7 Ekim 2020 Çarşamba

Reel efektif döviz kuru endeksi ne demektir

Reel efektif döviz kuru nedir


 Reel efektif döviz kuru Türk Lirasının değerini takip için başvurulabilecek en değerli verilerden biridir. Doların gerçek değeri için nasıl DXY takip edilirse Türk Lirasının reel değeri için reel efektif döviz kuru endeksi takip edilir. Reel efektif döviz kurunu Türk Lirası endeksi olarak kabul edebiliriz.

 Basitçe ifade etmek gerekirse reel efektif döviz kuru bize Türk Lirasının belli para birimlerine göre gerçek değerini ifade eder örnekle açıklamak gerekirse biz Türk Lirasının değerini ifade ederken genelde Türk Lirasının dolara karşı nominal değerini kıstas alıyoruz ama bu çok doğru bir değerlendirme değil çünkü belirttiğim gibi dolar da sabit bir değer değil. Mesela bu yazı yazılırken dolar endeksi 103'ün üzerindeydi ve son bir yılda dolar endeksindeki oynaklık %10 civarında. (94.6-103.8) Yani dolar mı değerleniyor yoksa TL mi değer kaybediyor sorusunun cevabı sürekli olarak değişir ki bu sadece bir döviz kuru ! Türk lirasının etkileşim halinde olduğu onlarca para birimi var.


5 Ekim 2020 Pazartesi

Eylül 2020 Enflasyon Açıklaması

    Merkez bankası Eylül ayı enflasyonunu açıkladı. Piyasa beklentisi TÜFE'nin aylık %1,3 civarında artması iken TÜFE'de %0,97 artış açıklandı böylece yıllık enflasyon %11.75 oldu. Manşet enflasyon %11,75 olarak açıklanırken çekirdek enflasyon (Enerji, gıda ve alkolsüz içecekler, tütün ve alkollü içecekler, altın hariç) %11,32'e yükseldi.


 Alt kalemlere bakmak gerekirse pandeminin etkisi bazı sektörlerde net şekilde hissediliyor. Okullar ve diğer eğitim kurumlarında yeni döneminin başı olduğu halde Eğitim alt kaleminde enflasyon yok hatta sınırlı bir deflasyon var.(-%0,07) Bununla beraber insanların dışarı çıkma eğiliminin azalmasının etkisi en fazla giyim sektöründe görülüyor, giyim ve ayakkabı alt kaeminde de küçük bir deflasyon var.


 En fazla fiyat artışı olan alt kalemler ise Ev eşyaları, Konut ve Ulaştırma. Eylül 2020'de Tüfe'de yer alan 418 üründen 62 tanesinin fiyatları düşerken 42 tanesinin fiyatı sabit kalmış, 314 adet ürünün ise fiyatları artış göstermiş.


 Uzun süredir gündemimizden uzaklaşan ÜFE'de yeniden belirgin artış göstermeye başladı. 2018'de %50'lere yaklaşan ÜFE'nin baz etkisiyle geçen sene ÜFE %3'lerin bile altını görmüştü fakat şu an yeniden belirgin yükselişler sergiliyor. ÜFE, Eylül ayında %2,65 artarak yıllık %14,33'e yükseldi üstelik bu artış petrol fiyatlarının (Dolaylı olarak bütün enerji maliyetlerini de etkiler.) yıllık çift haneli düşüş gerçekleştirdiği bir konjonktürde ortaya çıkmış. (Kok+ Petrol ürünlerinde alt kaleminde düşüş geçen yıla göre %12,77)


 ÜFE'deki artış birkaç ay içinde TÜFE üzerinde baskıya dönüşecektir; bu artış TÜFE'ye yansımazsa da çok olumlu bir gelişme olarak yorumlayamayız çünkü bu firmaların maliyetleri fiyatlara yansıtmaması, kar marjının düşmesi olarak yorumlanır.


