış petrol fiyatlarının (Dolaylı olarak bütün enerji maliyetlerini de etkiler.) yıllık çift haneli düşüş gerçekleştirdiği bir konjonktürde ortaya çıkmış. (Kok+ Petrol ürünlerinde alt kaleminde düşüş geçen yıla göre %12,77)


 ÜFE'deki artış birkaç ay içinde TÜFE üzerinde baskıya dönüşecektir; bu artış TÜFE'ye yansımazsa da çok olumlu bir gelişme olarak yorumlayamayız çünkü bu firmaların maliyetleri fiyatlara yansıtmaması, kar marjının düşmesi olarak yorumlanır.


 Şu an Merkez Bankası politika faizi %10.25 fakat son veriye göre Merkez Bankası'nın piyasayı fonladığı ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti %11.32'e yükselmiş durumda, TCMB'nin son toplantısında  ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti (24 Eylül ) %10,69 idi yani son toplantıdan beri TCMB'nin fonlama maliyeti şimdilik %0,63 artmış durumda olacak, bu durum (Devam ederse) ve anketlere göre yükselmesi beklenen enflasyon sebebiyle piyasada yeniden faiz artırımı beklentisi ortaya çıkabilir. Normal şartlar altında piyasanın eğilimi bu türlü olmaz bir önceki toplantıda TCMB'nin fiili olarak uyguladığı faiz ile (Ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti) politika faizi arasındaki fark 200-250 puan olduğu halde faiz artırımı beklentileri son derece cılızdı fakat TCMB'nin beklenti olmadığı halde realiteye tabelaya da yansıtma tavrı sebebiyle bu ay da faiz artıracağı beklentisi söz konusu olabilir. (Mevcut durumun da devam edeceğini varsayarsak)

1 Ekim 2020 Perşembe

Ölçek ve kapsam ekonomisi nedir

  Türk Lirasının hem reel hem de nominal olarak yakın zamana göre zayıf olduğu bir dönemdeyiz; bu durumun olumlu sonucu nedir diye fikir yürütmek gerekirse akla gelecek belki de ilk cevap daha rekabetçi bir kura sahip olmamız sebebiyle ihracatın bu durumdan olumlu etkilenecek olmasıdır. Türk Lirasındaki değer kaybı tabii ki ihracatı olumlu etkiler fakat TL'nin 1,5'ten başlayıp(2011) 5 liranın üzerine yükseldiği hatta dönem içinde 7 liraların bile üstünü gördüğü süreçte ihracattaki artış bu değer kaybını telafi edecek büyüklükte değil.


ölçek ekonomisi

 
 Rekabetçi kur ihracat üzerinde etkilidir ama tek önemli faktör değildir. Çin'in düşük işçilik maliyetlerinden yararlanıp bütün dünyanın üretim merkezi olması sebebiyle düşük işçilik maliyeti ile ihracat arasında bütün dünyada abartılı bir ilişki kurulmaktadır fakat Çin'in bugüne göre çok daha düşük gelire sahip olduğu dönemlerde de dünyada Çin kadar nüfusu ve nispeten daha düşük geliri olan ülkeler hep oldu; Çin'in ürünlerinin rekabetçiliğini sadece düşük işçilik maliyetlerinde aramak çok doğru bir tavır olmayabilir . Mesela Türkiye'de kişi başı gelir iki yıldır Çin'in gerisinde kaldı; peki Türkiye dış pazarlarda Çin'den daha rekabetçidir diyebiliyor muyuz? Pek sanmıyorum. Çin'in rekabetçiliğinde tabii ki düşük işçilik maliyetlerinin de etkisi her dönem oldu ama Çin'in bütün dünyaya göre maliyet yönünden üretim avantajı kazanmasında düşük işçilik maliyeti dışında birçok faktör etkili oldu, bunların en önemlilerinden biri Çin'in ölçek ekonomisi konusunda bütün dünyaya ders vermesidir diyebilirim.


Ölçek ekonomisi


Ölçek Ekonomisi nedir


 Ölçek ekonomisi, bir hizmetin veya üretimin daha yüksek kapsamlı olarak gerçekleştirilmesi sonucu maliyetlerin düşmesine verilen isimdir. Basitçe ifade etmek gerekirse bir Lokantada kira veya çalışan maliyetleri sabittir; bu lokantanın kapasitesi 100 müşteriye hizmet verebilecek olsun; bu işletmenin ortalama 50 müşteriye hizmet vermesi ile 90 müşteriye hizmet vermesi durumlarında çalışan ve kira maliyetlerinin ürünlerin toplam maliyeti üzerindeki ağırlığı aynı değildir. Rekabet ortamında ikinci senaryodaki lokanta aynı ürünü çok daha ucuza üretebilme kabiliyetine sahiptir. Başka bir örnek vermek gerekirse bir işletmenin yüksek kapasite çalışması genelde maliyetleri düşürür fakat üretilen ürünlerin müşterilere ulaştırılma hızı yine ürünün nihai maliyeti üzerinde etkilidir. Örneğin depo kullanma veya üretim için finansman ihtiyacı duyan işletmeler için ürünün  müşteriye 3-5 ay içinde ulaşması ile 1 yıl içinde ulaşması arasında büyük farklar vardır ve bu durum ürünün maliyetini de etkilemektedir. Örnekler artırılabilir.