 Şu an Merkez Bankası politika faizi %10.25 fakat son veriye göre Merkez Bankası'nın piyasayı fonladığı ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti %11.32'e yükselmiş durumda, TCMB'nin son toplantısında  ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti (24 Eylül ) %10,69 idi yani son toplantıdan beri TCMB'nin fonlama maliyeti şimdilik %0,63 artmış durumda olacak, bu durum (Devam ederse) ve anketlere göre yükselmesi beklenen enflasyon sebebiyle piyasada yeniden faiz artırımı beklentisi ortaya çıkabilir. Normal şartlar altında piyasanın eğilimi bu türlü olmaz bir önceki toplantıda TCMB'nin fiili olarak uyguladığı faiz ile (Ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti) politika faizi arasındaki fark 200-250 puan olduğu halde faiz artırımı beklentileri son derece cılızdı fakat TCMB'nin beklenti olmadığı halde realiteye tabelaya da yansıtma tavrı sebebiyle bu ay da faiz artıracağı beklentisi söz konusu olabilir. (Mevcut durumun da devam edeceğini varsayarsak)

1 Ekim 2020 Perşembe

Ölçek ve kapsam ekonomisi nedir

  Türk Lirasının hem reel hem de nominal olarak yakın zamana göre zayıf olduğu bir dönemdeyiz; bu durumun olumlu sonucu nedir diye fikir yürütmek gerekirse akla gelecek belki de ilk cevap daha rekabetçi bir kura sahip olmamız sebebiyle ihracatın bu durumdan olumlu etkilenecek olmasıdır. Türk Lirasındaki değer kaybı tabii ki ihracatı olumlu etkiler fakat TL'nin 1,5'ten başlayıp(2011) 5 liranın üzerine yükseldiği hatta dönem içinde 7 liraların bile üstünü gördüğü süreçte ihracattaki artış bu değer kaybını telafi edecek büyüklükte değil.


ölçek ekonomisi

 
 Rekabetçi kur ihracat üzerinde etkilidir ama tek önemli faktör değildir. Çin'in düşük işçilik maliyetlerinden yararlanıp bütün dünyanın üretim merkezi olması sebebiyle düşük işçilik maliyeti ile ihracat arasında bütün dünyada abartılı bir ilişki kurulmaktadır fakat Çin'in bugüne göre çok daha düşük gelire sahip olduğu dönemlerde de dünyada Çin kadar nüfusu ve nispeten daha düşük geliri olan ülkeler hep oldu; Çin'in ürünlerinin rekabetçiliğini sadece düşük işçilik maliyetlerinde aramak çok doğru bir tavır olmayabilir . Mesela Türkiye'de kişi başı gelir iki yıldır Çin'in gerisinde kaldı; peki Türkiye dış pazarlarda Çin'den daha rekabetçidir diyebiliyor muyuz? Pek sanmıyorum. Çin'in rekabetçiliğinde tabii ki düşük işçilik maliyetlerinin de etkisi her dönem oldu ama Çin'in bütün dünyaya göre maliyet yönünden üretim avantajı kazanmasında düşük işçilik maliyeti dışında birçok faktör etkili oldu, bunların en önemlilerinden biri Çin'in ölçek ekonomisi konusunda bütün dünyaya ders vermesidir diyebilirim.


Ölçek ekonomisi


Ölçek Ekonomisi nedir


 Ölçek ekonomisi, bir hizmetin veya üretimin daha yüksek kapsamlı olarak gerçekleştirilmesi sonucu maliyetlerin düşmesine verilen isimdir. Basitçe ifade etmek gerekirse bir Lokantada kira veya çalışan maliyetleri sabittir; bu lokantanın kapasitesi 100 müşteriye hizmet verebilecek olsun; bu işletmenin ortalama 50 müşteriye hizmet vermesi ile 90 müşteriye hizmet vermesi durumlarında çalışan ve kira maliyetlerinin ürünlerin toplam maliyeti üzerindeki ağırlığı aynı değildir. Rekabet ortamında ikinci senaryodaki lokanta aynı ürünü çok daha ucuza üretebilme kabiliyetine sahiptir. Başka bir örnek vermek gerekirse bir işletmenin yüksek kapasite çalışması genelde maliyetleri düşürür fakat üretilen ürünlerin müşterilere ulaştırılma hızı yine ürünün nihai maliyeti üzerinde etkilidir. Örneğin depo kullanma veya üretim için finansman ihtiyacı duyan işletmeler için ürünün  müşteriye 3-5 ay içinde ulaşması ile 1 yıl içinde ulaşması arasında büyük farklar vardır ve bu durum ürünün maliyetini de etkilemektedir. Örnekler artırılabilir.

Ölçek ekonomisi Örneği

  
Şirketlerde ölçek ekonomisi kabaca yukarıdaki gibiyken ülke olarak da ölçek ekonomisinden yararlanıp bir hedeflenen sektörde daha güçlü hale gelinebilir. Örneğin Beyaz Eşya sektörü hedef sektör, A bölgesi de hedef bölge olsun. Kamu A bölgesine yatırım için teşvikler açıklar, bögedeki yatırımcılar arttıkça tedarikçilere teşvikler açıklar, sonra onların tedarikçilerine... Zincire katılan her şirketin maliyetleri düşer.( mesela işletmeler bir birine yaklaştığı için taşıma maliyetleri ) maliyeti düşen her şirket ürün sağladığı şirketlere daha ucuz ürün üretip onun da daha rekabetçi hale gelmesini sağlar. Kamu bu bölgeye alt yapı yatırımları yapar (Liman, Demir yolu, Hava alanı)  şirketlerin maliyetleri düşürür. Tedarik hızı gibi en az maliyet kadar önemli bir çok konuda bölgenin gücünü artırır. Kısacası Zincire katılan her şirketin bütün zinciri desteklediği, bunun da yeni halkaları teşvik ettiği bir döngü ortaya çıkar.
 

Shenzen Örneği


 Shenzen 1980'lerde hedef bölge olarak belirlenmeden önce 30.000 nüfusa sahip bir kasabaydı; günümüzde Shenzen metropol bölgesinde 18 milyon insan yaşıyor. Günümüzde dünyanın neresinde olursa olsun elektronik araçların %90'nının en az bir parçası Shenzen'de üretilmiştir. Yukarıda anlatmaya çalıştığım süreç başarılı olursa hedeflenen bölge bir noktadan sonra sadece ülke için değil, dünya için cazibe merkezi haline gelir. Günümüzde dünyada ünlü markaların neredeyse tamamının Shenzen'de üretim tesisleri vardır. (Apple, Sony, Samsung, Microsoft vs.) Peki Shenzen'de çalışan gelirleri düşük mü? Shenzen'de çalışanların medyan geliri aylık 4.000 dolar civarında; Dünyanın neredeyse hiçbir yeri için çok düşük değil... Özetle fiyat rekabeti yapmak için düşük işçilik maliyeti önemlidir ama Shenzen örneğinde olduğu gibi ölçek ekonomisinin faydaları bir seviyeden sonra düşük işçilik maliyetlerinin sağladığından çok daha fazla fiyat rekabeti avantajı sağlar/sağlayabilir. 

Kapsam Ekonomisi nedir


 Kapsam ekonomisi, bir işletmenin var olan gücünü farklı alanlarda kullanmasıdır. Ölçek ekonomisine benzer farkı basitçe şudur. Bir şirket çamaşır makinesi üretiyorsa bulaşık makinesi üretmek için gerekli birçok şeye sahiptir. Bu şirketin bulaşık makinesi de üretmesi bazı ek maliyetlere sebep olur ama nihai ürünlerde ise maliyetler düşer/düşebilir. Geniş çerçeveden bakınca da örneğin bir ülkede bir bölge beyaz eşya sektörü için desteklenmişse örneğin Bilgisayar sektörü için bir çok şey bu bölgede hazır bulunmaktadır, bu alana da yönelmek bölgenin ekonomik gücünü artırabilir.


 Toparlamak gerekirse fiyat rekabetinde işçilik maliyetleri önemlidir ama tek önemli veya en önemli faktör değildir. Bunun dışında ''Fiyat Rekabeti'' işçilik maliyetleri pahasına yapılıyorsa bir anlam taşımaz yani insanlar bir şeyler üretiyorsa bunda nihai amaç bir kazanç elde etme/ refahı artırmadır. Üretilen ürünler ile refah arasında paradoks oluşuyorsa bunun ülkelere de insanlara da faydası olmaz. Bu bahsettiğim durum sadece işletmeler için değil ülkeler için de geçerli olan bir paradokstur. (Orta Gelir Tuzağı






Twitter: Yusuf Yüksel 

30 Eylül 2020 Çarşamba

İran Abd gerginliği

 ABD seçimlerine 30-35 gün kala bir seçim klişesi olarak ABD-İran gerginliği yükseliyor.  2018 Senato seçimlerine yakın dönemde İran yaptırımlarını açıklayan ABD/Trump 3 Kasım seçimleri öncesi İran'a yönelik BM yaptırımlarını yeniden uygulamaya koymak için çaba göstermeye başladı.