Ölçek ekonomisi Örneği

  
Şirketlerde ölçek ekonomisi kabaca yukarıdaki gibiyken ülke olarak da ölçek ekonomisinden yararlanıp bir hedeflenen sektörde daha güçlü hale gelinebilir. Örneğin Beyaz Eşya sektörü hedef sektör, A bölgesi de hedef bölge olsun. Kamu A bölgesine yatırım için teşvikler açıklar, bögedeki yatırımcılar arttıkça tedarikçilere teşvikler açıklar, sonra onların tedarikçilerine... Zincire katılan her şirketin maliyetleri düşer.( mesela işletmeler bir birine yaklaştığı için taşıma maliyetleri ) maliyeti düşen her şirket ürün sağladığı şirketlere daha ucuz ürün üretip onun da daha rekabetçi hale gelmesini sağlar. Kamu bu bölgeye alt yapı yatırımları yapar (Liman, Demir yolu, Hava alanı)  şirketlerin maliyetleri düşürür. Tedarik hızı gibi en az maliyet kadar önemli bir çok konuda bölgenin gücünü artırır. Kısacası Zincire katılan her şirketin bütün zinciri desteklediği, bunun da yeni halkaları teşvik ettiği bir döngü ortaya çıkar.
 

Shenzen Örneği


 Shenzen 1980'lerde hedef bölge olarak belirlenmeden önce 30.000 nüfusa sahip bir kasabaydı; günümüzde Shenzen metropol bölgesinde 18 milyon insan yaşıyor. Günümüzde dünyanın neresinde olursa olsun elektronik araçların %90'nının en az bir parçası Shenzen'de üretilmiştir. Yukarıda anlatmaya çalıştığım süreç başarılı olursa hedeflenen bölge bir noktadan sonra sadece ülke için değil, dünya için cazibe merkezi haline gelir. Günümüzde dünyada ünlü markaların neredeyse tamamının Shenzen'de üretim tesisleri vardır. (Apple, Sony, Samsung, Microsoft vs.) Peki Shenzen'de çalışan gelirleri düşük mü? Shenzen'de çalışanların medyan geliri aylık 4.000 dolar civarında; Dünyanın neredeyse hiçbir yeri için çok düşük değil... Özetle fiyat rekabeti yapmak için düşük işçilik maliyeti önemlidir ama Shenzen örneğinde olduğu gibi ölçek ekonomisinin faydaları bir seviyeden sonra düşük işçilik maliyetlerinin sağladığından çok daha fazla fiyat rekabeti avantajı sağlar/sağlayabilir. 

Kapsam Ekonomisi nedir


 Kapsam ekonomisi, bir işletmenin var olan gücünü farklı alanlarda kullanmasıdır. Ölçek ekonomisine benzer farkı basitçe şudur. Bir şirket çamaşır makinesi üretiyorsa bulaşık makinesi üretmek için gerekli birçok şeye sahiptir. Bu şirketin bulaşık makinesi de üretmesi bazı ek maliyetlere sebep olur ama nihai ürünlerde ise maliyetler düşer/düşebilir. Geniş çerçeveden bakınca da örneğin bir ülkede bir bölge beyaz eşya sektörü için desteklenmişse örneğin Bilgisayar sektörü için bir çok şey bu bölgede hazır bulunmaktadır, bu alana da yönelmek bölgenin ekonomik gücünü artırabilir.


 Toparlamak gerekirse fiyat rekabetinde işçilik maliyetleri önemlidir ama tek önemli veya en önemli faktör değildir. Bunun dışında ''Fiyat Rekabeti'' işçilik maliyetleri pahasına yapılıyorsa bir anlam taşımaz yani insanlar bir şeyler üretiyorsa bunda nihai amaç bir kazanç elde etme/ refahı artırmadır. Üretilen ürünler ile refah arasında paradoks oluşuyorsa bunun ülkelere de insanlara da faydası olmaz. Bu bahsettiğim durum sadece işletmeler için değil ülkeler için de geçerli olan bir paradokstur. (Orta Gelir Tuzağı






Twitter: Yusuf Yüksel