  ABD halkının en nefret ettiği ülkelerin başında İran gelmektedir. İran Devrimi sonrası yakalaşık 1,5 yıl süren rehine krizi Amerika'nın karizmasına büyük zarar vermişti ve o günden beri İran'a karşı gerçekleşen her türlü olumsuz eylemin özellikle milliyetçi Amerikalılarda karşılığı oluyor; son iki seçimde de Trump'ın bu damardan yararlanma isteğine şahit oluyoruz.


Hatırlatma: İran Devrimi sonrası yeni yönetim Amerika'da tedavi gören devrik şahı Amerika'dan talep etmişti fakat karşılık alamamıştı daha sonra İran'da öğrenci olup olmadıkları tartışılabilecek bir grup İran'daki ABD elçiliğini basıp onlarca Amerikalıyı bir buçuk yıla yakın rehin almıştı; başarısız kurtarma operasyonu ve benzeri girişimler sebebiyle Amerika'nın karizması ciddi yara alırken Amerikan halkında da günümüze kadar taşınan İran nefreti ortaya çıkmıştı.


  Birleşmiş Milletler, İran'ın nükleer programı sebebiyle İran'a 2006 yılından başlamak üzere bir dizi yaptırım uygulamıştı ve 2015'te İran ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 5 daimi üyesi+ Almanya arasında yapılan anlaşma ile İran'ın nükleer programını sonlandırması koşuluyla yaptırımlar 2016 itibariyle aşama aşama kaldırılmıştı fakat anlaşmayı yapan Obama sonrası göreve gelen Trump diğer bütün katılımcıların itirazına rağmen İran'a yaptırımları yeniden uygulamaya başlamıştı hatta bütün dünyada İran yaptırımlarına katılmayan ülke, kişi, şirketleri de tehdit etmişti ki 2015'te İran ile anlaşma yapan diğer ülkelerin şirketleri dahil kendi ülkelerinin güvencelerine rağmen ABD tehditleri sebebiyle yaptırımlara katılmıştı/katılıyor.


 ABD/Trump İran ile yapılan anlaşmayı sona erdirince İran da taahhütlerini yerine getirmeyeceğini açıklamıştı, ABD şimdi de İran'ın anlaşma şartlarına uymaması sebebiyle İran'a yeniden BM yaptırımları uygulanması için bastırıyor. Geçenlerde BM güvenlik konseyine gelen İran'a yeni yaptırım tasarısı konseyde reddedilmişti. ABD'nin geri gelmesini istediği yaptırımlar arasında İran'a giden veya İran'dan gelen kargoların daha sıkı kontrolü, İran'ın bankacılık işlemlerinin daha yakından incelenmesi gibi kararlar da var ama en önemlisi ABD'nin çekildiği P5+Almanya ile İran arasındaki uzlaştığı süreçle önümüzdeki ay İran'a karşı devam eden 13 yıllık silah ambargosu sona erecek olması etkili oluyor.


 ABD tezlerine yakın olan Fransa, Almanya, İngiltere gibi ülkeler bile Trump ve Amerika'ya karşı çıkıyorlar çünkü Trump'ın tavrı bu ülkelerin güvenirliğini de tehdit ediyor.


ABD iran gerginliği



 Seçim öncesi Trump, İran'ı elinden geldiğince sıkıştırıyor iken İran tarafından gelen tepkilerin sönük kalması da İran anlaşma imkanı arıyor yorumlarını beraberinde getiriyor. Trump daha fazlasını istiyor olsa da İran yaptırımları zaten senelerdir İran'ı ciddi şekilde zorluyordu ve son 2018 yaptırımlar İran'ı boynundaki ipi daha da sıktı diyebiliriz üstelik ABD'nin uyguladığı yaptırımlarda uluslararası hukuk kaygısı taşımaması İran için ayrıca sıkıntılı bir durumu beraberinde getiriyor; son İran yaptırımlarının ne kadar hukuki olduğu tartılır ama bu tartışma zaten yıllarca büyük zarar görmüş İran ekonomisi için bir anlam ifade etmiyor yine ABD, İran'ın IMF gibi kuruluşlarla anlaşma yapmasını da engelliyor.



 Özetle ABD seçimleri öncesi ABD-İran gerginliği muhtemelen yeniden yükselecek. BM'nin İran'a silah Ambargosu 18 Ekim'de sona erecek.






Twitter: Yusuf Yüksel


29 Eylül 2020 Salı

Orta Gelir Tuzağı

 Orta gelir tuzağı; bir ülke ekonomisinin, temsil ettiği halkın orta gelir seviyesine ulaşması sonrası ilerleyememesine verilen isimdir. Dünya üzerindeki birçok ülke bu sorunu yaşamaktadır. Bir ülke nasıl kalkınır sorusuna verilen cevaplar teorik olarak son derece basittir fakat maden bulma, siyasi sebeplerle zenginliğe kavuşma (AB'e girme vs.) gibi doğal olmayan bir süreç sonrası zenginleşen ülkeleri ayırırsak realitede ise orta gelir tuzağından kurtulup gelişmiş ülke sayısı son yüzyılda bir elin parmaklarını geçmez.


 Ekonomilerin sorunlarını bahsederken bir çok olayı değerlendirmek analiz etmek zorunda kalırız ama en geniş çerçeveden bakınca aslında kalkınma olayı son derece basittir: Daha fazla değer üretme...


 Orta gelir tuzağı ne demektir


 Bir ürünü satarken etkili olan üç ana faktör vardır. Bunlar fiyat, kalite ve markadır. Ülkeleri de bir şirket gibi düşünürsek ülkenin ürettiği ürünlerde de yine bu üç faktör ön plana çıkar. Bir üründe kalite ve marka konusunda çıtayı yukarı çeken ülkeler fiyat konusunda çok daha geniş bir alana sahip olurlar fakat kaliteli veya katma değerli ürün üretemeyen ülkelerin ürünleri piyasada var olmak için doğal olarak fiyat rekabeti yapmak zorunda kalır.


 Ülkelerin üretim gerçekleştirirken amaçladıkları kazanım refahını artırmaktır fakat üretimi fiyat rekabetine dayanan ülkelerde ise refah ile pazar arasında bir paradoks oluşur yani ülkelerin refahı arttıkça üretim maliyeti de (İşçilik) aratacağı için bir noktadan sonra refah artışı, refah artışının kaynağı olan üretimi baltalamaya başlar; bu süreç Orta Gelir Tuzağı olarak adlandırılır yani bir ülkenin refahı artıkça rekabetçiliğini kaybetmesi bunun sonucu refahını kaybedip yeniden rekabetçi olması döngüsü olarak da isimlendirebiliriz.


Orta gelir Tuzağı
Türkiye'de kişi başı gelir ve Dünya bankası üst gelir grubu alt limiti


  Üstte gördüğünüz tabloda Dünya Bankası'na göre Türkiye'nin kişi başı geliri (Genelde IMF'in kişi başı gelir hesabı daha yaygın kullanılır.) ve Dünya Bankası'nın sınıflandırmasına göre Üst gelir grubu ülkeler alt limitini görüyorsunuz; tabloda da görüldüğü gibi Türkiye üst gelir grubu sınıfına yaklaştıktan sonra rekabetçilik sorunu yaşamaya başlamış.


 Dünyadaki ülkeleri de değerlendirirken rekabetçilik koşulları incelenmesi gereken bir dinamik olabilir örneğin Çin'in 20 yıllık efsane yükselişi birçok büyük beklentiyi de beraberinde getiriyor ama Çin'in bu süreçte kişi başı gelirindeki gelişim incelenince ise Çin hikayesi o kadar parlak kalmayı sürdürmüyor daha önemlisi Çin ilk defa orta gelir tuzağı ile sınanıyor ve bu sınavı verebilecek mi ciddi soru işareti yine Çin'in üst gelir grubuna yaklaşması ile ekonomisindeki sorunlar arması arasındaki ilişki de son derece dikkate değer.


orta gelir tuzağı



 Türkiye'de refah artacaksa katma değeri yüksek ürünlerle bu sağlanacaktır; benim bildiğime göre Türkiye'de şu an ihraç ürünlerinde yüksek teknoloji ürünlerinin payı %5'lere yaklaştı fakat Dünya Bankası verilerinde bu rakam halen 2018'deki %2. Yüksek gelirli ülkelerde bu rakam 2018'de %20 iken orta ve düşük gelirli ülkelerde %22 idi. Yüksek teknoloji ürünü ihraç etmek önemlidir ama günün sonunda sadece yüksek teknoloji ürünü satmanın da toplumlara refah sağlaması kesin değil; bir çok ülke yüksek teknoloji ürünlerine de yeterli katma değer katamamaktadır o yüzden ihraç ürünlerinin ne kadar değerli olduğu daha önemli bir kıstas olabilir.

  Türkiye'nin ihraç ürünlerinin kilo başı değeri  geçen sene 1.3-1.4 dolar civarındaydı bu rakam refaha ulaşmış ülkelerde çok çok daha yüksek. (Japonya ~4 dolar, Almanya ~3,7 dolar, ABD'de ~2,5 dolar/ 2019 rakamları) 


 Daha çok katma değer nasıl üretilir sorusunun cevabı da en başta daha kabiliyetli, daha fazla katma değer üretebilecek insanlar yetiştirmektir yani kalkınmanın temeli eğitimdir. Şunu da eklemek gerekir sadece eğitim kalitesini yükseltmek de kalkınma için yeterli olamamaktadır, yetiştirilen yetenekli insanlara uygun ortam veya refah sağlanmazsa günümüzde Hindistan'da olduğu gibi eğitime yapılan yatırım insanlığa hibeye dönüşebilir. Basitçe ifade etmek gerekirse bazen şu soru sorulur; Türkiye'de neden bir J. Bezos veya M. Zuckerberg çıkmasın.... Türkiye'den bu kabiliyette hatta daha fazlası tabii ki çıkar ama günün sonunda Türkiye'nin refah artışı da makul bir seviyeye gelmezse Facebook, İnstagram gibi bir ürün aynı çıkışı Türkiye'de yapamaz örnekten yola çıkmaz gerekirse Facebook alanındaki en yenilikçi ve ilk örnek değildi ama ABD gibi devasa bir reklam piyasası olan bir ülkede ön plana çıkıp dünyaya yayıldı; Zuckenberg Türkiye'de doğsaydı ABD'deki Zuckenberg'e karşı 100-0 yenik başlardı veya şu an Google'daki bütün yazılımcılardan çok daha kaliteli binlerce yazılımcımız olsun bu insanların Türkiye'de istihdam edilebileceği kaç şirket var? Bu yazılımcılar Google'ı Türkiye'de kurmaları için yine üstte bahsettiğim pazar dezavantajı ön plana çıkar ki bu dezavantajı kullanacak birilerinin ortaya çıkmaması sürpriz olur. Kalkınma planlı olmazsa Hindistan'da olduğu gibi çok kaliteli bireylerin yetiştirilir ama bu insanların ülkede istihdam edileceği alan olmaz veya bu alanlar bu insanlar getiri beklentisini karşılayamaz.

 Türkiye'nin sürdürülebilir refah hedeflemesi, gelişmiş ülkeler sınıfına çıkmayı hedeflemesi buna yönelik planlama yapması tabii ki gerekli olan bir şey fakat şunu da eklemek gerekiyor. Günümüzde üst gelir grubu ülkelerin alt limiti Dünya Bankası tanımlaması ile 13.000 dolar civarındayken Türkiye'de kişi başı gelir 9.000 dolar civarında yani Türkiye'nin bu yazıda ifade ettiğim gibi sürdürülebilirliği tartışmalı ve insanlara katabileceği refahın limitleri olan rekabetçi ürünlerle de daha kısa vadede alabileceği büyük bir mesafe var ama bu başka bir yazının konusu olacak.


Orta gelirli ülkeler arasındaki rekabet kızışabilir


  Dünya ekonomisi ile ilgili belki de son yıllardaki en olumlu gelişmelerden biri 2018'in sonlarında 2019'un başlarında orta gelirli insanların ilk defa sayı olarak yetersiz gelire sahip olan insanları geçmiş olması oldu daha önemlisi ise 2030'da dünya nüfusunun neredeyse %65'inin orta gelirli olması bekleniyor. Bunun anlamı şu an ekonomik olarak zayıf olan birçok ülke pazarının yakın gelecekte daha fazla anlam ifade edeceğidir, diğer taraftan dünyada bizim gibi ekonomilerin artması yatırım çekme, pazarlarda rekabeti de kızıştırabilecek bir gelişme olabilir.


orta gelir tuzağı




 Üstteki grafiği 2019'un başında hazırlamıştım geçen zamanda(Kriz) bir değişiklik olmuşsa bile ben tespit edemedim fakat fikir vermesi açısından şu an (En son veride) dünyada yaklaşık 3,4 milyar insan orta gelirli ve 2030'a kadar bu rakamın 5,3 milyara yükselmesi bekleniyor fakat aynı süreçte 200 milyon olan yüksek gelirli insan sayısının sadece 100 milyon artması bekleniyor. Orta gelir tuzağı aşmanın ne kadar zor olduğunu bu şekilde ifade edeyim.


Ekleme: Fiyatta rekabetçilik nasıl kazanılır/kazanılıyor: Ölçek ekonomisi






Twitter: Yusuf Yüksel 

Yeni Ekonomi Programı 2021

 Yeni ekonomi programı 2021-2023 açıklandı. Açıklanan programda eski Orta Vadeli Programlara dönüş diyebileceğimiz bir konsepten de söz edebilirim. Son yıllarda OVP'ler yakın vade hedefleri dışında çok fazla konu yer alıyordu. Yeni Ekonomi programı 2021-2023 en azından benim gözlemimde böyle olmadı. 


Yeni Ekonomi Programı 2021-2023 Büyüme Hedefleri


 YEP 2021'de bu sene sonu %0,3 büyüme gelecek sene ise %5,8 büyüme hedefi dile getirilmiş. Bu rakamlar saygın kurumların beklentilerinden biraz daha iyi rakamlar diyebilirim, buna ek küresel pandemi ile ilgili olumlu beklentilerin gerçekleşmemesine dair alternatif olumsuz senaryoda ise 2020'de %1,5 daralma gelecek yıl ise %3,7'lik bir büyüme tahmin edilmiş. Daha ilerideki yıllarda ise %5'lik büyüme hedefleri belirlenmiş. Kısacası Yeni Ekonomi Programı 2021-2023'te Türkiye'nin ideal büyüme rakamlarına yakın hedefler belirlenmiş ve normal şartlar altında bu hedefler tutturulabilir ama faizler ve döviz kurunda normalleşme sağlanmazsa çok da normal şartlarda olmayacağız.


yeni ekonomi programı
Yeni Ekonomi Programı 2021 Büyüme hedefleri


Yeni ekonomi Programı 2021 Enflasyon hedefi

28 Eylül 2020 Pazartesi

Dolar neden düşmüyor

Giriş notu:  Daha önce yine bu başlıkta bir retorik haline gelen '' FED trilyonlarca dolar bastı dolar neden düşmüyor  veya ABD'de akıl almaz şekilde para basılıyor enflasyon neden uçuşa geçmiyor.'' gibi sorulara cevap vermeye çalışmıştım. Bahsettiğim soruların beslendiği hatalı bakış açısı finansal piyasalarda gerçekleşen birçok fiyatlamayı değerlendirirken hatalı çıkarımları beraberinde getiriyor.  İfade ettiğim hatadan birçok yazıda bahsettiğim ve alttaki makaleyi de sürekli olarak bu paylaşımlarda durumu izah etmek için referans link olarak kullandığım için kişisel fikrim beni sürekli olarak takip edenler alttaki makaleyi illa ki okumuşlardır bu sebeple de alttaki yazının sonuna yapacağım eklemeyi okuyana kolaylık olması açısından başa yaptım, daha sonra yazının altına taşıyacağım. Eğer daha önce bir alttaki makaleyi okumadıysanız bu yazının havada kalmaması için öncelikle alttaki makaleyi okumanız gerekiyor; Bu yaptığım ekleme FED'in bastığı trilyonlarca doların nerelerde takılı kaldığı ve istenen faydayı sağlamayan likiditenin olumsuz etkilerinin neden ortaya çıktığı ile alakalıdır yani neden enflasyon yok sorusuna çünkü para gerektiği şekilde piyasaya ulaşmıyor diye cevap veriyorum, peki kişi/şirket/kamunun borcu neden artıyor sorusu için ise tam yeterli izahat yok.


 FED para basıyor dolar neden düşmüyor


   Bir paranın değer kaybetmesi için enflasyona maruz kalması beklenir; enflasyon ortaya çıkması için de ya ekstra bir maliyet veya mallara olan talebin artması gerekir fakat bahsettiğim sebepler de bir birinden tamamen bağımsız değillerdir yani enflasyon ya talepten ya da maliyetten (Arzın likiditeye göre azalması) ortaya çıkar bu sebeple de FED'in bastığı paraların kağıt üzerinde enflasyon ortaya çıkarması gerekir fakat günümüzde bu olay gerçekleşmemektedir. Çok basitçe ifade etmek gerekirse hep verdiğimiz örnekte ekonomide 10 birim ürün 10 birim para olsun 1 ürün, 1 birim para maliyetinde olur, bu ekonomiye 10 birim para daha eklense (Merkez Bankası) ürün sınırlı olduğu için insanlar daha fazla ürün alamayacak ürünlerin değeri artacaktır fakat bu örnekte bahsettiğimiz merkez bankası 10 değil de 34232 birim para basıp bunu kasasında tutsa ürünlerin fiyatını ilgilendiren bir durum ortaya çıkmayacaktır veya merkez bankası bu parayı bankalara enjekte etse fakat bankalar bunu insanların kullanımına sunmazsa önemli bir etki ortaya çıkmayacaktır veya bu para bankadan çok sınırlı sayıda şirketin kasasına girse ve piyasa ile buluşmazsa durum değişmez.

Flash Crash nedir

  TL dün yeni bir flash crash ile 7.89'u gördü. Prensip olarak yazılarında yabancı terimleri kullanmamaya özen gösteriyorum fakat flash crash kavramının yaygın olarak kullanılan bir Türkçe karşılığı yok.


Flash Crash ne demek

 Flash crash, piyasalarda birden bire ortaya çıkıp kaybolan fiyatlamalara verilen isimdir. Flash Crash, 2010'da ABD borsalarında birden bire ortaya çıkan tuhaf fiyatlamayla literatüre girdi ve o günden beri dünyanın birçok yerinde benzer fiyatlamalar görülüyor. Son yıllarda finansal piyasalardaki işlemlerde algoritmaların etkisi günden güne artmaktadır hatta manuel işlemler çoğu piyasada toplam işlemlerin %20-30'una kadar gerilemiş durumda bu durum da bazı sorunlara sebebiyet verebilmektedir.

flash crash


 Algoritmalar sermaye sahiplerinin duygusal kararlar verip hata yapmasını engellemektedir fakat bahsettiğim bu algoritmaların hepsi aşağı yukarı aynı kıstaslara göre programlandığı için bazı zamanlar piyasalarda anlaşılmaz fiyatlamaları tetikleyebiliyorlar. Örneğin algoritmaları harekete geçiren en önemli kıstaslardan biri işlem hacimleri olmaktadır fakat algoritmalar harekete geçtikçe işlem hacimleri artmaktadır ve kendi kendini besleyen kısır döngüler sebebiyle satışı gerçekleştirenler dahil kimsenin sebebini bilmediği satışlar yaşanabilmektedir.


Türk Lirasında flash crash


 Yazının başında ifade ettiğim gibi dün Türk Lirasında flash crash yaşandı ve geçen haftayı 7.65 civarında kapatan dolar/TL kuru hızlıca %3'ten fazla değer kaybederek 7.9'un sınırından döndü. Türk Lirasında bu ilginç fiyatlama neden ortaya çıktı diye cevap vermek gerekirse;